Sanat sanat içindir. Sanat toplum içindir. Sanat için olan sanat eserinde güzellik esastır, estetik endişe esastır. Toplum için olan sanat eseri ise, faydalılık, faydacılık esası üzerine, bir fikir dairesinde meydana getirilir. Tabiî bu faydalılık ve fikir yine estetikle birleşmek zorundadır, sadece faydalı olan, işe yarayan, ama güzelliği ölçü almayan bir şeyi sanat eseri ilân edemeyiz. Yoksa mangal maşasını da sanat eseri saymamız icabederdi. Edebiyat tarihi bu iki görüşün tartışmaları ile doludur. Her iki görüşü kaynaştırıp birleştiren düstur ise şudur: "Sanat eseri içinde fikir, meyvenin içindeki usâre gibi olmalıdır. Meyveyi içinde vitamin var diye değil, lezzetli diye yeriz. Ama yiyince vitamini de alırız." Yani estetik bir kalıp içinde topluma hitabeden mesaj vermek, bu birleştirici düsturu belirler.
Yirminci yüzyılda bu görüşleri yırtıp geçen, ne onu, ne ötekini hesaba katan akımlar da sahneye çıkmıştır. Sürrealizm gibi. Ekranda, belden yukarı çıplak olarak çekilmiş fotoğraflar peşpeşe karşımıza gelince önce bamtelimize dokunmadı. Yeni kavuştuğumuz Türk televizyonunda gözlerimiz çıplaklığa tez zamanda alışmıştı. Çıplaklığı, soyunup dökünme sahnelerini, soyunup dökünme muhabbetlerini artık televizyonlarımızın ve eğlence yerlerimizin demirbaşı olarak görmemiz gerektiğini anlamış, kanıksamıştık. Zaten giyinikten çok soyunuk insan görünüyordu. Bu sebeple ekrana gelen çıplak pozlar hemen sarsmadı bizi. Fakat birkaç dakika sonra kafamıza ağır bir balyoz "dank!" diye vurdu. Bu fotoğraflar alıştığımız üzre; şarkıcılara, dansçılara, oyunculara ait değildi! Herbiri iş hayatımızın, kültür hayatımızın simaları idiler. 32 aydın kişi! Durup dururken bunlara ne olmuştu?! Şarkıcı, dansçı, oyuncu, sunucu ve mankenlerin soyunmasına, türlü şekillerde çıplak pozlar vermelerine, dedik ya, alıştık. Onlar "sermaye" olarak vücutlarını kullandıklarını zaten gizlemiyorlar. Fakat bu son 32 kişinin başka sermayeleri vardı. Para, fikir, şiir, kitap... Vesikalık fotoğraf çektirir gibi, ama cıscıvlak neden oturuvermişlerdi öyle?! Başka sahalarda kendilerini ispatlamışlarken neden bu çirkin yola tevessül etmişlerdi. Psikolojik bir vakıa mıydı? Sosyolojik bir vakıa mıydı? Neydi? Bu kitap, bu fotoğraflar "sanat" diye sunuldu. Şimdi bu "eser", sanat için sanat mı, toplum için sanat mı? İşte meselemiz budur! Sanat için sanatsa, ilk kaide estetiktir, dedik. Fakat bu fotoğraflar güzel değil ki! Doğruya doğru! Poz veren şahısların herbiri, dahiliye mütehassısının önüne, yıllık "chek-up"ını yaptırmak üzere göğüs ve sırt muayenesi için oturmuş, doktorun "Öksür! Nefes al! Nefes var!" demesini bekleyen hastalar gibi.. Toplum için sanat yapılmak istenmişse... Düşünüyorum, düşünüyorum, bu pozların topluma ne gibi bir faydası dokunabilecek kestiremiyorum. Toplumun bilgisini artıracak mı? Hayır! Görgüsünü artıracak mı? Hayır! Toplumun ufkunu genişletecek mi? Hayır! Aynanın karşısına geçen herkes aynı manzarayla karşılaşacaktır. Meyvenin içinde usâre vardır belki desek... Meyveyi arıyorum, usâreyi, vitamini, mesajı arıyorum... Yok! Bu fotoğraflarda hiç bir estetik, zarafet, güzellik, incelik, derinlik yok! Keçiboynuzundaki kadar olsun, bir usâre yok! Aklın denetlemesine başkaldırmak, ahlâk ve estetik tanımamak, iç ben''i, şuuraltını yorumlamaya çalışmak ile kendini gösteren sürrealist bir tavır olabilir. Realizm ağır geldi, sürrealist olduk. "Çıplaklık insanın en tabiî hali" deniyor. İnsanın daha pek çok tabiî halleri vardır. Her tabiî halimizi fotoğraflara dökecek olursak vay başımıza geleceklere?! Poz verenlerden bir hanım sonra, "Tabuları yıkmak lâzım" dedi. İnsanların giyinik olması, cemiyet içinde giyinik görünmesi "tabu" mu sayılır oldu memlekette? Bu 32 kişi ne diye bu pozları verdi? Aralarındaki yazar ve şairler, kitapları satılmadı da, bu yolla satılsın diye mi? Televizyonlara çıkma imkânı bulamadılar da bu yolla ekranlarda görünmek için mi? Elhak, başarılı oldular. İş dünyasına mensup olanlar da geniş kitlelerce tanınmanın yanısıra, hayatlarına bir çeşni katmak mı istediler? Amerika''da monotonlaşan hayatlarına renk vermek ve geniş kitlelerce tanınmak isteyen milyarderler kazanmayacaklarını bile bile başkanlık seçimlerine katılırlar. Bizimkiler de demek ki soyunacak. İş ve kültür hayatımızdan bu 32 simanın verdiği çıplak pozlar memleketimize ne yazık ki musallat olan bir psiko-sosyal yarayı da bir kere daha gözler önüne serdi: "Şöhretin yolu soyunmaktan geçer."

