Kaydet
a- | +A

Ahmet Kabaklı Hoca''nın cenaze namazında İmam Adem Erim cemaatten haklarını helâl etmelerini isterken bir de çağrı yaptı: - Ahmet Kabaklı Hocam sen de bize hakkını helâl et. Hepimizde hakkı var Kabaklı Üstad''ın. Rahmetli İsa Yusuf Alptekin''in oğlu, en az babasını kaybettiği acının katlanarak büyüdüğü bir günde gibiydi, gözleri yaşlı. Diyordu ki: - Doğu Türkistanlılar bir kere daha öksüz kaldı. Ahmet Kabaklı Hoca her şeyimizdi. Dikkat ettiniz mi Şeyh''ül Muharririn''in tabutunda, kelime-i tevhid vardı, bir ucunda Türk, ötekinde Doğu Türkistan Bayrağı vardı ve O''nu tekbirlerle taşıyan onbinlerce talebesi, okuyucusu, gönüldaşı, soydaşı ve dindaşı. Güzel Ölüm''de kendi deyişiyle "Güzel Yaşayan Güzel Ölüyor"du. Çalıştığı gazetelerde bir slogan vardı, kendisi mi istemişti bilmiyorum, ama "O" ömür boyu bunu düstur edindi "Nerede Türk varsa, oradaydı." Türkçe sahipsiz, edebiyat öksüz, sanat yetim! 1983''te Temellerin Duruşması adlı eseriyle kendisini bir meslek kuruluşumuzda Yılın Yazarı seçmiştik. Bu esere o''nun imza atması kadar önemli bir şey yoktu. Yoksa bu konuda çok telif vardı. Dolayısıyla baskı üstüne baskı gerçekleştirdi. Son cildi bitmek üzere olan Türk Edebiyatı ise muhteşem bir çalışma. Hakeza aynı adla yayınlanan aylık dergi de öyle. Vefat haberini TBMM Başkanvekili Murat Sökmenoğlu''ndan öğrendim. Genel kurulda anons ederek duyurdu. Herkes dua etti Hoca''ya. Eşi Meşküre Hanım 48 gün önce vefat etmişti. Taziyet için aradım. Ulaşamadım. Kendisi de hastaymış. Servet''in yanına taşınmış. Kontrolleri de sürüyormuş. İşte tam bu sırada bir heyet gönderdi Kabaklı Hoca. Önce bana telefon ettiler, sonra TBMM İdare Amiri Ahmet Çakar''ın ofisinde buluştuk. Sadiye Özbaş ve arkadaşı gelmişti. Konu Türk Edebiyatı''ydı. Kabaklı hasta yatağından telefon açtı: - Sen bizim Ankara temsilcimizsin... Türk Edebiyat Vakfımızın, dergimizin nazını üslenebilecek bir yazarsın.. Okuyan insanlarımızın sayısı her geçen gün azalıyor. Türk Edebiyatı sahipsiz, Türkçemiz öksüz, sanatlarımız yetim lütfen zahmetlerimize kusura bakma. "Mümkün mü hiç" dedim "Benim görevim bu" Mutlu oldu. Türk Edebiyatı Dergisi tahammül sınırlarını zorluyordu. Kabaklı Hoca''nın ricasını İstanbul Heyeti''yle birlikte Basın Müşaviri Nafiz Şahin dostumuz aracılığıyla Kültür Bakanı İstemihan Talay''a ulaştırdık. Kütüphanelerimize artık Türk Edebiyatı gidecekti. Ömer Seyfettin Hikaye Yarışması 2001 Kültür Bakanlığı''yla ortaklaşa yapılacaktı. Hemen aradı, teşekkür etti. Ayakta durabilen en uzun ömürlü dergi Türk Edebiyatı acil servisten çıkacaktı. Bilemezdik ki Kabaklı Hoca hizmetlerinin sonunu gerçekleştiriyordu. Telefonda da Türk Edebiyatı''yla mutlaka ilgilenmemizi rica ediyor, yaşamasını istiyordu. Sanatçı, öğretmen, fikir, düşünce, iman adamı, gazeteci yazar Ahmet Kabaklı ülkesini, insanını, değerlerini, Türk-Müslüman olmanın gururuyla birleştirerek büyük bir aşk ile seviyordu. Hatta onlar için yaşıyordu. Günümüz, bilgesi, erdemlisi, münevveri bir insandı. Şahsiyetli, güçlü ve zengin bir Türkiye mücadelesi veriyordu. Mücadele belki de yeni başladı. Ahmet Kabaklı gonku vurdu, başta cenazesine katılan politikacı, bürokrat, sanatçı, yazar, işadamı, akademisyen, esnaf, genç, üniversiteli, sivil toplum kuruluşları temsilcileri, kolkola oldukları sokaktaki vatandaşlar herkes, haydi görev başına.

Heyecanlanmak yok Reel ve mali sektörün sorunlarına yönelik çözüm önerileri Ecevit, Bahçeli ve Yılmaz ile kurmaylarının katıldığı 2. toplantıda da ele alındı. Bugün de Bakanlar Kurulu''nda görüşülecek. Kararlar ve sonuç ise hafta içinde açıklanacak. Bu toplantılara İstanbul Ticaret Odası Başkanı Mehmet Yıldırım başta bazı ilgili ve önemli kuruluşlar ve isimler davet edilmedi. İşçi Konfederasyonu temsilcileri de öyle. Davet edilmemişlerdi. Salim Uslu''yu aradım. Hak-İş''in konuya ilişkin görüşünü istedim. "Neden davet gelmedi?" diye de sordum: - Davet geldi.. Cumhuriyet Savcılığı''ndan geldi.. 1 Aralık''taki eylememiz dolayısıyla adliyeye gideceğim.. Memur eylemimiz kanunsuz sayılıyor.. Oysa o gün pahalılığa, vurguna, soyguna, savurganlığa, rüşvete, hantal yapıya itiraz etmiştik. Hükümet bu mesajımızı doğru okumadı. Büyük sermayeyi Başbakanlığa davet etti. Bize Savcılık kaldı. Salim Uslu, toplantıdan çıktı ve cevapladı, dertli: - Yaman çelişki içinde yönetim.. Sorun işverenlerden ibaret değil. Bu bir saplantı olur, o zaman. Büyük sermaye ile iyi geçinmek endişesidir. % 80''lik bir oran dışlanıyor. Ciddiye alınmıyor, görmezlikten geliniyor. İşçi kesimi için yılgınlık, umutsuzluk oluyor. Sermayeye kredi açılacak. Para ve imtiyaz tartışması yapılacak. Siyasal reklâm gerçekleştirilecek. Bu toplantıda toplumsal heyecan ve motivasyonu yok. Hükümet ayrıca 4.5 katrilyon vergisini de tahsil edemiyor. Peki neden? - İşçi çıkarmalar sürüyor, kapanan fabrikalar oluyor mu? - İşte son örneği.. Yalova Elyaf Fabrikası''nın makul talepleri vardı. Karşılanmadı. Kapandı. Niğde''de Doğan Holding''e ait bir fabrika 350 emekçinin işine son verdi. Sonunda herşey işçiye fatura ediliyor. Sürünmenin adı programda istikrar oldu. Gelir dağılımı adil değil. Üstelik porgramda da % 50 sapma oldu. Ulusal birlik, dayanışma ve güven artıran politikalar oluşturulması gerek iken, emekçiler bir dışlanma yaşadı. Gelişmeden TÜRK İŞ de, DİSK de müşteki. Salim Uslu, Kayahan''dan bir de şarkı hatırlatıyor ve mırıldanıyor "Sana sevdanın yolları, bana kurşunlar!"