Türkiye''ye gelmeden önce irticanın her yanı sardığına dair haberler alıyorduk. Devlet adamlarımız, basın yayın organlarımız kamuoyunun dikkatlerini irtica tehlikesine çekmek için üstün gayret gösteriyordu. Hemen her kurulun, kuruluşun toplantısından sonra yayınlanan bildiride ilk madde irtica idi. Öncelikli tehdit irtica idi. İrticanın akıl almaz boyutları vardı. İrtica her yere sızmıştı.
Bu psikolojik vaziyet içerisinde memlekete geldiğimde etrafı dikkatle gözlemeye başladım. Her yere sızan irticayı yerinde görmeliydim. Sokaklara, meydanlara, evlere, dükkanlara, lokantalara, ekranlara, afişlere, dört bir köşeye baktım durdum, irticayı aradım.
Büyükşehirler bir yana kasabalarda, köylerde bile podyumlardaki mankenleri aratmayacak kıyafette kadınlar, kızlar salınıyordu. Evet, tesettürlü olanlar da çoktu ama onların yanıbaşında, onlarla kolkola en cüretkâr kıyafetler ortadaydı. Kimsenin kimseye aldırdığı yoktu. Sayfiye şehirlerimizde zaten giyinikten çok soyunuk insan vardı.
Erkeklerimizin şortları birer karıştı. (Bizler Amerika''da erkeklerin öyle kısa şort giymesine
alışkın değilizdir). Cübbeli, bol pantolonlu, sakallı erkeklerle beraber şortlular yanyana, omuz omuzaydılar. Dünyanın bütün medeni ve demokratik ülkelerinde bu çeşitlilik vardı zaten. İnsanların tek tip giyindiği Çin Halk Cumhuriyeti bile zincirleri kırma gayreti içindeydi.
Çalgılı lokantalarda, düğünlerde, nişanlarda içkiler su gibi içiliyor, müziğin nağmeleriyle coşan vatandaşlara pist yetmiyor, masaların, iskemlelerin üzerine fırlayanlar göbek atarken kendilerinden geçiyordu. Televizyon programlarında da iki kelime laf edip "Hadi şimdi oynayalım" diyerek ortaya atılmak moda idi.
Müzikli mekanlarda, yakınlarda cami varsa ezan başlayınca müzik susuyordu
İçki ve sigara tüketiminde dünyanın liderliğine oynamaktaydık. Bütün marketlerimizde zengin içki reyonları vardı. Biralar şöyle dursun, rakısından, viskisine, votkasına kadar... (Mesela, Amerika''da marketlerde içki yoktur.)
(Konuyla alakası olmayan ikinci parantez: Marketlerimizde her çeşit alkollü içki vardı da, bir yaraya merhem olmak üzere bir şişecik alkol yoktu. Eczanelerde de alkol satılmıyordu. İçmek için alkol bol, sürmek için yok! Üç-beş sene öncesine kadar köylerde bile her evde bir şişe "mor ispirto" olurdu; yaraya, bereye, arı, akrep, yılan sokmalarına karşı kullanılırdı, şimdi halkımız ne yapıyor bilmem. Bu yokluğun sebebini bilen varsa bana da lütfen bildirsin)
İnsanlarımız -bizdeki kumarhaneler kapandığından beri- komşu ülkelere tertiplenen kumar turlarına merak sarmışlardı.
Gazete bayilerinde dudak uçuklatacak fotoğraflar ve haberlerle dolu dergi ve gazeteler en ön raflarda boy gösteriyordu. Eve alınan gazete ve dergileri, çoluğun çocuğun, gelenin gidenin gözlerinden saklamak için kamufle ediyorduk.
Ekranlardaki filmler, reklamlar, eğlence programları, klipler edep sınırlarımızın ne kadar genişlediğinin belgesi idi. Eşcinsel tavırlı program yapımcıları, şarkıcılar pek gözde idi. Bu bakımdan Kuşadası''nda olanları, gemi ile Amerika''dan gelen eşcinsel turistlere konan yasağı doğrusu
yadırgadım. İstanbul''daki kırmızı halılı ve lokumlu karşılama genel gidişatımıza daha uygundu.
Vur patlasın, çal oynasın devam eden televizyon kanallarının birçoğunda haftada bir gün dini sohbet programları da vardı.
Cuma günleri namaz saatinde, hiçbir dükkan kapanmıyor, fakat camiler de dolup sokağa taşıyordu; vatandaşlarımız hem işyerlerini açık tutmanın, hem de namaza gitmenin çaresini bir şekilde bulmuşlardı.
İlköğretim okulunu bitirmiş çocukları bekleyen, camilerdeki Kur''an kursları pek talebe bulamıyordu, kimisi hiç açılmamıştı.
Velhasıl dört köşeyi aradım, irticayı bulamadım. Memleketimiz tam manasıyla laik bir manzara gösteriyordu, korkmaya gerek yoktu.
Halbuki aylardır, irticanın boyutları üzerine ürkütücü şeyler duyuyorduk. Değişik ağızlardan, farklı çevrelerden neler
neler duyuyorduk. Herkes yanılıyor olabilir mi? Peki gözlerim mi yanılıyor? İşte, manzaralar ortada... Herhalde dedim, irtica kavurucu sıcaklara dayanamayıp yaz tatiline çıktı.

