Kelimeler... Bazen ölesiye muhtaç olduğumuz, bazen de hiçbir işe yaramadığını düşündüğümüz canım kelimeler... Aslında kendilerinden bile aciz birer varlıktırlar, kendilerini bile ifadeden uzak... ..... Sanki derince bir gölün en derinindeyiz de, karşımızdakiler bizi gölün en sığ kesimiyle anlamakta oldukça inatçıdırlar. Ve biz, anlaşılamamanın acısını yalnızca gönlümüzde duyarız. Anlaşılamamanın acısını anlatamayız, çünkü yine kelimelerdir, karşımızda duran... Farklı duyguları hisseden, ya da benzer duyguları farklı yoğunlukta hisseden insanlar aynı kelimeleri kullanırlar, aynı kategoride toplanırlar. O kelimelerin oluşturduğu belli bir kalıbın içine sığışmak zorunda kalırlar. Bu arada o kadar yoğun his, düşünce ve insanların içinde akan ırmakların anlaşılmama, heba olma durumu da kaderidir artık... Yani... Bazen bulunmaz Hint kumaşı zannettiğimiz kelimeler tam bir prangadır aslında bizim için. Cümleler ise mahpushane... Ve, ifade edilmek istenen bütün farklı duyguları tek bir ifadede toplama, "tek tip insan oluşturma" amacına hizmet ederler, hep. Tıpkı üniversiteler gibi... İnsanın kelimelerle münasebeti nasılsa, üniversitelerle de öyledir bir bakıma. Önce girebilmek için zorlu bir yarış vardır, imtihanı başarıyla geçerim, dünyalar benimdir artık. Boynunda stretoskoplarla hastane koridorlarını eskiten, insanlara şifa dağıtan doktor hanımlardan biri de benimdir. Ülkemin bana verdiği hizmeti insanlara faydalı olmakla ödeyecek olmamın gururunu duyarım... Bu, anlatılacak bir mutluluk, tarifi mümkün bir duygu değildir ki, kelimelere başvurayım. Dedim ya, kelimeler acizdir. Benimle birlikte bütün üniversite ahalisi aynı sevinci taşırmış gibi gelir bana. Ya da benimle aynı duyguları hissetmek değil belki ama, hiç değilse anlaşılmak beklerim onlardan. Ve gönlümde hizmet tomurcukları, dudaklarımda sevinç türküleriyle canım okulumu bulduğumda, sevincimin son demlerindeyimdir sanki... .....
Ve ben, doktorluğa dair ne kadar hayalim ve ümidim varsa, hepsini birden kalbime gömerim, kazandığım okula kayıt bile yaptıramadan kapıdan dönerim... Üniversite; beni daha ağzımı açmadan susturan bir dinleyicidir. Kulakları tek ses duymaya alışmış, gayrısına tahammül edemeyen çok ama çok kötü bir dinleyici. Öğrencilerine de hep aynı sözleri söyletir, aynı şarkıyı okutur. Bu arada kapıdan çevrilen on binlerce gencin zihnindeki ırmaklar, bir damlaya sığdırılmak istendiğinden, bunu kabul edememiş, heba olmuştur. Onlar kendi kader çizgilerinde akarken, aradıkları uçsuz bucaksız bir denizdir... Kelimeler, dedim; işte onlar da, tıpkı üniversiteler gibi kalıba hizmet ederler, kalıp insana, tek tip insana; adı özgür olan, fakat gerçekte özgür olmayan düşünceye... İşin en ilginç tarafı da; kelimelerin, en çok, kapıdan insan çeviren kişilere kullanıldığında manasız kalmasıdır. Ve bütün bunların da ortak olan tek bir adı vardır: Mahkumiyet... İsmi mahfuz bir okuyucu - İSTANBUL
Şimdi de sıra Yunanlılarda Yakın tarihimizde güzel vatanımızı işgal çabaları sırasında, vatandaşlarımıza sayısız zulüm ve işkenceler yapmış olan Yunanlılar, şimdi de sözde soykırım iddiaları ortaya atmakta, tarihi gerçekleri çarpıtmaktadırlar. Kurtuluş Savaşımızda hakettikleri cevabı almış olmanın kuyruk acısıyla, girişebilecekleri muhtemel mertçe bir savaşta da yenemeyeceklerini bilen bu zihniyet, kalleş bir oyuna tevessül etmiş bulunmaktadır. Bu girişim kendileri açısından son derece dramatiktir. Tarihlerinden ders almaları gerekirdi. Bütünlüğümüze el atan herkesin sevinci kursağında kalmaya mahkumdur. Bir Türk vatandaşı olarak bu ve benzeri girişimleri kınıyorum. Bunun gibi, sadece kendilerine zararlı olabilecek hamhayallerle ortalığın bulandırılmasını da anlayamıyorum... Ayla Öztürk - İSTANBUL

