Sağda ve solda, birtakım, asker karşıtı entel-liboşlar var; ellerini ovuşturarak, orduya ve gelmiş geçmiş komutanlara yansıyabilecek iç ve dış gelişmeleri, umutla gözlerler; bunlardan pay çıkarmak için! Mesela Şili''de Pinochet''nin dokunulmazlığı kaldırılınca, aynı şeyin, Anayasa değişikliği ile Kenan Evren''in ve 12 Eylülün diğer Generallerinin başına geleceğini, bu komutanların da yargılanacaklarını, ümid etmekten de öte heyecanla bekliyorlar. Ya kuyruk acıları, ya da ideolojik saplantıları olduğu için!
Bu arada bazı gelişmelerden, kendilerine umut verici emareler de vehmediyorlar. Mesela, bir süredir Susurluk dolayısı ile, bazı yakıştırmalarla suç yüklemeye çalıştıkları, fakat üzerinde üniforma olduğu müddetçe iddialarında, imadan öteye gidemedikleri Tuğgeneral Veli Küçük''ün ve 28 Şubat sürecinde öne çıkıp, Orgeneral Çevik Bir''le birlikte etkili rol oynanayan Genelkurmay Başkanlığının sözcülüğünü yapan Tümgeneral Erol Özkasnak''ın son Yüksek Askeri Şûra toplantısında emekliye sevkedilmeleri, malum bazıları tarafından, adeta sevinçle karşılandı ve bazı gazete başlıklarında "Bir Devir kapandı" şeklinde yorumlandı. Bir defa,TSK''da, hiçbir devlet kuruluşunda olmadığı kadar "esprit de Corps" yani dayanışma ruhu vardır, süreklilik vardır. "Devirler", Genelkurmay Başkanlarının ayrılmaları ile "kapanmaz". Eğer böylesine başlıklar, genç "başlık atıcıların" bilgisizliğinden kaynaklanmamışsa, TSK içine, selefler ve halefler arasına bir nifak sokmak çabasından ileri gelmiştir.
YAŞ kararlarının hikmeti! Ben ötedenberi, çok açık seçik bir şekilde, TSK''nın Türkiye Cumhuriyeti rejiminin en son ve en sağlam sigortası olduğuna ve MGK''nın bugünkü statüsü ve terkibi ile Türkiye için zorunlu bir müessese olduğuna ve Yüksek Askeri Şûra Kararlarının da, Türkiye''nin koşullarına özgü olarak yargı denetimine tabi tutulmaması gerektiğine inanmışımdır ve bunun için de ilke olarak, YAŞ kararlarını, başkalarının tartışmasına karşı olduğum gibi, kendim de tartışmak istemem. En sağlam kuruluş olan TSK''nın, iç düzenini ve disiplin gereklerini, en iyi takdir edecek olanların, Genelkurmay Başkanı ile YAŞ üyelerinin, olduğuna inandığım için, karışmayı doğru da bulmam. İsteyenler bu konudaki kanaatimi, anti-demokratik addetsinler; benim için bu, yani TSK''ya dışardan müdahaleleri ve siyaseti karıştırmamak, "ince demokrasi" kaygılarından daha önemli ve zorunludur. Bunun için de Veli Küçük ve Erol Özkasnak hakkındaki kararları sadece tartışmak, eleştirmek değil, değinmek bile istemem. Ama doğrusu, bu iki Komutanın General Veli Küçük ile General Erol Özkasnak''ın Ordudan ayrılmaları, çok netameli dönemlerde kendilerini feda edercesine oynamış oldukları önemli rolleri bildiğim için, beni üzdü. Ben, gene de bazılarının söyledikleri gibi "fazla ortaya çıktıkları için" feda edildiklerine inanmıyorum ve inanıyorum ki, ne yapmışlarsa bağlı oldukları, Kurulun ve amirlerin bilgi ve direktifleriyle yapmışlardır. Ama ne var ki, galiba dünyanın her yerinde ve ordusunda, kritik mevkilerde bulunmuşlar için böyle meslek riskleri olabiliyor, feda edilebiliyorlar!
Liboşlara fırsat Ama, her iki karar dolayısı ile beni üzen husus, asker karşıtlarına ve askerden bir fire verilse diye pusuda bekleyenlere fırsat çıkmış olması. Şimdi göreceksiniz, bu iki komutan hakkında neler yazacaklar, ne yorumlar yapacaklar ve iki Generale başka neler reva görecekler! Hele şükür ki liboş takımının heyecanla bekledikleri, başka bir emeklilik tahakkuk etmedi; hedef tahtası yaptıkları Kıbrıs Güvenlik Kuvvetleri Komutanı Ali Nihat Özeyranlı, emekliye sevkedilmedi, terfi ettirildi de, bazılarının onun hakkındaki hevesleri kursaklarında kaldı. Terfi eden ve yeni görevlere atanan bütün Komutanlarımızı candan tebrik ederim.
İsmail Beşikçi dışarda! Bu vesile ile bir entel-liboş olayı daha; Radikal gazetesinde, Türker Alkanlı müjde veriyor; Kürtçülüğün, maalesef Türk kökenli ideoloğu İsmail Beşikçi bölücülüğü teşvik suçundan yattığı Cezaevinden, erteleme yasasından faydalanarak çıkmış. Kendim de mahpusluk çektiğim için cezaevlerinden tahliye edilenler konusunda duygusalımdır. İsmail Beşikçi de Alkan''ın iddia ettiği gibi, tab''an iyi ve yumuşak yüzlü bir insan olabilir ama bölücülüğü teşvik ederek, Kürtçülere verdiği "bilimsel" cesaret ve aramıza böylelikle soktuğu nifak, Alkan''ın iddia ettiği gibi sadece "düşünce suçu" ve "fikirlerin cesareti" diye kolaylıkla bağışlanır cinsten değildir. İşte, düşünce suçu ile bir devleti yıkmaya ve ülkeyi bölmeye fiilen hizmet etmek arasındaki farkı kanıtlayan canlı örnek! Sen, Türkiye''nin, birliğinin, bütünlüğünün altına nifak ve ayrılık dinamitlerini yerleştir, düşmaların eline, hep kullanageldikleri "bilimsel" kozları ver ve bunlara "düşünce" de. Düşünce özgürlüğünün himayesi altına koymaya çalış! Adamı, düşünceleri uğruna hapse girmeyi ve bunca yıl yatmayı göze aldı, sözlerinin arkasında durdu diye, ona kahraman de saygı duy. Bunda bir terslik yok mu? Sayın Alkan bağışlasınlar beni; İsmail Beşikçi, ülkemi bölmeye çalışan düşmanlara "bilimsel" olarak hizmet eden bir adama düşünce kahramanı diye saygı duyamayacağım. İşte bazı entellerle, bizim aramızdaki fark da bu! Alkan''a göre, Türkiye "aydınlarını hapiste çürütmekle" sabıkalı bir ülke imiş! Aslında Türkiye, son zamanlarda, hep bazı aydınlarının, daha doğrusu liboş entellerinin, böylesine ihanetlerine maruz kalmış bir ülke!
GÜNÜN FİKİR KIRINTISI "İhanet bir tarih meselesidir"
Charles Maurice Talleyrand, (her yeni gelen rejime "sadıkane" hizmet etmiş, eski Dışişleri Bakanlarından.)
"İhanet başarıya ulaşınca ihanet olmaktan çıkar!" John Marshall Harlan (1833-1911)
"İhanetin, başka başka meşru görülebilecek anlamları yoktur. İhanet ihanettir!"
Rebecca West.

