Kaydet
a- | +A

Hayat zaman zaman zorlar bizi…


Sarsar, köşeye sıkıştırır.


Bazen dibe vurduğumuzu hissederiz…


Bazen de her şeyin bittiğini…


Böyle zamanlarda durum her ne kadar umutsuz ya da imkânsız gibi görünse de; tutunduğum ve hep bana güç veren bir âyet-i kerime vardır:


"Hep birlikte Allah’ın ipine [İslamiyet’e] sımsıkı sarılın! Parçalanıp ayrılmayın! Allah’ın üzerinizdeki nimetini düşünün! Hani siz birbirinize düşmandınız da, O, kalplerinizi birbirinize ısındırmıştı. İşte O’nun [İslam] nimeti sayesinde din kardeşi olmuştunuz. Hem siz, bir ateş çukurunun tam kenarındayken, oradan [Cehenneme girmekten] de sizi O kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki, doğru yola eresiniz." [Âl-i İmran 103]


Aslında hayatım bu inancın özetidir…


Bu âyet hep güç kaynağı olmuştur bana.


İmanın da özü bu değil midir zaten?...


Yaradan’a teslim olmak,

O’na güvenmek,

O’na sığınmak,

Sadece O’ndan dilemek ve O’ndan beklemek…


Günümüzde dua etmek, Allahtan istemek yerine, çareyi başka yerlerde arayan o kadar çok insan görüyorum ki.. Çok yazık!


Bitmek bilmeyen hırsları, "sende niye var, bende yok" kıskançlıkları yaşamlarında her şey tamam gibi görünen ama hep bir arayış içinde olan açlıklarını gördükçe çok üzülüyorum… Dönüp onlara "çare Yaradan’da" demek geliyor ama nafile… Bazılarının gözleri kördür, bazılarının kalpleri mühürlüdür… Ne dersen de görmez, duymazlar.


Kalplerindeki bu boşluğu doldurmak için, çareyi başka yerlerde ararlar.. Kimileri meditasyonda, kimileri öğrendikleri new age akımlarda, kimileri de okudukları pozitif yaşam kitaplarında..


Ülkemizde dinin öğretilmesi belli dönemlerde kesintiye uğramış, zaman zaman da baskı altına alınmak istenmiş. Bunu artık biliyoruz hepimiz... Çok sevdiğim yazarlardan biri olan Rasim Özdenören, o dönemi ‘Çözülme’ isimli kitabında o kadar güzel anlatır ki… Kendi isteği dışında halka dayatılan ‘Batılılaşma’nın toplum ve ailedeki çözülmeye kadar varan sarsıcı etkisini usta bir dille işler.


Bu baskı ve dayatmalarla yetişmiş olan bir nesil var. O neslin belli bir kesimi ise bu dayatmalarla, dinden korkar olmuş âdeta. 


Çok şükür ki benim ailem onlardan değildi. Allah sevgisini, duaların gücünü aşıladı. Bunun için minnettarım onlara. Bir sıkıntım olduğunda annem; "Hiç üzülme sen kızım, Allah iyinin yanındadır. Bak görürsün Allah sana yardım edecek. Sen Allah’a güven" derdi. Ve annemin dediği hep çıkardı. Ne mutlu bana ki ben bu bilinçle büyüdüm. Bu bilinç bana hayatımdaki bütün zorlukları aşmamda yardım etti. Gücümün kaynağı oldu. Allah’ıma sonsuz şükürler olsun.


Etrafımızda mutsuz insanların her geçen gün artmasının nedeni bence maneviyattan yoksun bırakılmak. Bu kişiler, önlerine konan hedeflerin peşinde yarış atı gibi oradan oraya koşuyorlar. İyi okullar, yabancı dil öğrenme arzusu, iyi bir meslek, derken bir yerlere gelme çabası…  Hep bir hedef, hep bir koşuşturma ve hep bir kaos… İnsanoğlu hep nefes nefese…


Ancak gün gelip  koşacak bir hedef kalmayınca hayatının anlamını sorguluyor insan… Kendine dönüyor ve bir şeylerin yokluğunun farkına varıyor. İşte o zaman derin bir boşluk hissediyor içinde… Hobiler, sporlar, yeni moda felsefe akımları, kurslar, kitaplar, eğitimler… Ne yapsa dolmuyor o boşluk. Ve gittikçe büyüyor, daha da acı veriyor.


Modern ve özgür görünen,  bununla gurur duyan bu insanlar,  ne yazık ki aslında materyalizmin kölesi olduklarının farkına bile varmıyorlar.

Bununsa tek bir ilacı var: İslamiyet… Denize kavuşmak isteyen ırmaklar gibi kendi çalkantısının içinde debelenip duran insanların "vuslat kapısı''dır İslam dini…"


Bir insan ancak İslamiyet’i yaşarsa gerçek özgürlüğün ne olduğunu anlayabilir.  


Düşünsenize kimseye bağlı değilsiniz Allahü tealadan başka. Kimseye mecbur değilsiniz…  Çünkü bilirsiniz ki her şey Allah’tan gelir. Ve Allah, ihtiyacınız olduğunda sizin yanınızdadır. Arkanızda O olduktan sonra size kim zarar verebilir ki… O her şeye kadir olandır. Kendinizi samimi bir yürekle Allah’a teslim ettiğinizde artık kimsenin kölesi olmazsınız. Bundan daha büyük özgürlük var mıdır?…