Kaydet
a- | +A

Bu Amerika Mektubu İtalya''dan yazılıyor. Amerika muhabbetinden bıkanlar bir süre Amerika lafı duymayacak. Ömründe köyünden kasabasından hiç çıkmamış bir insan öyle tahmin ediyorum ki kendisini dünyanın merkezi olarak görür. Kendisini dünyanın merkezinde kabul eder. Seyahat, insanın dünyaya bakışını değiştiriyor. Dünyanın her yerinde sizin gibi gülen, ağlayan, üzülen, sevinen, kavga eden, yemek yiyen, işe giden, işten atılan, evlenen, boşanan, çocuk sahibi olan, dişi ağrıyan, başı ağrıyan, hastahaneye düşen, ölen insanlar olduğunu görüyorsunuz. Ve diyorsunuz ki demek ki aynı dünyanın insanları olarak birbirimize benziyoruz. Hele İtalyanlar... İtalyanlar bize daha çok benziyor. Akdeniz insanı cana yakın, sıcak kanlı, samimi, konuşkan... Neşesinde de coşkun, öfkesinde de... Sevincini de, sıkıntısını da bastırma, frenleme ihtiyacı duymuyor, boşaltıveriyor dışarı. Ve rahatına, keyfine düşkün... İtalya''da bankalarda mesai 8:15''te başlıyor, 13:20''de öğle tatili. Öğle tatili 14:45''te bitiyor. Ardından 16:15''te akşam tatili başlıyor, yani mesai bitiyor. Bütün mağazalar ve resmi daireler de öğle tatili yapıyor. Yine bütün mağazalar Pazar günleri kapalı. Amerika''da haftanın 7 günü bütün işyerlerinin açık olduğunu, öğle tatili deyip kapanmadıklarını, marketlerin de 7 gün 24 saat açık olduğunu söyleyince şaştılar. Neyse, Amerika lafı yok! İtalya''da büyük mağaza zincirleri Amerika''daki kadar yaygın değil. Küçük manavlar, küçük bakkallar, eczahaneler, kırtasiyeciler, kitapçılar... Böyle olunca da esnaf tabii ki öğle tatili yapacak. Lokantalar da haftanın bir günü, hangi günü seçtilerse kapalı oluyormuş.

Gazete bayilerindeki manzara bizim memleketteki gibi. Müstehcen fotoğraflı dergiler en ön saflarda arz-ı endam ediyor, Amerika''daki gibi arka taraflara ve siyah torba içinde yerleştirilip gözlere uzak tutulma adeti yok. Ancak gazeteler bizdekilere nazaran ağır başlı görünüyor. Marketler alış veriş yaptığınızda plastik torbayı (hani şu memleketimizde "poşet" denen torbayı) parayla veriyor. Bir torba 100 liret... Torbaya fiş bile kesiyorlar. Umumi tuvaletlerde para veriyorsunuz, adam başı 200-300 liret. Devlete ait yerlerdekilere mesela, tren istasyonlarındaki tuvaletlere bu ücreti vermek zorunda değilsiniz. Gönlünüzden koparsa verin. Ama özel sektör işletiyorsa o zaman gönül işe karıştırılmaz, ücretler peşin değilse bile kesindir! Son zamanlarda işyerlerinin, lokantaların, eğlence yerlerinin tuvaletleri için temizlik gerekçesiyle iyi bir şart konmuş. Musluklar ayak pedalı ile açılıyor. Tuvaletin sifonu da aynı şekilde ayakla basılıp çekiliyor.

İtalyanlar durmadan pizza yiyorlar. Gelen turistlerin de en çok yediği pizza. Her yabancı, "İtalyan pizzası ne menem şeydir, İtalya''ya gelip pizza yememek olmaz" diyerek bir iki defa mutlaka pizza yiyor. Tek kişinin önüne gelen pizza Amerika''da iki kişiye gelen pizza kadar sayılır. Ama laf aramızda İtalya''daki pizzayı o kadar beğendiğimi söyleyemem. Değişik şehirlerde, değişik yerlerde yedim, peynirini de, mantarını da, üzerinde her ne varsa az koyuyorlar, ekonomik midir, İtalyan damak zevki midir, bilmem. Biftek ile haşlanmış sebzeden başka şey bilmeyen Amerika''ya yirminci asırda İtalyanların, Fransızların, Orta Doğuluların ve Uzak Doğuluların yemek kültürü soktukları bir gerçek, velakin İtalya''da adım başı Amerikan Mc Donalds, Burger King lokantaları, herkesin elinde Coca Cola... Ne diyelim, zenginin borusu... Yol tarifi sorduğunuz insanlar sizi yaya iseler yaya olarak, vasıtaları varsa vasıtalarıyla önünüze düşüp sorduğunuz yere kadar götürüyor. Trenlerde, gemilerde herkes sohbet etmek için bahane arıyor ve buluyor. Yol arkadaşları birbirlerine sakız, bisküvi ikram ediyor. Trenler rahat ve hızlı. Fakat uzun yol trenlerinde bile oturulacak yer sayısının iki misli bilet kesiliyor. Yolcular yolun yarısını ayakta gidiyor. Bana bu vaziyetten hiç de şikayetçi gibi görünmediler. Ayakta birbirleriyle tanışıp başlıyorlar neşeli bir muhabbete. İlk durağım Milano idi. İtalyan gümrükçüler valiz karıştırmaya meraklı mıdırlar, Amerika''dan gelenlere husumetleri var mıdır derken... terminal binasının yolcu bekleme salonunda buluverdim kendimi. Ne valiz kontrolü, ne pasaport kontrolü. Öylece içeri aldılar bizi. Bu serbestliğe aklım ermedi ama elbette memnun oldum. Ancak pasaportuma Milano Malpensa Havaalanının damgası vurulmadı. Ve İtalyanca... Dünyanın her yerinde insanlar birbirine benziyor da diller neden bu kadar farklıdır acaba? İtalyanca, şarkı söyler gibi konuşulan bir dil. Bu şarkıyı dinlemeyi seviyorum ama koyunların kaval dinlediği gibi desem, koyunlara mı haksızlık etmiş olurum, kendime mi? Gönüllü tercümanlığımı yapmaya Milano havaalanında başlayan sevgili Zübeyde Kasapoğlu''na ne kadar teşekkür etsem azdır. Adriyatik boyunca plajlar... Bizim şehirlere benzeyen şehirler... Aynı coğrafya.. Aynı bitki örtüsü... Aynı tuğla, kiremit, betonarme evler, apartmanlar, Balkonlar, balkonlarda saksılar...