Kaydet
a- | +A

Yeni İçişleri Bakanı Sadettin Tantan''ı İstanbul Mali Şubesi''nin başında olduğu yıllardan hatırlarım. Gerçekten, kimseden korkmayan gözünü budaktan sakınmayan, direk gibi doğru, örnek bir polis şefi idi. Şu sırada İçişleri Bakanı olması güven vericidir..

Polisleri seven, dertlerine ortak olmaya çalışan bir kişi olarak, son zamanlarda Emniyet Teşkilatı''ndaki olaylardan, ortaya çıkan yolsuzluklardan ve en fazla da, karşılıklı suçlamalardan çok rahatsız oluyordum. Emniyetin emniyet vermesi için güvenilir olması ve eğer problemler varsa, bunların ayyuka çıkmadan, "kol kırılır yen içinde misali" teşkilatın içinde halledilmesi gerekir.. Karşılıklı suçlamalar çok zararlı oluyordu, polis düşmanlarının eline koz veriyordu. Bir damla zehirin bile koca bir rezervuarı zehirleyebileceği gibi, yanlışlıklar mevzii, yanlış adamlar bir avuç olsa bile, bütün Emniyet Teşkilatı zehirleniyordu. Bunları ancak polisten gelen, polisin içini dışını bilen Tantan gibi bir kişi temizler ve polise saygınlığını kazandırabilirdi... Ve Tantan da şimdi bunları yapmaya çalışıyor; işi çok güç Allah kuvvet versin ve tamamına erdirsin.

BÜYÜK KENTLERİN BAŞIBOŞLUĞU

Tantan bu temizlik ve saygınlık harekatının yanında, İstanbul''da ve büyük şehirlerde, son zamanlarda şirazesinden çıkan ve Sodom-Gomore manzaraları arzetmeye başlayan gece hayatını zapt-u rapta almaya çalışıyor, baskınlar yaptırıyor ve eğlence yerlerinin ve kahvelerin muayyen saatlerde kapanması için kurallar koyuyor. Bu kurallarla da ilke olarak mutabıkım.. Bu kulüplerin bazıları uyuşturucu yuvası. Bazıları da çok genç olanların gittikleri yerler. Aslında ailelerin o saatlerde çocuklarının nerede olduğunu ve onsekizinden küçüklerin bu yerlere gitmelerine engel olmaları, bu yerlerin yöneticilerinin de zaten mevcut yasağı uygulamaları gerek. Bundan başka özellikle İstanbul''da Boğazın iki yakasındaki gece kulüplerinden ve diskolardan tahammül edilmez desibellerdeki canhıraş sesleri de kontrol altına almak gerekiyordu. Bunu da kulüp ve disko yöneticilerinin kendileri yapmalı idiler. Yapmadıklarına göre, iş kolluk kuvvetlerine düşüyor. Kısacası gerçekten de bu kulüplerin muayyen bir saatte kapanmaları zorunlu. Ancak bu saat kaç olmalı... 24 çok erken.. 02 veya 03 daha makul. Belirli bir saati kesinleştirip bu uygulamanın aksaksız devam ettirilmesi gerekir.

Ne var ki, bu diskolardan farklı bir nitelikleri olan çay bahçelerinin, doğru ise saat 24''te kapatılması kuralı konulmuş ki, bence bu saat, hele yaz mevsiminde fazla erken.. Kendi köyümden, Emirgan''dan, biliyorum ki sahildeki çay bahçeleri köy ahalisinin başta, turistlerin vb serinlemek yorgunluk almak için uğradıkları yerler. Yıllardır burada yaşarım ve bu çay bahçelerinin çevreyi rahatsız etmediklerine şahidim. Aksine!

Gene kendi köyüm olduğu için, evvelki gece yakından haberini aldığım tatbikatta "vur deyince öldürme havası" esmiş. Polisler gelmişler saat 23.30''da ihtar edip biraz sonra çay bahçesi tatili faaliyet ettiği halde bahçede gitmeye hazırlanan bahçe sahibine ceza kesmişler. Tekrar ediyorum; bu gibi bahçeleri saat 24''te kapatmak çok erken ve köy halkına haksızlık. Yaz geceleri Emirgan halkını da, bir çay vb içip nefes almak isteyenleri evlerine tıkmak biraz fazla eziyet oluyor ve tatbikatta da biraz aşırılıklar var gibi geliyor bana!

Sayın Tantan''ın yaptıkları çok doğru da, biraz daha yumuşak olmalı, nahak yere halkın tepkisini çekmemeli! Ama hemen ilave edeyim, bu arada Tantan''ın bu önemli icraatında, aşırı tepkilerle de cesareti ve şevki kırılmamalı. Bu konuda bir "altın vasatın" bulunması lazım!

ERBABI FESAT HÂLÂ FAALİYETTE!

Necati Doğru "asalım asmayalım" tartışması vesilesiyle soruyor; "Kürt sorununu Öcalan mı çıkardı?".. Hayır o çıkarmadı ama aramızdan birileri elbirliği ile desteklediler ve şirazesinden çıkardılar, öyle görünüyor ki bu fesatta devam edecekler... PKK ile mücadelede TSK başarılı oldu ya, şimdi "En korkulacak an zafer anıdır" diye bu başarıya gölge düşürmeye çalışıyor ve akıllarınca TSK''ya da "fazla şımarma" demek istiyorlar... "Üçüncü Dünya Haber Ajansının ve Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütünün Türkiye Temsilcisi Nadire Nater''in yazdığı ve mahkeme tarafından "devletin askeri kuvvetlerini tahkir ve tezyif edici" bulunduğu için toplatılan "Mehmedin Kitabı-Güneydoğu''da Savaşmış Askerler Anlatıyor" kitabı, hiç kuşkusuz, böylesine bir çaba! Zaten örgütünü söyle, ben ne yazdığını tahmin edeyim... Nater Hanım da (ne acıdır ki değerli bir eski komutanımızın kızı imiş) örgütlerinden anlaşılıyor ki "pasifist" (yani askerlik ve savaş karşıtı) bir yazar, Güneydoğu''daki hamaset, cesaret örneklerini yazacak değildi ya, seçmece bazı er ve yedek subaylarla konuşmuş onların menfi hatıra ve izlenimlerini yazmış. Açıkçası TSK''nın ve Güvenlik Kuvvetlerinin Mücadelesinin "kötü" yönlerini ortaya çıkarmak için... Bundan sonra devam edecek mücadeleye ve bu mücadeleye katılacaklara "yol" göstermek, onları askerlikten soğutmak için! Hiçbir ülkede böylesine bir mücadele devam ederken, böylesine yayınlar yapılmasına müsaade edilmez...

Savaş güzel ve istenecek bir şey değil.. Hele düşük yoğunlukta, bir iç savaşa yaklaşan savaş... Güney Doğu''da da onbeş yıl boyunca bazı istenmeyen, şeylerin olduğu, bazı askerlerin ya karakter zayıflığından ya ideolojik sebeplerle menfi hatıraları olması da muhtemel... Ama şu sırada bunların öne çıkarılması ve bu kitabın yayınlanmasında asıl maksat ne? Bunun adı "bozgunculuktur". Nitekim toplatılma kararını hemen organize bir şekilde protesto edenlerin kimliklerine bakarsanız maksadı daha iyi anlarsınız... Yaşar Kemal''in imzası kafi!