Adam tahta rıhtımın kıyısına oturmuş oltasını denize sallamış, bekliyordu. Yarım saatlik bir bekleyişten sonra olta titredi. Hemen makarayı dolamaya başladı, az sonra ipin ucunda iri bir balık oynuyordu. Hem de ne balık! Sea Bass''dı bu! (Bizim levrek balığının Amerikalı akrabası) Balığı yanındaki su dolu leğene neşeyle attı. Oltasını tekrar denize saldı. Bir yarım saat daha geçmişti ki olta bir daha titredi, ucunda yine deminki gibi gösterişli bir balık... Adam onu da leğene bıraktı.
Tam o sırada, biraz ilerde elinde olta, balık tutmakta olan bir başka adam yaklaştı yanına. "Merhaba" dedi önce.
"Şansın yaver gitti galiba, iki balık yakaladın."
"Evet" dedi beriki. "Tam ızgaralık..."
Yeni gelen adam, ucunda yem bile olmayan oltasını yere bırakıp pantolonunun arka cebinden kimliğini çıkardı.
"Ben Su Ürünlerini Koruma Dairesi''nden geliyorum. Tuttuğun balıkları gördüm. Sea Bass''ın tutulabilmesi için bu mevsimde 28 inç (71 cm) boya erişmiş olması şarttır."
Beriki adam şaşırdı. Kimliğe baktı. Memurun yüzüne baktı. Leğendeki balıklara baktı. Su Ürünleri Koruma Dairesi''nin tebdil-i kıyafet etmiş memuru öteki cebinden bir mezura çıkardı bu sefer.
"Tuttuğun balığı ölçeceğim. 28 inç gelirse, mesele yok, alıp götürebilirsin. Ama değilse..."
Balıklar bir terzi titizliğiyle ölçüldü. İkisi de 26 inç (66 cm) geliyordu. Olması gerekenden 2 inç kısa idiler. Ne olacaktı şimdi?
"Bu balıklar 28 inç boya ulaşmadan avlanamazlar. Çünkü yumurtlama zamanları henüz sona ermemiş demektir. Şimdi tuttuğun balıkları denize salıvereceksin, eğer yüzüp giderlerse ceza yazmayacağım; ama öldülerse, zamansız balık avı yaptığın için 100 dolar ceza yazmak zorundayım."
Balıkları tutan adam, homurdanarak leğeni kaldırdı. Balıklar ters dönüp oracıkta kalacaklar mı, yüzüp gidecekler miydi? Bereket versin, bol su içine koymuştu ikisini de. Durup dururken 100 dolardan olmak vardı işin ucunda. Birini yer, birini satarım diye düşünürken olacak iş miydi bu?
Her iki adam da denize boca edilen iki iri balığa gözlerini dikmişlerdi.
Balıklar okyanusun suyuna kavuşur kavuşmaz yüzüp gittiler. Adam bir oh çekti, hiç olmazsa 100 doları kurtarmıştı. Yine de giden balıkların ardından hüzünle baktı. Sıcağın altında bir saatini vermişti ve iki inç ile kaçırmıştı onları.
"Tamam" dedi Su Ürünleri Koruma Dairesi''nin memuru. "Mesele halloldu. Balıklar ölmediğine göre ceza kesmiyorum. Aklında olsun bu cins balığı tutmak için 28 inç boyda olmaları gerekir. Bu boya ulaşmaları da takriben bir hafta sonra olmaktadır."
Memur göstermelik oltasını omuzladı, bir başka rıhtımda bir başka turfanda balık avcısını avlamak üzere çekip gitti.
Avcımız bir denize baktı, bir memurun ardından baktı, öfkeyle söylendi durdu kendi kendine. Tasını tarağını toplayıp çekip gitti sonra.
Amerikan denizlerinde balık bol. Halk taze taze, uygun fiyatla balık yiyor. Halkın balık yeme, balıkçıların avlama, ama balıkların da belli bir boya erişinceye kadar yaşama hakkı var. Balıkların bu hakkına riayet edildiği için balık nesli azalmıyor, çoğalıyor. Balıkçı kılığına girmiş sivil memurlar balık tutulan kıyıları şüpheli mevsimlerde sık sık denetleyerek halkın ayağını denk almasını sağlıyorlar. Her cins balığın tutulma mevsimi ayrı. Şimdi, bir saat bekleyip de tuttuğu iki balığı iki inç kısa geldikleri için kaçıran, yine de "şükür canlı imişler de 100 dolar ceza bari ödemedim" diyen adam bir daha aynı hatayı yapar mı? Av mevsimini öğrenir, ona göre balığa çıkar.
Amerika''nın iki tarafı deniz... Okyanus... İçerde de deniz misali göller, gürül gürül ırmaklar... Tuzlu sular, tatlı sular... Bütün sularda türlü türlü balıklar, karidesler, istakozlar, midyeler... Suların kıyısında balıkçılar... Bir de su ürünlerini koruma memurları...
Kıssadan hisse...

