Kaydet
a- | +A

Seçim günü sonuçlar açıklanmaya başladıktan sonra gece yarısına doğru yazıma "Bir Bush Daha" başlığı atmıştım. Gece yarısından sonra ise vaziyet karıştı. Benim başlık bir günlük beklemeye alındı.

Derken, şimdi de askıya alındı. Artık "ya şundadır ya bunda" demekten başka çare kalmadı. Zaten George W. Bush ekranlara yansıyan bir görüntüsünde elindeki 25 senti havaya atıp etrafındakilerle yazı mı tura mı oynuyordu. Benim bu memlekette gördüğüm beşinci seçim. Önceki seçimlerde herşey yolunda gitmiş, geceyarısını az geçe, kazanan aday, karargahının balkonunda yanında ailesiyle gülücükler dağıtarak halkı selamlamıştı, Amerikan halkı da yeni başkanını bulmuş olmanın rahatlığıyla uykuya varmıştı. Bu defa iş karıştı. Bundan önceki son karışıklık 1888''de olmuş. Karışıklık iki adayın aldığı oylar arasındaki fark çok az olduğunda yaşanıyor. Bu seçim kelimenin tam manasıyla başabaş gitti. Kampanyalar sırasında da adayların başabaşlık durumları anketlere yansıyordu. Amerika''daki Türkler olarak, her ne kadar bu memleketin ekonomik ve sosyal hayatı içerisinde yaşıyor ve etkileniyor olsak da, bizleri ilgilendiren, yine her zaman olduğu gibi, adayların hangisinin "bizim memlekete", Türkiye''ye daha yakın olabileceği idi; oylarımızı kime vereceğimizi de bu düşünce içinde tesbit ettik. Bu konuda her iki adayın da artıları ve eksileri var. Amerikan halkı da kendi açılarından artıları ve eksileri birbirine denk bulmuş olmalı ki, iki adayın oyları neredeyse birbirine eşit çıktı, işler de bu yüzden karıştı. Clinton haklı: "Amerikan halkı diyeceğini dedi, ama ne dediğini anlamak biraz zaman alacak." Biliyorsunuz, aslında Amerikan halkı cumhurbaşkanını doğrudan seçmiyor. ABD''de iki dereceli bir seçim var. Halk, cumhurbaşkanını ve yardımcısını seçecek olan "elector"ları seçiyor. Onlar da seçmen. Seçilmiş seçmenler. Üst düzey seçmenler. Halkın oyunu filtreden geçirecek olan ikinci bir heyet. Partiler tarafından aday gösterilip seçiliyor ve kendilerini aday gösteren partinin cumhurbaşkanı adayı lehine oy vereceklerini taahhüt ediyorlar. Her eyaletin Kongre''deki temsilci sayısı kadar "elector"u var. Bir eyalette halk oyunun çoğunu alan aday, bir tek oy fazla bile almış olsa, o eyaletin bütün "elector" oylarını kazanmış sayılıyor. Mesela, benim yaşadığım New Jersey eyaletinin Kongrede 15 temsilcisi var. Dolayısıyla 15 "electoral" oy hakkı var. Bu seçimlerde New Jersey''de Al Gore halktan yüzde 56, Bush yüzde 40 nisbetinde oy topladı, böylece 15 elector oyunun hepsi Al Gore''un hanesine yazıldı, Bush''un yüzde 40''lık oyu işe yaramadı. Bütün eyaletlerin "elector" heyetleri Aralık ayında toplanıp gizli oyla seçim yaparak cumhurbaşkanını ve yardımcısını seçecek. Bu ikinci seçim sırasında verdiği sözü tutmayan "elector"lar olabiliyor. Nadir de görülse adına seçildiği ve onu seçmeye söz verdiği adaydan vazgeçenler olabiliyor. Çünkü anayasaya göre "elector"lar adaylarına oy vermek zorunda değiller, ancak ahlaki bir mecburiyet söz konusu. Bağımsız davranabilir, fikir değiştirebilir, bu yüzden ceza da görmezler. Bu sene işler karıştı ya, bu iki dereceli sistem de tartışılmaya başlandı. Demokratik olmadığını savunanlar var. Eskimiş olduğunu, çağa uymadığını söyleyenler var. Halk oyu ile "elector" oylarının ortaya koyduğu sonuçlarının farklı olduğu seçimleri hatırlatıp bu sistemin gözden geçirilmesi gerektiğini ileri sürenler var. Aslında karışıklığa Florida sebep oldu. Binlerce seçmen -ki Florida yaşlıların yerleşmeyi tercih ettikleri bir eyalet- elektronik olmayan, kağıt oy pusulalarını yanlış kullanmış. Al Gore''a oy vereceklerine Reform Partisi''ne vermişler. Reform Partisi adayı bile Florida''daki bu oy patlamasına şaşırdı ve "Muhtemelen bunlar benim oylarım değil" diye açıklamada bulundu. Florida buna benzer bir karışıklığı 1876 yılında da yapmış. Şimdi orada ve birkaç başka eyalette el ile sayım başladı ve Cumhuriyetçiler karşı çıkıp mahkemeye başvurdu. El ile sayılırken Demokratların hile yapacakları görüşündeler. "Halbuki makinalar" diyor Cumhuriyetçilerin özel temsilcisi James Baker "Ne Cumhuriyetçidir, ne Demokrattır." Velhasıl Amerika 1888''den beri yaşamadığı seçim dedikoduları içinde çalkalanmakta. Bizler ise alışkınız böyle işlere. Haberleri alışkanlığın verdiği keyifle takip ediyoruz. Durun bakalım ne olacak?