Kaydet
a- | +A

Memleketimizde okullar kapandı, öğrenciler karnelerini aldı. Karneleri "pekiyi"lerle dolu olanlar şüphesiz keyiflidir, zayıfları olanlar üzüntülüdür. Karnelerin manzarası evin genel vaziyetine de tesir eder. Tatilin daha zevkli geçmesi için iyi bir karne, iyi bir mukaddime oluyor. Çocuklarının başarılı olmasını istemeyen anne-baba var mıdır? Yoktur. Ama bu istekte ölçüyü kaçırmamak lazım. Bugün, oniki yaşındaki Amerikalı Donna''nın hatırasını yazacağım sizlere. Yaz tatiline başlangıç hikayesi olsun. "Jane, okulun en çalışkan kızıydı" diyor Donna. "Bütün derslerinden daima A alırdı. Hem de kıvır kıvır bal rengi saçlarıyla herkesin sevdiği çok güzel bir kızdı. Ona imreniyordum, hatta biraz kıskanıyordum, onun gibi olmak için can atıyordum. Bir öğleden sonra okul çıkışında bahçede annelerimizi bekliyorduk. Hafta sonunda sinemaya gitmeyi teklif edecektim ki yüzündeki ifadeyi görünce vazgeçtim. Kendisini süzdüğümü farkedip sordu: "Nereye bakıyorsun öyle?" "Sana..." "Niçin?" "Çünkü çok dertli, kederli görünüyorsun." "Tarih imtihanından B aldım." dedi. Sesi cinayet işlemiş birinin sesiydi sanki. "Bu yüzden mi üzgünsün?" diye şaşkınlıkla sordum. O kadar garip gelmişti ki bana?! B''nin ne kötülüğü vardı ki?! Aklıma gelen bütün teselli cümlelerini sıraladım. "Bana bak Jane, B almak dünyanın sonu değildir. Keşke ben de seni aldığın notları alsam... B aldım diye üzülüyorsan deli olmalısın. Kendine gel! B alınca ne olacak ki?!"

"Bir an yüzüme baktı. Bana güvenip güvenemeyeceğini düşünüyor gibiydi. Sonra kulağıma eğildi, eğer arkadaşsak benimle bir sır paylaşacağını fısıldadı. "Ama söz ver, kimseye söylemeyeceksin." Okulun en başarılı, en gözde kızlarından birinin benimle bir sırrını paylaşacak olması doğrusu pek hoşuma gitmişti. Merak da etmiştim tabii. "Söz ver!" diye ısrar etti. Evet manasına başımı salladım. "Babam beni deri kayışla dövüyor." Sesi o kadar zayıf çıkmıştı ki zor duymuştum. Gözleri doldu, gözyaşları yanaklarından aşağı süzülmeye başladı. "Babam bütün imtihanlarımdan hep A almamı istiyor. Daima A almak zorundayım. Mecburum." O kadar şaşırmıştım ki emin olamadım. "Yani kemerini çıkarıp seni dövüyor. Çünkü A değil de, B aldın diye, öyle mi?"

"Evet..." Başını iyice eğmişti, gözyaşlarıyla ıslanan yüzünün görünmesini istemiyordu. "Bu akşam işten döndüğünde, B aldığımı duyunca..." "Seni dövüyor ha? Basbayağı dövüyor?" Bir babanın böylesine acımasız olabileceğine, duyduklarımın doğru olabileceğine inanmak istemiyordum. "Evet. Düşük notlar için mazeret olmadığını söyler her zaman. Kendisi okuldayken hep A alırmış. Ben de onun kızı olduğuma göre hep A almalıymışım." "Peki annen ne diyor bu işe?" "Annem babam beni döveceğinde odadan çıkar. Babam işini bitirdikten sonra geri gelir ve sarılır, babamın beni ne kadar sevdiğini, benim iyiliğim için böyle davrandığını anlatır. Zaten... bir süre canım yanıyor, sonra geçiyor. Görüyorsun, not ne kadar önemli. Peki senin baban böyle düşünmez mi?" "Elbette babam benim iyi bir eğitim almamı ister. Okuldan döndüğümde ödevlerimi bitirmeden asla dışarıya oynamaya göndermez. Kötü not aldığımda elbette memnun olmaz ama asla dövmez de." "Peki, kötü not aldığında seni cezalandırmıyor mu?" "Hayır... Sadece durur ve gözlerimin içine dik dik bakar. İlk adımı alçak fakat sert bir sesle, harflerin üzerine basa basa söyler. Ardından orta adımı da aynı sert ve alçak sesle, harflerin üzerine basa basa söyler. İşte hepsi bu! Ben ne demek istediğini anlarım." "Sonra?.." Arkadaşım kayışla dövülmekten daha kötü bir ceza duymayı ummuştu belki de. "Sonrası... Daha sıkı çalışırım, bir dahaki imtihanda daha iyi not almaya gayret ederim." O sırada Jane''in annesinin arabası okulun park yerine yanaştı. Arabaya doğru yürürken bir kere daha fısıldadı: "Unutma! Söz verdin." Sözümü tuttum. Onun benimle paylaştığı sırrı kimseye açmadım. Ama o günden sonra bir daha ona imrenip onun gibi olmak için de can atmadım.