Kaydet
a- | +A

"Yanlış eğitilmiş çocuk, kaybedilmiş demektir." demiş eski ABD cumhurbaşkanlarından J.F. Kennedy.

Demek ki eğitimin yanlışı olabiliyor. Çocuğu doğru eğitmek ne demektir? Meselâ, bizim memleketimizi düşünürsek, doğru eğitimden mükemmel yabancı dil bilmek, İngilizce''yi ve dahi Almanca''yı ana dili gibi konuşup yazmak mı anlaşılıyor? (Bu "ana dili gibi" lâfı artık, mânâsı yürürlükten kalkmış "sözün gelişi" bir deyim oldu. Zira çocuklarımız İngilizce, Almanca derken anadilleri olan Türkçe''yi önemsemez, doğru dürüst konuşup yazamaz oluyorlar.) Yoksa doğru eğitim en namlı üniversitelerin en yüksek puanla öğrenci alan bölümlerine hazırlayan eğitim midir? Doğru eğitim çok para kazanmanın yolunu açan eğitim midir? Doğru eğitim fertleri mutlu eden eğitim midir? Önce doğru eğitimin ne olduğu konusunda anlaşmamız gerek. Amerikalılar "çocuğu doğru eğitmek"ten ne anlıyor? İstediği uyuşturucuyu istediği zaman tedarik edip kullanan, kafası kızdı mı bıçağı çekip saldıran, canı kimi çekiyorsa düşüp kalkan, ev ödevi yapmaya, ders dinlemeye, okulun kurallarına uymaya gelemeyen... gençler elbette ki Amerikalıların ideali değil. Bu hadiseler eğitimcileri, ebeveynleri kara kara düşündürüyor, tedbirler tartışılıyor. Zaten bu hadiseler sadece Amerika''nın değil, günümüz dünyasında bütün ülkelerin hastalığı. Ve sanmayın ki Amerika''daki eğitim hayatı, gazetelere, televizyonlara akseden bu çeşit olaylardan ibaret. Amerikalı''nın doğru eğitimi nedir?. ABD''nin kabul ettiği "doğru eğitim"in gayesi çocuğun "Amerikalı" olarak yetişmesini sağlamaktır. Sülâlesi ikiyüz küsur yıldır bu topraklarda olan çocuklarla birlikte, dünyanın değişik yerlerinden yeni gelmiş ailelerin çocukları okul potalarına dökülür, "Amerikalı" olarak şekillenirler. Bu politika çok milletli bir devletin bekası için şart. Gerçi ABD, bünyesindeki kültür çeşitlerinden rahatsızlık duymadığını, bunları bir zenginlik olarak gördüğünü beyân eder ama okula giren çocuğa "Amerikalılık" elbisesini usul usul, sevdire sevdire, büyük bir maharetle giydirir. Eğitim hayatının prensipleri hep bu "Amerikalı"yı gerçekleştirecek şekilde düzenlenmiştir. Bu sebeple: 1- Okulda herşeyden önce çocuklara dört dörtlük İngilizce öğretilir. Öğretmenler "Dilimizi bu sıralarda öğretemezsek bir daha hiçbir yerde öğretemeyiz." derken bu konudaki hassasiyeti dile getiriyorlar. 2- Okul, çocuğu hayata hazırlar. Çocuğun kabiliyetlerinin meydana çıkıp hayatını kazanacağı mesleği seçmesinin yolu açılır. Ne ilkokullarda orta öğretim için kolejlere girebilmek telâşının hummalı yarışı vardır, ne de ortaokul ve lise kayıtsız şartsız üniversiteye hazırlanma yeri kabul edilir. Zaten üniversite, behemahal girilmesi gereken bir kapı, tek hedef değildir. Yarı şaka yarı ciddî şöyle bir söz var Amerikalılar arasında: "Eğer kimse onaltı yaşında okulu bırakmazsa, üniversiteyi bitiren onca insana kim iş verecek?" (Mecburi eğitim 16 yaşına kadardır.) 3- Okul okuma ve kitap sevgisi kazandırır. Birbirinden cazip yollarla çocuklar kitaba ısındırılır. Kitabı sevdirmek başlı başına bir hedeftir. 4- Okul çocukların zihin, beden ve ruh gelişmelerini beraberce sağlamak üzere eğitim verir. Sadece kitaplardaki bilgileri öğrenip imtihanlarda 100 almak başarılı öğrenci sayılmak için yetmez; spor, müzik, sanat ve sosyal faaliyetler de en az dersler kadar ciddiye alınmak zorundadır. Okula giden çocuğu "Amerikalı" yapan ilk dört özellik benim tesbitime göre bunlar. Amerika''da eğitim hayatının böylesine müspet özellikleri var da her öğrenci okuldan mükemmel bir genç olarak mı çıkıyor? Elbette hayır! Ama çıkanlar yetiyor. Bir düzine vagonu sürükleyip götüren bir tane lokomotif değil midir zaten? Yalnız bir ana madde daha var ki gözden uzak tutamayız: Aile! Doğru eğitimi vermek konusunda okul yalnız değil, aile yanıbaşında. Ürkütücü olaylarla gazete ve televizyonlara düşenler genellikle evde doğru eğitim almayan çocuklardır. Aile ne kadar yanıbaşındaysa okul o kadar başarılı. Ve doğru eğitim konusunda okul ile aile arasında anlaşmazlık yok. Aileden sonra mahalle de okulun yanıbaşında. Amerika''da okulu maddi-manevi idare eden zaten mahalledir. Memleketimizin eğitim hayatındaki istikrarsızlık, denenen modeller, çok sık değişen sınıf geçme sistemleri, ders kitapları karmaşası, kalabalık sınıflar, yabancı dille öğretim, öğrencilerdeki psikolojik sıkıntılar... şikâyet listemiz kabarık! Fakat elde edilen ve pek memnun kalmadığımız sonuçlardan sadece okulu sorumlu tutamayız. Eğitim evde başlar. Eğitim zincirinin ilk halkası evdir. O ilk halka mevcut değilse, o ilk halka sağlam değilse daire tamamlanmaz. Evde kafasına hiçbir şey sokmadığımız, ilgilenmediğimiz, "adam" yerine koymadığımız, yahut büsbütün "adam"dan sayıp sokağa salıverdiğimiz çocuğun, başarısızlıkları, bunalımları karşısında bütün suçu okula yüklemek haksızlıktır. Anne-babalar olarak kendimizi, evimizi, soframızı, televizyonumuzu, sokağımızı, mahallemizi gözden geçirelim. George Bernard Shaw''ın şu iğneli sözü doğrudur: "Sadece okulda eğitilen çocuk, eğitimsiz kalır."