Hepimiz, gururumuzu okşayan nutukları dinleye dinleye büyüdük. Öğrenimimiz boyunca okuduğumuz dersler de aşağı yukarı böyle. Ama yurtdışına gitmeye kalkıştığımız an, acı gerçekle yüzyüze geliyoruz, ayaklarımız yere değiyor. Bununla irkiliyor, hayıflanıyor, üzülüyoruz. Kendi ülkelerine gitmememiz için olmadık engeller çıkarıyorlar. Gayrımenkullerimizin tapuları, çalıştığımız işle ilgili bilgiler, gittiğimizde kalacağımız yer, harcayacağımız para, kefil... Daha sayamayacağım onur kırıcı, küçük düşürücü engeller. Bunların hepsi birkaç günlüğüne gezmek maksadıyla bir ülkeye gitmek için vermek zorunda olduğumuz belgeler, çektiğimiz çileler. Bunları vermekle işin bittiği de sanılmasın. Büyük bir ihtimalle başka engeller de çıkarılır. Tipimizi beğenmezse ilgili memur, vize artık hayal olur... Ülkemiz sıralamalarda o kadar gerilerde ise, milli gelirimiz o kadar düşük ise, bizimle ilgili rakkamlar kötü ise vatandaş olarak çektiğimiz bedel bu oluyor haliyle. Kısacası devletimizin itibarı ile orantılı.
İmtiyazlı bir sınıf olarak diplomatik pasaportla bu sıkıntıları yaşamayan diplomatlarımızın da yeterince gayretleri olmayınca, vatandaş olarak bu onur kırıcı muamelelere tabi tutuluyoruz. Onlara da sıradan vatandaşın taşıdığı pasaport verilse, aynı sıkıntıları onlar da yaşasa, eminim şartlarda iyileşmeler olacaktır.
Bir vize macerası Okuyucumuz Nilgün Yönter Ercantürk yaşadığı bu vize çilesini çok güzel dile getirmiş. "Başıma gelen olay -ki çoğu kişinin başına geliyor- hiç sesimizi çıkarmadığımız için her seferinde tekrarlanıyor. Bu insanlara, (yabancı konsolosluk çalışanları) bizim de onlar gibi düşünen, duyan ve dürüst insanlar olduğumuzu göstermenin zamanı geldi artık. Aşağı yukarı 20-22 senedir bu yapı iyice kemikleşmiş. Bizi hep potansiyel suçlu olarak görüyorlar. Amacı oraya gidip de yerleşmek olan kişiler nasılsa bir yolunu bulur. Olan bizim gibi doğruyu olduğu gibi söyleyen, onuruna düşkün; orada arkadaşının, akrabasının yanına bir tatil için gitmek isteyen orta sınıf insanlara oluyor. Buna devletimizin ve yabancı konsoloslukların oturup birlikte bir çözüm bulmaları gerekir diye düşünüyorum. Bu da ancak kamuoyu oluşturularak olur. Sonunda hikayeme başlıyorum: Yılbaşı tatilinin uzun olmasını fırsat bilerek, ailem ile birlikte Los Angeles''te yaşayan yakın arkadaşımın evine gidelim dedik. Biletler ayrıldı, iş vizeye geldi, randevu alındı (ki oldukça iyi bir gelişme, ama demek ki yetmiyormuş). 8.30''daki randevuya, 9.30''da aldılar. Biraz sosyal statümden de bahsetmek istiyorum; ressamım. Eşim sağlık sorunlarından dolayı (1. tip diabet) işyerini 3 sene evvel kapattı. Şu anda da bir yere bağlı görünmüyor. Fakat yan gelirlerimizle orta sınıfın biraz üstünde bir hayat sürebiliyoruz. Benim de şimdilik küçük de olsa bir resim piyasam var. Kızımız en iyi okullardan birinde okuyor. Boğaz kıyısında seçkin semtlerden birinde kendimize ait bir ev, yine aynı semtte küçük bir daire, eşimin bir iki gayrımenkulü, her ikimizin arabası. Kusura bakmayın, mal varlığımı açıklıyorum çünkü onlara bunların hepsinin belgesini verdiğimi anlatmak için... Rahat bir yaşamı olan neden bu rahatını bozsun ki? Bunu anlamamaları ya da anlamak istememeleri bana tuhaf geldi. İnanın o ''ailenize vize veremiyoruz'' dedikleri anda, kulaklarıma doğru bir sıcaklık yükseldi. Utançtan yer yarıldı, yerin dibine girdim! Evlenene kadar babamın işi dolayısı ile (uzun yol kaptanı idi), daha sonra da kendi işim dolayısıyla 70-80 defa yurtdışına çıkmış girmişimdir. Bu ikinci pasaportumdu. Ama evlendikten sonra uzun bir süre işimi de bıraktığım için tatillerimizde yurtdışına çıkmadık. Velhasıl geçen sene başladık yurtdışına tatile gitmeye. Hepimizin pasaportunda da sadece Fransız vizesi görülüyor, başka birşey yok.
Açıklama yapma
tenezzülünde de bulunmuyorlar Adamlar hiçbir açıklama yapma gereğini duymuyorlar. Şu şu belgen eksik demiyorlar. Kapıdan kovsalar bacadan girenlere alışık olduklarından olsa gerek, bu nasılsa yine gelir diye düşünüyorlar herhalde... Yine de eve dönünce, tekrar sorayım dedim; nedenini öğrenmek için bir faks çektim. Ama ona da bir cevap verme lüzumunu hissetmediler. Bana ters gelen bir uygulama da, oraya müracaat ederken, her birey için bankaya 45 Dolar yatırma mecburiyeti. Aksi halde başvuru kabul edilmiyor. Madem vize vermeme ihtimaliniz de var, neden önceden insanların parasını alıyorsunuz? (Fransız Konsolosluğunda bu uygulama yok, vizeni veriyorsa, senden parayı alıyor.)" Nilgün Hanımın vize macerası böyle. Ama bu onur kırıcı uygulamanın bir şekilde bitirilmesi gerekir. Yetkililerin de, vatandaşın çektiğini biraz gündemlerine alıp ilgili devletler nezdinde girişimlerde bulunmaları icab eder.

