Kaydet
a- | +A

"Osmanlı asla mezhep ve din savaşı yapmadı" diyor, Prof Dr. Turan Yazgan. "İktisadî gücün kaynağı olan kritik madde ne ise onun savaşını yaptı. Kavga daima iktisadî kavgaydı. Zira kritik maddeleri tam mânâsıyla kontrol altında tutmadıkça dünya çapında büyük devlet olamazsınız. Osmanlı bunu biliyordu, gereğini yerine getirdi. Fatih''in Uzun Hasan''la olan kavgası da Yavuz''un Şah İsmail''le kavgası da dinî değil, iktisadîdir. Bugün Amerika''nın yaptığı da aynı şeydir."

Bu seneki Türk Günü Yürüyüşü''ne gelen Ebulfez Elçibey, Mustafa Cemil Kırımoğlu ve Prof. Dr. Turan Yazgan, Kırım Türkleri Amerikan Birliği''nin tertiplediği programda yanyana oturuyorlardı. 1944 yılındaki Kırım sürgününün yıldönümü toplantısıydı.

Bu iki mücahid lideri, Kırımoğlu ile Elçibey''i Amerika''daki Türklerin nasıl bağırlarına bastıklarını görecektiniz? Bir kere daha anlaşıldı ki, "liderlik" halkın verdiği bir pâye. Falanca milletlerarası teşkilâtın, filan devlet başkanının, filan kurumun, derneğin, bilmem kaç numaralı kanun maddesinin değil, halkın verdiği ve bir kere verince de geri almadığı bir pâye... Bu pâye, göğse madalya takarak, plâket takdim ederek, yüksek koltuklara oturtarak verilmiyor. Elçibey ve Kırımoğlu verdikleri mücadele, çektikleri çile ile bu liderlik pâyesini hakettiler. Onların aramızda oluşu yürüyüşe katılan 10 bine yakın insanımızı, konferanslara gelenleri nasıl heyecanlandırdı, coşturdu, görmeliydiniz.

Azerbaycanlılar hariç! İnanılacak gibi değil ama Azerbaycan Cemiyeti Elçibey''i protesto etti. Değil derneklerinde Elçibey için program düzenlemek, onun konuşacağı yerlerde bulunmaktan bile kaçtılar. Azerbaycan''daki iktidar meseleleri taa Amerika''da, Türk dünyasının bir araya gelmeye çalıştığı törenlerde böylesine sevimsiz bir şekilde ortaya dökülmeli miydi?

Gazetemizin yazarlarından Kemal Çapraz Kırım''da 1989''da çektiği fotoğrafların slayt gösterisi ile kâh yüzümüzü güldürerek, kâh gözlerimizi yaşartarak bizi Kırım''a götürüp getirirken, Gazi Üniversitesi''nden Sevginaz Hamevioğlu da Kırım üzerine mufassal ve etkileyici konuşması ile aydınlattı.

Turan Yazgan Hoca "Türk dünyasında sürülen, katledilen, acı çeken tek topluluk Kırımlılar değil" deyip yakın tarihteki ve hâli hazırdaki diğer zulümleri saydı. Özbekistan''ın pamuk işçisi kadınlarının dünyada ölü çocuk doğurma rekorunu ellerinde tuttuğunu, Doğu Türkistan ve Kazakistan''da toprağı, suyu, havayı zehirleyen ağır sanayi ve atom denemeleri ile nesillerin sakat ve hastalıklı doğar olduğunu, Azerbaycan''da 1938''deki katliamda 400 bin münevverin sürüldüğünü, öldürüldüğünü, hapsedildiğini, halen de 1 milyondan fazla evsiz, barksız, sürgün insan bulunduğunu, Ahıska Türkleri''nin yersiz, yurtsuz sığıntı vaziyetine düşürüldüğünü anlattı. Ve sonunda dedi ki: "Bu zulümlere son vermenin tek yolu Allah''ın Türk coğrafyasına bahşettiği kaynakların tamamının kendimiz tarafından kullanılmasını temin etmektir. Ancak o vakit iktisadî güç elimizde olur, kritik maddeler kontrolümüzde olur, başı dara düşenin arkasında oluruz."

Kritik maddeler günümüz dünyasında petrol, doğalgaz, su...

Şimdi coğrafyamızdaki hesaplar hep bu maddeler üzerine yapılmakta.

Bu maddeler üzerine yapılan hesaplarda kalem bizim elimizde mi, değil mi?

"Bu iktisadî gücü sağladıktan ve en büyük şart olarak alfabe birliğini de gerçekleştirdikten sonra, alım gücü olmayan Manat, Yenge, Som değil, Türk Akçası dünya piyasalarında en itibarlı para birimlerinden biri olacaktır." diyor Turan Yazgan Hoca.

Evet, Türk dünyasının birleşmesi vatan birliği, devlet birliği, bayrak birliği demek değil; ekonomik birlik ve dil birliğidir. Ve bu ikisinin gerçekleşmesi sonunda, dünya piyasalarında Türk Akçası!

Elçibey''e sordular: "Azerbaycan ile Türkiye Cumhuriyeti arasındaki dostluk ilişkilerinin istikbalini nasıl görüyorsunuz?"

Elçibey dedi ki: "Dostluk ne ne demek? Biz kardaşız. Kardaşlık dostluktan ileridir. Kardaşların arasındaki münasebet nasıl olacak diye sorulur mu?"

Fakat Azerbaycan Cemiyeti Elçibey''e sırtını döndü.

Fertler hayatlarını küçük hesaplarla doldurabilir. Maaşlara gelecek zam, arabanın taksidi, elektrik-su faturaları, kayınbiraderle dargınlık, oğlanın üniversiteyi kazanması, kızı başgöz etmek... Milletlerin ve devletlerin hayatında ise küçük hesaplar, gündelik sevinçler, gündelik dertler, kısa vâdeli plânlar gündemin ana maddeleri olamaz.

Büyük hesapları farketmeyip küçük hesaplarla meşgul olmaya devam edersek hüsrana uğrarız. Bu hesapların farkında olmamız da yetmez, hesabı yapanlardan olmak gerekir. "Türk Akçası" büyük hesapların sonunda piyasaya çıkacaktır.