Etraf toz duman bugünlerde... Herkes birbirine saldırıyor. Bu saldırılar sadece canlı bombalar değil, kalemlerle de oluyor. Kimileri sosyal medyayı kullanıyor, kimileri de köşelerini… Ben ise tam tersini yapacağım; gündeme inat sevginin gücünden bahsedeceğim.
Ne oluyor da yaş aldıkça bu kadar merhametsiz, bu kadar hırslı, bu kadar kalpsiz, vicdansız, vefasız, riyakâr, kötü niyetli oluyoruz?
Her zaman derim; dünyaya gözlerimizi açtığımız anda hepimiz aynıyız. Tertemiz, masum, savunmasız birer bebek… Peki sorun sadece zaman mı, çocukluğumuz mu?
Anne olduktan sonra şunu anladım; ebeveyn olmak sadece çocuğunu sağlıklı büyütmek değil, sağlam karakterli, topluma yararlı, sevgi dolu, merhametli, adaletli olarak da yetiştirmek gerekiyor. Çocuklar hakkında her gün yeni bir şey daha öğreniyor, bir anne olarak bu konuda sürekli kendimi geliştirmeye, yeni bilgilerle zihnimi güncellemeye büyük özen gösteriyorum. Bu nedenle çocuk eğitimi ile ilgili pek çok yayın takip ediyorum.
Son günlerde okuduklarım arasında beni en çok etkileyen ise bebeğin daha ana rahmindeyken anne ve babasıyla kurduğu sevgi bağının, onun gelecekteki kişiliğine etkileri üzerineydi.
Hiç kuşku yok ki sevginin çocuk gelişimindeki önemi her geçen gün daha da iyi anlaşılıyor. Bu konuda araştırmalar yapan bilim insanları, eğitimin aslında anne karnında başladığını ortaya çıkardılar. Yapılan araştırmalar gösteriyor ki; ana karnında dünyadan bihaber zannettiğimiz bebek aslında duyuyor, hissediyor, tecrübe ediniyor, hatta öğrenebiliyor.
Annesinin tüm hislerini algılayabilen bebek, sadece bununla kalmıyor, babasının annesine duyduğu sevgiyi ve ilgiyi dahi hissedebiliyor. Ve elbette ki bundan etkileniyor. Yani ‘henüz anne karnında’ diye düşünülen bebek, hamilelik sürecinde aslında her şeyi kaydediyor. Annesinin sevgiyle dokunuşlarını, duyduğu heyecanı, güzel sözlerini hissediyor. Babanın bu heyecana ortak oluşunu, sevgi dolu dokunuşlarını algılıyor. Ya da tam tersi, annenin huzursuzluğunu, anne ve baba arasında gerginlik ve tartışmalar varsa bunları da duyuyor ve zihnine kaydediyor.
Peki bu kayıtlar ne işe mi yarıyor? Çocuğun kişiliğinin temellerini atıyor, onun yaşamı boyunca devam edecek, kişiliğine yön verecek olan duygularının ne yönde gelişeceğini belirliyor. Hayata umutla bakan, kendine güvenen birey mi olacak, yoksa güvensiz, adım atmaktan korkan, cesaretsiz biri mi olacak? Ya da zalim mi, merhametli mi, sevgi dolu mu, sevgisiz mi?
Ne ilginç değil mi… Hamilelik döneminde karnımızdaki çocuğumuzla belki de farkında olmadan kurduğumuz bu ilişki, aslında onun geleceğini belirliyor. Kişiliğinin temelleri atılıyor.
Yapılan çalışmalar sonucunda da; anne ve babası tarafından sevgi görerek dünyaya gelen çocukların kendilerine daha güvenen, hayatta daha başarılı, sevgi dolu, merhametli, adaletli, huzurlu çocuklar oldukları ortaya çıkmış.
Ve beni hayli etkileyen ilginç bir deneyi paylaşmak istiyorum sizlerle… Hamileliğin dördüncü ayında bir ebeveynle yapılan çalışmada, babadan annenin karnına sevgiyle dokunması istenmiş. Baba bu hareketleri yaparken bebeği ultrasonda izleyen uzmanlar görmüşler ki, baba annenin karnına dokunduğu anda, bebek de babanın eline doğru yaklaşıyor ve orada kalıyor. Sanki ona yakın olmak istercesine… Baba elini çektiğinde ise bebek de uzaklaşıyor.
Ne muhteşem bir şey değil mi!..
Ne muhteşem bir şey değil mi!..
Yapılan araştırmalar gösteriyor ki sevgi dolu, huzurlu bir hamilelik süreci geçiren annelerin bebekleri sakin ve sorunsuz oluyor. Ve bu çocuklar sevgi ile büyütüldüğünde ileride muhteşem bireyler oluyorlar.
Yaradan’ın akıllarımızı aşan büyüklüğü, kudreti karşısında hayran olmamak mümkün değil. Tüm bunları öğrenince dünyaya daha farklı bakıyor insan… Gündemimizi meşgul eden kavgalar, sosyal medya üzerinden yapılan çekişmeler, boş söylemler anlamını yitiriyor. Hissettiğim, sadece yüreğimin en derinlerinde sonsuz bir şükür duygusu…

