İki taraf da kendine göre gereğini yapıyor, yoksa öyle bir teröristbaşı Öcalan restleşmesi değil. DSP''ninki de, MHP''ninki de. ANAP''ın şimdilik böyle bir endişesi yok. Başbakan Ecevit "Hiç kimse beni Öcalan''a acımakla eleştiremez. Öcalan''ın Suriye''den kovulmasını sağlayan bir hükümetin üyesiydim. Yine Öcalan''ın bir Afrika ülkesinde yakalanması talimatını veren Başbakan da benim" diyor ve ekliyor. DSP''nin çok daha önceden idam cezasına karşı olduğunu, Öcalan''ın dirisinin değil, ölüsünün ülkeye zarar verebileceğini. MHP sessiz düşünüyor, sızınca da bakıyorsunuz 18 Nisan seçimlerinde DSP''nin oylarının artışında Öcalan''ın yakalanışının payı da o nisbette büyük olduğunu belirtmekten geri kalmıyor. Yarın değil, bir gün daha sonra üç lider biraraya gelerek Başbakan Ecevit''in konuğu olacak ve teröristbaşı hakkında verilen idam kararının yerine getirilip getirilmemesinin değerlendirmesini yapacaklar.
SÖZ DÜELLOSU Birkaç günden beri DSP-MHP sözcüleri bile değil; liderleri Ecevit ve Bahçeli açıklama yapıp duruyor. Çok az konuşan Dr. Devlet Bey bu defa açıklamalarını sıklaştırdı. Hele bayram dolayısıyla gittiği memleketi Osmaniye''de gerek bayramlaşma sırasında, gerekse halkın dilek ve temennileri çerçevesinde MHP tabanının konuya olan duyarlılığını bir kere daha gördü. Bahçeli diyor ki: -Bölücü katilin idamına, Türk milleti adına bağımsız yargı hükmetmiştir. Bu mesele bütün Türk milletinin ve devletinin meselesidir. Bu kararın infaz edilmesini Türk milletinin geleceği ile ilişkilendirenler, ülkemizin Avrupa Birliği''ne üyeliğiyle aynı kabın içine koyanlar yanılıyorlar. Soğukkanlı Ecevit de bu defa Başbakan olarak değil de Bahçeli''nin her açıklamasını DSP lideri olarak görüyor: -Bunları 12 Ocak''ta düşünmemiz lâzım. Aslında Öcalan siyasal anlamda ölmüştür. Ama idam, o''nu siyasal anlamda yeniden diriltebilir kanısındayım!
TBMM KARARI ÇANKAYA''YA ÇIKSIN Dayanamadım, sordum geçen uzun süre birlikte olduğumuz bir MHP üst yöneticisine. "İsmimi de verebilirsiniz ama" dedi ve ekledi "12 Ocak toplantısına dayatma ile gideceğimiz zannedilir, sıkıntı olabilir" -Peki sıkıntı yok mu? Her şeye rağmen hükümet devam eder mi? -12 Ocak milat olacağa benzer. Hükümet o gün med-cezir''lere yakalanabilir. Ama bugün için kesin birşey söylemek yanıltıcı olur. Devlet bey aynı zamanda kendisine gelen görüşleri de aktarıyor kamuoyuna. Bu konuda koalisyon ortakları arasında bir sıkıntı var. Aşmaya çalışılacak. MHP kararın TBMM''ye, oradan da Çankaya''ya çıkmasından yana. Görevimiz de bu. Hoşgörüsüne sığınarak parti disiplini içinde olmayan vatandaşın sorunlarını da iktidarda sorumluluk almış bir parti yetkilisi olarak kendilerine aktarıp aktaramayacağımı sordum. Aktarmamı rica etti. -Vatandaşın geçim sıkıntısı had safhada. -Doğru söylüyorsun. Hepsini biliyoruz. Söylemle icraat farklı şeyler. Bugün için toplanan 24 trilyon verginin 21 trilyonu faize gidiyor. Ana borç ise aynen kalıyor. Bu şartlarda devleti idare etmeye çalışıyoruz. Cep telefonu çaldı. Arayan Devlet Bey''di. Hemen müsaade istedi. Birlikte kalktık. Saat da 23.00''e geliyordu. MHP''nin de DSP''den şikayeti vardı. Ama bir başka sefere anlatacak onları. Yeniden buluşacağız. Devlet Bey''in cumhurbaşkanlığına aday olup olmadığını da anlatacak.
Yargıtay Başkanı Selçuk''tan değerlendirme Sami Selçuk Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarına mutlaka uyulmasından yana. Ancak kararın, teröristbaşı Öcalan ile ilişkilendirilmesinden de rahatsız. Selçuk''un Evin Göktaş''a açıklamasına göre hukukun milliyeti olmaz, evrensel ölçüleri vardır. Millileştirilemez. Yargıtay Başkanı Doçent Dr. Sami Selçuk idam sorununa yumuşak önlem de düşünüyor. AİHM kararlarının üç şart doğurduğuna işaret ediyor. 1. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi hükümlerinin yorumunda otoritedir. 2. Karar hukuka aykırılığı vurgularsa, mağdura adil tazminat ödenir. 3. AİHM''nin kararlarına uymak zorunludur.
DÜŞÜN ADAMI SANATÇI AKİF USTA Memur Sen''in genel kurulu vardı. Mevcut başkanı Mehmet Akif İnan''dı. "Kimler aday" diye sordum. Kamil Aydoğan ile Zübeyr Yetik arasında bir yarış olacağını söylediler. Heyecanlandım "Akif Bey aday değil mi?" Kendi adıma sevinmiştim. Çünkü Akif İnan sendikacılığa başladığından bu yana yazı ürünlerine gerektiği kadar vakit ayıramıyordu. Böyle olunca belki yeni şiirlerini ezberler, taze yazılarını okuma fırsatımız olacaktı. Ancak öyle değilmiş. Akif Bey kanser tedavisi görüyormuş. Hemen telefona sarıldım. Kardeşi Dr. Ahmet İnan çıktı. Tedaviye gittiğini söyledi. Çok ciddi ağrıları olduğunu öğrendim. Moral için, motivasyon kazandırmak için Türkiye Memur Sen''e yeniden başkan seçtiler Akif Hoca''yı. Bittabi mutlu olmuş. Fakat sürekli gönüldaşlarından dua talebinde bulunuyormuş. Sancıların ardı arkası kesilmeyince memleketi Şanlıurfa''ya götürmelerini arzu etmiş. Bilindiği gibi orada da vefat etti ve defnedildi. Mekanı cennet olsun. Ankara ve İstanbul''dan bütün dostları ve talebeleri Şanlıurfa''ya taşındı. Ben Akif İnan''ı 1960''lı yıllarda yazılarından tanırdım. Müthiş bir hitabeti vardı. Etkileyiciydi. Necip Fazıl''ın bir konferansı için gittiğimiz Ankara Türkocağı Genel Merkezi''nde müdürdü. Parlamentonun en genç milletvekili Hasan Aksay ve öteki parlamenterle birlikte fotoğraf çektirdik. O zamanlar öyleydi, siyaset fikirin peşindeydi ve Ankara bir kültür başkentiydi aynı zamanda. Sonra kısa bir sendikacılık dönemi oldu. Ayrıldı, öğretmenliğe başladı. Gazi Eğitim''de çok sayıda öğretmen yetiştirdi. Necip Fazıl''ın en yakınıydı. Fakat siyasi görüş ayrılığı dolayısıyla gayrı kaldılar. Ancak Akif Hoca Necip Fazıl''ı bırakmadı. Derya, Nuri Pakdil''in Edebiyat, Mavera dergilerinin kurucularındandı. Akif Reha olarak Yeni Devir''in yazarı oldu. Telifsiz yazdı. Türk Ruhu, Hilal, Türk Yurdu, Filiz ve Yeni İstiklal''de de öyleydi. İyi ki öğretmenliği vardı, geçimini temin ediyordu. Yoksa telifleriyle geçinmeye kalksaydı, sıkıntıya düşecekti. Divan ve Halk şiirini çok iyi bilir ve okurdu. Yazıları ve şiirlerini topladığı Edebiyat ve Medeniyet Üzerine, Hicret, Din ve Uygarlık, Tenha Sözlerle Türk Edebiyatı adlı bir de ders kitabı var. Sıcak ve yardımseverdi. Hiç kimseyle resmi olamadı. Başta Necip Fazıl ünlü edebiyatçılar Ankara''ya geldiğinde hep onun evinde kalırdı. Rasim Özdenören, Erdem Beyazıd, Alaattin Özdenören, Cahit Zarifoğlu, İsmail Kıllıoğlu, Osman Sarı, Nazif Gürdoğan, Beşir Atalay ve onca edebiyat dostu, yazarı hemen bir halka olurlardı. Belli bir nesile bu kuşak yazarlar Necip Fazıl, Sezai Karakoç, Nuri Pakdil gibi mührünü vurdu. Birara Erzincanlı Fehmi Usta Hocaefendiye tabi oldu. Hacıbayram''a posteki serdi. Gönüldüşlarını orada kabul etti. Yazılara daha sonra ağırlık verdi. Yansıması sadece okurlardan geliyordu. Sendikacılık aklına nereden geldi bilmiyorum, bence iyi etmedi. Sanatçılığı, düşünce adamlığı geri planda kaldı. Çok zamanını aldı. Ama yazarlık gibi değildi organizasyon. Çok daha fazla vitrindeydi. Söylem içindeydi, bu güzel insan, gönül dostu. Diyalog adamı. Onun için gezdiklerini, gördüklerini ve hatıralarını yazamadı bu derviş insan. Tespitlerini de öyle. Hoca Ali Efendi''yi de, Abdülhakim Arvasi Hazretleri''ni de. Seyranbağlar''da Ballı Baba Sokak''taki Gül Apartmanı''nın dili olsa da içindeki edebiyat ve medeniyet sohbetlerini bir aktarsa. Mağfiret dilediğim bu sanatçıya bir fatiha lütfen. Kendisi ölümü şöyle anlatıyordu dizelerinde: "Gel anla ve/yaşa doğusal hüznü/Acılar güvence ölümsüzlüğe/Senden bir kaçtıkça sanayaklaştım/Göç nasibim özlem kanımdır benim/Bu tenha dünyanın ürküntüsünü/Ekledim gövdeme bir parça gibi/Bir sözdür susuşum bir ince fikir/Bin yorum getirir aklıma birden/Gövdemi kurşunlar sererse yere/Kırgın bakışların değdi bilirim/Ve ölüm konuğum olduğu zaman/Duyduğum vicdanım ayak sesidir/"

