Bugün bilgisayarın başına oturduğumda önce her zamanki gibi mektuplara baktım. Biliyorsunuz, internet e-postadan başka, e-kart da taşıyor bize. Hey gidi dünya hey! Eskiden kartpostal seçmek için kitapçılara giderdik. Çocukluğumuzda tek sayfalık kartpostallar vardı. Ya şehirden bir manzara, ya bir vazo çiçek, dalda iki kuş, Besmele yazılı bir levha... Sonra iki sayfalık kartlar çıkmaya başlamıştı. Ne kadar sevinmiştik? Kitapçının tezgahı bir sanat sergisi gibi görünürdü gözümüze. Kimi de "hareketliydi". Mesela, üst yüzde karikatürize edilmiş bir kadın veya erkek resmi ve bir cümle: "Seni ne kadar sevdiğimi biliyor musun?" Kartı açıyorsunuz. İçinden çıkan iki kağıt kol iki yana açılıveriyor. Altında bir yazı: "İşte bu kadar!" Onyedi sene önce Amerika''ya geldiğimde iki sayfalıdan başka üç sayfalık, dört sayfalık kitap gibi kartlar gördüm. Göz kamaştırıcı renkler, desenler, içinde türlü yazılar, şiirler... Bazılarının bir tarafına bastığınızda parfüm kokusu yayılıyordu yahut bir müzik sesi başlıyordu. Artık kitapçıya, postaneye gitmek falan yok; bilgisayarın başında oturup internetteki kart servislerinden kart beğenip iki üç düğmeye basarak gönderiyorsunuz. Hayatımızın eskiye göre kolaylaştığı bir gerçek. Fakat eskiye göre daha renkleniyor mu, renksizleşiyor mu ona bir türlü karar veremedim. Bu sabah bir e-kart aldım. O kadar hoş duygular yaşadım ki, hayatımızın kolaylaştığı kadar yeni renkler de kazanmakta olduğunu düşündüm. Bilgisayarın ekranında, üzerinde ışıklı su damlaları oynaşan bir yaprak, bir yandan tatlı bir müzik... En pahalı, en mükemmel teknikle basılmış kartlar bile bu kadar canlı değildi.
Ve iç açıcı satırlar... Öğretmen okuyucumuz Reyhan Babalık öğretmenler üzerine yazdığım yazıdan duygulanıp teşekkür için e-kart göndermiş. Öğretmenler için ne yazsak az. "İnsan insanla yeşerir" diye bir başlık koymuş Reyhan Hanım. "5 yıllık öğretmenim ve mesleğimi çok seviyorum" diyor. Bu ne güzel söz! Bir insanın mesleğini sevmesi hem kendisi için, hem çevresi için, hem memleketi için bahtiyarlık, nimet... Çünkü, ancak mesleğini seven insan mesleğinde başarılı olur, çevresiyle de barışık olur, memleketine de hayrı dokunur. Etrafta o kadar çok mesleğini sevmeyen insan var ki?! Mesleği sevmemek mutsuzluk getiriyor. Mutsuz insan verimsiz oluyor. Ülkemizin hiç bir meslek sahasında verimsizliğe tahammülü yok ama eğitim işlerindeki verimsizlik belki en ağır fatura olarak karşımıza çıkmakta. Mesleğini en fazla sevmesi gereken öğretmenlerdir Memleketimin her tarafındaki öğretmen hanımlar, öğretmen beyler! Mesleğinizin bir milletin hayatında nasıl bir mevkiye sahip olduğunu düşünün. Okuyan, okuduğunu anlayan, araştıran, düşünen, muhakeme eden, soru soran, konuşan, gülümseyen, iyi ahlakla donanmış nesiller yetiştirmek sizin elinizde. Derse girmeden önce ne kadar büyük bir iş görmekte olduğunuzu düşünün ve ondan sonra vazifenizin şuurunu idrak etmiş olarak, kahraman gibi sınıfa girin. Bu sabah memleketimden gönderilmiş bir e-kart yüzümü güldürürken teknoloji dünyasından bir yeni haber de keyfimi arttırdı. Artık internet bağlantılı bilgisayarlarımızdan koku da duyabilecekmişiz. Son bir iki yıldır üzerinde çalışılan bir konu bu: Dijital koku teknolojisi. Projeyi geliştirenlerden bir mühendis diyor ki "Bir gün internette gezinirken nefis bir çukulatalı kek resmi çıktı karşıma. O an bu kekin kokusunu alabilmenin ne harika birşey olacağını düşündüm ve kolları sıvadım." Bu konu üzerinde internette bir çok sayfa var. İşin tekniği anlatılıyor. Anladığım kadarıyla bilgisayarlarımıza bir küçük alet daha bağlayacağız. Bu aletin binlerce kokuyu depolayan bir hafızası olacak. Gül, karanfil, vanilya, yanmış lastik, yeni kesilmiş çimen, patlamış mısır, kızarmış balık kokusu gibi aklınıza gelen gelmeyen, güzel çirkin binlerce koku. Herhalde "e- koku" denecek buna. İnternette gezinirken ekranda beliren nesne her ne ise faremizi onun üzerine yürütüp kuyruğuna bastığımızda o nesnenin kokusu burnumuza dolacakmış. Kokulu siteler yapabilecekmişiz kendimize. Kokulu e-kartlar gönderebilecekmişiz. Çukulatalı keki bilmem amma öteden beri ben kitapları koklarım. Kitabı açıp sayfalara yüzümü yapıştırır, içime çekerim. Şimdi o yüzden pek sevindim. Bundan böyle kitap kokularını bilgisayar ekranı başında otururken de içime çekebileceğim. Velhasıl, korkmayın, dünyanın rengi de kokusu da yerinde.

