Kaydet
a- | +A

Almanya''da 21 ayrı millet var. Bunlardan 20''si çifte tabiiyetli..hem kendi ülkesinin verdiği vatandaşlık hakkı ve pasaportunu koruyor, hem de yeni vatandaşı olduğu Almanya''da. Tümü de bulunduğu ülkenin ekonomik kalkınması için vargücüyle çalışıyor.

Bunlardan en eskisi ise, yani yaklaşık 40 yıldır Almanya''da çalışan ve dördüncü nesli devrede olan ise Türkiye ve Türkler. Ayrıca Türk müteşebbislerinin yatırımı ise önemli bir yer tutuyor.

Buna karşılık çifte tabiiyet hakkı verilmeyen ve şart koşulan tek ülke Türkiye, tek millet ise Türkler. Kuzey Irak''tan gelenler, Tunuslular, Cezayirliler, ne bileyim çoğu Afrika ülkesinden gelenler hemen Alman vatandaşı oluyor, olabiliyor; kendi ülke vatandaşlığından ayrılmadan.

Türkiye''ye bu şart koşuluyor. İlla Türk vatandaşlığından ayrılacak, "vatansız" kalacak, bir müddet sonra da Alman vatandaşlığına uygun görülürse alınacak! Doğrusu Almanya gibi milletlerarasında bir saygınlığı olan bu ülkeye hiç de yakışmıyor. Avrupa''da en fazla yabancı Türkler. Almanya''da 2.5 milyonu aşkın Türk yaşıyor. İşin başından beri Almanya''nın kalkınması için gayret gösteriyor. Dur durak bilmeden çalışıyor.

Hatta bir Portekizli, bir Yunanlı veya bir İspanyol ya da İtalyan işçinin gerisinde, birçok sosyal haktan mahrum olarak. Meselâ bir Rum işçi iznini geçirse Almanya''ya Atina''dan 6 ay sonra dönse, aynı gün işine başlayabiliyor. Bir Türk işçisi ise senelik iznini bir gün geçirse sözleşmesi iptal oluyor. Almanlar nedenini ikili anlaşmalar çerçevesinin uygulanması biçiminde izah ediyorlar. Gerçekten 60''lı yıllarda gurbetçi akını başlarken Ankara, böyle bir şartı unutmuş, takip etmemiş, üzerine gitmemiş. Öteki işçi gönderen ülkeler ise sözleşmeye her türlü sosyal güvence''yi koyarak imzalamışlar.

Ankara çok sonra farkına vardı bu gelişmenin. Önceki "Aman iş bulsunlar da nasıl olursa olsun" anlayışı şimdi çok değişti. Çifte vatandaşlık konusunda Türkiye; Almanya''ya, bu ülkedeki işçilerini vatandaşlıktan çıkarmayacağını, öteki ülke işçileri gibi aynı haklardan istifade etmesi gerektiğini bildirdi. Türk işçilerinin çok özelliği, ötekilerde yok ayrıca. Tecrübesi, birikimi, uzmanlığı, intibakı, yabancı dil kavrama kabiliyeti önemli bir hassasiyet. Hele hele çalışkanlığı, işbilirliği ve takibi!

Türkiye''nin tavrı Almanya''daki gurbetçilerimizi yüreklendirdi. Türk kuruluşlar ses verdi, Türk yetkililer, sivil toplum kuruluşları yakışıksız bu gelişmeyi kınadılar. Prof. Hakkı Keskin gibi Almanya''da sözü dinlenir bir akademisyenin açıklamaları dikkat çekti, bu uygulamanın yanlışlıklarını sergiledi. Hiç olacak şey değil. Evrensel normla#dan, hukukun üstünlüğünden, insan haklarından sürekli bahseden bir ülke yönetiminin böylesine bir çelişkisinin izahı gerçekten zor. 40 yıldır Almanya Ekonomisi için kafa ve kol işçiliği yapan emekçilerimizin hakkı gaspedilmemeli, verilmeli. Üstelik bu tasarruf AB sürecinde hiç de şık değil.

Galatasaray, Beşiktaş''tan sonra, Avrupa kupalarında söz sahibi Antalyaspor ve Gaziantepspor''un maçlarını bu akşam onlarla birlikte izleyeceğim. Türk kahveleri hıncahınç dolu bu akşamlar. Takımların dev posterlerinin yanında Türk Bayrağı dalgalanıyor. Yapılan tezahüratlarla sanki Dolmabahçe''de, Ali Sami Yen''de, Rüştü Saraçoğlu''nda, Kamil Ocak''ta maç izliyoruz. Aynı heyecan, aynı duygu Almanya''da fazlasıyla yaşanıyor. Karşılaşma sonrası sokaklardaki araçlarla dolaşmalar da öyle: "En Büyük Türkiye". Hele aralarında bizim gibi bir de konuk varsa, "Türkiye" tezahüratı katlanarak büyüyor.

Konuşuyoruz da, Almanya''nın çifte vatandaşlık vermeme dayatması karşısında Türkiye''nin ve Almanya''daki Türk kuruluşlarının tavrı moral kaynağı olmuş. Bir başka motivasyonları ise kendine güvenleri: "Almanya 40 yıldır çalışmamızı biliyor. Ayrıca insan haklarından ve eşitlikten bahsediyor. Hatadan dönecek" diyorlar. Galiba biraz daha zamana ve tavıra ihtiyaç var.