Adamcağız tekerlekli sandalyeye mahkûm. Üstelik öyle hobileri var ki, yerine getirmezseniz kırılacak. Sonbahar konserleri başladı, futbol karşılaşmaları da fırtına gibi. Hafta sonu her ikisine de gitmek istiyor. Ama nasıl?
Çok kolay...Batı bu tür sorunlarını halletmiş. Sosyal güvence, güzel örnekler taşıyor, sosyal devlet anlayışı iyi uygulanıyor. Hollanda''da yaşlıların bir dediği iki olmuyordu. Yaşadım, gördüm. Almanya''da da sakatların, özürlülerin durumunu.
Kızılhaç''a telefon açıyor. Biletiyle birlikte Kızılhaç yetkilileri gelip bu örgütlü insan''ı evinden alıyor ve konsere götürüyor. Bir bakıcı sürekli onunla. Sonra da maç''a tabii.
"Bu kişi, zengin bir Alman ailesine mi mensup?" diyeceksiniz. Hayır. Köyde oturan bir işçi. Yasal hakkını kullanıyor. Kesilen sigorta ücretlerinden bu hizmetin karşılığı alınıyor. Yani Kızılhaç, sigorta''dan anında gidip ücretini tahsil ediyor.
Hoş değil mi Sosyal devlet''i yaşamak gerek.
Öyle insanlar tanırım ki yıllarca "sakat çocuğu"nu saklamış, herkesten gizlemiştir. Almanya''daki sakat veya özürlüler ise devletin kendilerine tanıdığı hakkın yeterli olmadığını ileri sürerek, daha fazla talepte bulunuyorlar.
Dönüp şöyle bir arkamıza baktığımız yok ki. "Nerede bırakmış, nerede kalmıştık?" Tarihi camilerimize ve külliyesine bakın "seki" dediğimiz normalden biraz yüksek yerler vardır, özürlülerin ibadeti için. Abdest yerleri de öyle. ABD''de bizden yansıma bir vakıf var: "Tedaviye Muhtaç Hastalara Yardım Vakfı" belli günlerde hastanelerde tedavi görenleri motive için hediyelerle ziyaret ediyor, moral kazandırıyor. Hangi ırk ve dinden olursanız olunuz. Sultan 2. Abdülhamit Han''ın eseri "Darülaceze" de halen yaşayan böyle canlı bir örnek. Kaldığımız yerden yeniden başlasak, bir yere varacağız. Ancak batıda yıllar sonra görünce cazip geliyor.
Kızılhaç''ın Orta Almanya''da etkinliğine katıldım birkaç gün önce. Onlarla birlikte köylerden eski giyim eşyası topladık. Büyük köylere; dev giyim yardım kumbarası koymuşlar. Her hafta fahri gönüllülerce toplanarak, Berlin''deki genel merkeze gönderiliyor. Buradan ambalajlanarak deprem, sel vs. gibi felâketle karşılaşan bölgelere sevkediliyormuş). Adapazarı depremine de göndermişler 17 Ağustos''taki. Aralarında "aksakal" bir Türk''ün olması pek hoşlarına gitmiş. Oysa tarihimiz hep böyle. İlk defa Hilâl-i Ahmer ile resmen Kızılay olarak örgütlenmişiz ama, fiili durum çok daha eski. Kitaplar zekâtını vermek için kent kent dolaşanlarını yazar fukara bulmak için.
Dün Frankfurt''taydım. Fuar merkezi şehrin tam ortasında. Dev bir yapılanma ve geniş bir fiziki mekan. Bir başka dev de fuarın önündeki "dev işçi". Elindeki çekiciyle sürekli demir dövüyor. Demirden bu simge sürekli çalışıyor. Almanya sanki çalışmak için var.
İşadamı dostum ve vakıf başkanı Yüksel Kavuştu sürekli soruyor bütün gezi boyunca "Almanya''da geceleri sokaklar, boş, anladım ama; gündüzleri neden sokaklarda İstanbul ve Ankara''da alıştığımız kalabalıklar yok?!"
Herkes işinde gücünde demek Yüksel Bey''i tatmin etmiyor; ancak, Almanya 24 saat çalışan insanların ülkesi olmuş.
Avustralya''ya Olimpiyat takımı olarak gönderdiklerinin çoğu yeni vatandaşı. Güreş takımının neredeyse tümü Türk. Hepsi de şampiyonluklara mühürünü vurmuş insanlarımız. Bir başka şampiyon da Almanya''da. Kur''an-ı Kerim okuma yarışmasında Dünya Birinciliğini elinde tutan genç Hafız Remzi Er de burada yaşıyor. Peugeot 206 otomobilleri var ya? Hani Türkiye''de sıra beklenen otomobil! O''nun dizaynını yapan Murat Günak da "Mercedes"e transfer oldu: "Premiere Classe". Dün vasat işçi olarak gelen vatandaşlarımız, bugün Almanya''da ya uzman, kalifiye emekçi ya müteşebbis. Kaldığımız yerden yeniden başlasak yetecek!

