Kaydet
a- | +A

Ankara''ya "memur şehri" derler. Ben biraz daha genişleterek "Cumhuriyet şehri" diyeceğim. Türkiye Cumhuriyeti''nin tecessüm ettiği başkent... Düzgün, uzun ve geniş açılmış caddelerin iki yanına dizilmiş heybetli devlet daireleri, "büyük" adamların girip çıktığı, adı büyük, kendi büyük binalar... Ankara, Ankara güzel Ankara Seni görmek ister, her bahtı kara Senden yardım umar her düşen dara marşında dile getirdiğimiz gibi, dertlere deva olması umulan binalar... Sonra lojmanlar... Her boydan, her kaliteden düzine düzine lojmanlar... Çiçekli, çimenli, heykelli meydanlar, şuurlu eller ile dikilmiş ağaçlar... Ankara bir Cumhuriyet şehri... Çevre yolunun Çankaya girişindeki çöplük hariç... Çankaya Köşkü''ne 5 kilometre mesafedeki çöplüğü görmeyenlerin görmesini tavsiye ederim. Bilhassa yetkili kişilerin o utanç verici manzarayı görmelerini, yayılan keskin kokuyu duymalarını hararetle tavsiye ederim. Ankara''da yetkili kişiden çok ne var? Ankara yetkili kişiler şehri... Fıkrayı bilirsiniz, Yahya Kemal''e sormuşlar: "Ankara''nın en çok nesini seversiniz?" Koca şair cevap vermiş: "İstanbul''a dönüşünü." Bir İstanbul aşığından başka türlü cevap beklenemezdi. İstanbul''a aşık olmamak da zor. Her şeye rağmen... Gecenin ortasında, Ankara''dan İstanbul istikametinde yola koyulduğumuzda Yahya Kemal''i hatırladım ve bu dönüşü yaşıyor olduğuma sevindim. Sabahleyin İstanbul''un sivri binalarla kaplanmış tepeleri, bayırları göründüğünde bir kere daha hatırladım. Onun devrinden beri İstanbul ne kadar değişti?! Şu anda yaşasaydı aynı şeyi söyler miydi? Bugünün insanı olan, İstanbul''un kırk elli yıl önceki halini bilmeyen ben söylüyorum. Öyleyse, İstanbul her şeye rağmen güzel şehir...

Ankara''nın 70 küsur yıllık çehresinden sonra İstanbul''a vardığınızda birkaç bin yıllık bir tarih sizi sarıp sarmalıyor. Aynı meydanda Eski Yunan''ın, Mısır''ın, Bizans''ın diktiği eserler ile Osmanlı Türkünün yadigarları... Osmanlı Türkünün diğerlerine kol kanat geren, diğerlerini himayesi altına alan heybeti, haşmeti... İstanbul imparatorluk şehri... Bu şehri neden seviyorum? Bilmiyorum. Dünyada daha göz alıcı tabiat manzaraları yok mu? Var! Daha mükemmel insan yapısı eserler yok mu? Var! Daha planlı, daha temiz, daha rahat yaşanacak şehirler yok mu? Var! Hem de çok! Öyleyse nedir bu şehre bizi çeken? Nedir bu şehri bu kadar cazip kılan? Herhalde vatanın hülasası oluşu...

Vatanın hülasası ama bu mevsimde vatandaştan çok turist kaynıyor ortalık. Esnaf Türkçe''den ziyade İngilizce ile önünüze atılıyor. Maşallah simitçi çocuklarımız bile İngilizce biliyor! En rahat alışveriş yapılan yerler büyük kitapçılar... Sadece oralarda "buyrun, ne baktınız?" diye peşinize takılıp sizi yakın takibe alan satış elemanları yok. Gönlünüzce etrafınıza bakınabiliyorsunuz. Kitabın alımında, satımında kimsenin acele ettiği yok! Tramvaylarla otomobiller aynı demiryolunu kardeş kardeş kullanıyor. Önde tramvay, arkada bir veya birkaç otomobil, yahut önde otomobiller, arkada tramvay, peşpeşe gidişleri görülmeye değer. Yol, biliyorsunuz, aslında otomobillere aitti. Demiryolu sonradan döşendi, şimdi otomobiller hareket sahalarına el koyan tramvayın yolunu mümkün mertebe işgal ederek intikam alıyorlar. Tramvay da mülkün eski ve esas sahibine göz yumup durumu idare ediyor. Nuruosmaniye Camii''nin merdivenlerine bir levha koymuşlardı: "Merdivenlere oturmak kesinlikle yasaktır." Merdivenlerde her yaştan bir düzine insan oturuyordu. Süleymaniye Camii''nin avlusunda, birkaç yere aynı levhayı asmışlardı: "Çimenlere oturmak yasaktır." Her yaştan insanlar grup grup çimenlerin üstünde oturuyordu. "Buraya çöp dökmek yasaktır" yazısının altına boş gazoz kutuları, plastik şişeler, naylon torbalar atılmıştı. Yalnız "Cami duvarına ilan yapıştırmak yasaktır" yasağının ihlal edildiği yer görmedim. Varsa bile ben görmedim. Arabalar, girilmez denen yollara giriyor, park edilmez denen yerlere park ediyordu, Trakya Otoyolu''ndaki motorlu trafik selinin arasında bir at arabası aheste aheste gidiyordu. Yine en kalabalık caddelerde, taşıtların ortasında küçücük çocuklar fırıl fırıl dolanarak kağıt mendil satıyordu. "İkisi yüzelli... İkisi yüzelli..." Galata Köprüsü''nün iki yanındaki kaldırımlardan birini, boydan boya, yaya geçişine kapatmışlardı. "Yaya geçişi yasaktır" yazılı bir tabela gördüm. Tamirat vardı anlaşılan. Herkes geçiyordu. Ben de geçtim. İstanbul''u sevmemek mümkün mü?