Kaydet
a- | +A

Büyüklerin işi daima başından aşkın... Enflasyon, erozyon, hayat pahalılığı, terör, trafik, mafya, çeteler, skandallar, umutlu umutsuz operasyonlar, ihaleler, İran''la ilişkiler, Galatasaray''ın bütçesi... hep büyüklerin hakkından gelmesi beklenen konular. Bu kadar büyük işin arasında çocuklar kaynayıp gidiyor galiba. TBMM''nin açılış günü olan 23 Nisan''ı Çocuk Bayramı olarak kutlayan bir milletiz. Ne güzel! Fakat bu hassasiyetimize denk düşmeyen icraatımız var. Sinsi bir çocuk istismarı ile karşı karşıyayız. Gönüllü, güle oynaya bir çocuk istismarı. Çocuklarının üzerine bir ömür boyu kol kanat geren annelerin şuursuz işbirliğiyle gerçekleştirilen masumiyet sömürüsü. Çocuk istismarı sadece çocukları dilendirmek, ağır işlerde çalıştırmak, dövmek değildir. Çocuğun, akıl bâliğ olmadan önce eğlence maksadı ile kullanılması da çocuk istismarıdır. Yılda bir defa 23 Nisan''da çocuk bayramı kutlayıp çocukları cumhurbaşkanı, başbakan, bakan koltuğuna oturtmakla çocuk haklarına saygı gösterilmiş, çocuklara değer verilmiş olmaz. Anneler, babalar, özellikle anneler! Lütfen aklımızı başımıza toplayalım. Üçüncü sınıf içkili gazino mekânına benzer bir stüdyoda büyükler oturuyor; küçücük kızlar, kimi daha okula bile başlamamış yavrucaklar dekolte kıyafetler içinde, ağır makyajlı çehreleriyle ortaya çıkıp başlıyorlar vücutlarını kıvırmaya. Günün moda şarkılarından biri çalarken, çocuk o şarkıya göre kaş göz oynatarak, şarkıcının taklidini yapıyor, dans ediyor. Zaten kıyafeti de o şarkıcının giydiği esvabın örneği. Seyircilerin çoğu anne. Çocuğun annesi de orada. Hep birlikte el çırpıyorlar, çocuk kendini o şarkıcıya ne kadar iyi benzetirse, ne kadar iyi gerdan kırarsa o kadar memnun oluyorlar. Erkek çocuklar da çıkıyor, onlar da taklid ettikleri şarkıcının kostümleri içinde başlıyorlar allanmaya, dövünmeye, çırpınmaya... Seyrederken kâh utanıyorum, kâh acıyorum. Tek kelime ile çirkin... Kan kırmızı rujlu, koyu yeşil farlı, rimelli, bir omzu dışarda, göbeği meydanda, 7 yaşında var yok bir kızcağız oryantal yapıyor! Oturan hanımlar tempo tutuyor. Televizyonları başında binlerce vatandaş seyrediyor. Çocuktan beklenen bütün kaabiliyet seçtiği şarkıcıya benzemek. Onun taklidini yapmak. Bunun dışında hiçbir beceri söz konusu değil. Çocuk orada "kendisi" değil. Kıyafetiyle, makyajıyla, tavırlarıyla günün gözde bir şarkıcısı. Sesi zaten yok, ses teypten geliyor. Kendine ait hiçbir şey yok! Ben çocuklar şarkı söylemez, oynamaz demiyorum. Ne münasebet?! Elbette çocuklar şarkı söyler. Fakat herhalde 7 yaşında bir çocuğa, sözün gelişi, "Bu akşam bütün meyhanelerini dolaştım İstanbul''un" şarkısını söyletmezsiniz. Ya da "Emiceoğlu Dursun, gezer gezer durursun/ Evlendirmeyin onu, bekârlıktan kudursun" türküsünü söyletmezsiniz. Bütün dünya müzik piyasalarında "çocuk şarkıları" diye bir kategori var. Biz de de var. Zaten bunların yaptığı şarkı söylemek de değil. Ortaya çıktıkları yer bir okul müsameresi de değil.

Çocuklar arasında çeşit çeşit yarışmalar yapılabilir. Bilgi yarışması olması şart değildir. El becerileri, dil becerileri, spor müsabakaları... Fakat burada beceri, kaabiliyet diye birşey yok ki! Burada, dünyadan haberi olmayan, aklı bir şeye ermeyen masum çocuklar büyüklerinin egoist zevklerine kurban ediliyor. Anneler içlerindeki bastırılmış duyguları çocukları aracılığıyla tatmin ediyor. "Ahlâksız memleket" deyip geçilen Amerika''da böyle manzaralar göremezsiniz. Çocuklar arası türlü yarışmalar yapılır. Okullarda yapılır, tiyatrolarda yapılır, televizyonlarda yapılır. Ama ucundan kıyısından bile olsa eğitimle ilgili bir tarafı vardır, "çocukların bir kaabiliyet göstermesi" fikrine dayanır. Ya da sadece eğlence amaçlıysa, çocuklara hitabeden programdır, sahneye çıkan çocukların yaşıtları olan seyircileri eğlendirmek için tertiplenmiştir, hiçbir zaman büyükleri eğlendirmek için değildir. Büyüklerin zevkini tatmin için televizyon gibi halka hitabeden yayın organları aracılığıyla çocuklar kullanılmaz. Bizde, ne yazık ki çocuklar bir çeşit eğlence malzemesi olmuş. Zaten televizyonlarımızda hemen her program müzik ağırlıklı. İki kelime lâf edip "hadi şimdi çalalım, oynayalım." diye davranılıyor. Çocuklar da bu furyadan böylece nasiplerini almışlar. Çocukların küçük yaşlarda beyinleri yıkanmasın diye "sekiz yıllık kesintisiz eğitim" gibi tedbirler düşündük. Peki... Bu çeşit beyin yıkamanın tehlikeleri neden göz ardı ediliyor? Daha ilkokula başlamamış yahut ilkokul öğrencisi bir çocuğun, "falanca popçuya benzerse alkış alacağı" düşüncesi beyin yıkama sayılmıyor mu? Ana kucağından yeni kurtulmuş bir çocuğun oyuncaklarından ve boya kalemlerinden sonra tanıdığı ilk şeyler ruj, rimel, kırıtmak, kıvırtmak, şarkıcı olmak ise, bu beyin yıkama değil de nedir?