Kaydet
a- | +A

"Şaşırdım kaldım, nasıl atsam adım Gün kasvet, gece kasvet Bulutlar, sisler içinde bunaldım Gök mavisine hasret" C. Sıtkı Tarancı

Şair içinde bulunduğu sıkıntılı hali nasıl da iyi tarif ediyor öyle değil mi? Peki ya depresyon dedikleri... Sıkıntılı ruh halinin bir sonraki aşaması mı? Çevrenize kulak verin, genç yaşlı demeden birçok kimseden "çok sıkılıyorum, depresyona girdim galiba..." gibi cümleler duyarsınız. Depresyon; bilimsel olarak dünyayı, kendini ve geleceği olumsuz görme sonucu ortaya çıkan bir hâldir. Bayanlarda daha çok içine kapanma, erkeklerde davranışlarda kabalık, saldırganlık olarak kendini gösterir. Depresyona giren insanlar, kendilerini yalnız; mutsuz, yorgun hissederler. Hiçbir iş yapmak istemezler. Ama bu hiç birşey yapmama durumu depresyonu daha yoğun ve şiddetli bir hale dönüştürmekten başka bir işe yaramaz. Birçok uzman, depresyonun altında yatan asıl sebebin sıkıntı olduğunu söylüyor. Onlara göre; ihtisası, çalışma alanı ne olursa olsun, hekime başvuran hastaların büyük bir kısmının asıl derdi, "sıkıntı"dır. Bunlardan kimisi kalbinin, kimisi midesinin ağrıdığını, kimisi iş görmeye mecâli takati olmadığını, kimisi çevresiyle çatışmaya düştüğünü söyler. Bütün bunların altında yatan gerçek ise "sıkıntı"dan başka birşey değildir. Herkesin moralini bozan, sinirlerini yıpratan, yaşamına üzüntü katan birşeyler mutlaka var, durum böyle diye kendimizi bırakacak, tası tarağı toplayıp, uzaklara gidecek, ya da kutular dolusu sakinleştirici ilaçlar alacak değiliz ya... Uzmanlara göre, depresyonu yenmenin pek çok yolu var. Önce sorunlarınızın ne olduğunu tam olarak belirleyin, sonra da aşağıdaki maddelerin hiç olmazsa bir kısmını uygulayın, gerekirse de uzman yardımı alın.

Eleştirileri sakin karşılayın * Masanıza, kitaplarınızın üzerine ya da sınıfınıza, size ve çevrenize ilham verecek bir sözü ya da şiiri asın. * Temponuz ne kadar ağır olursa olsun, kahvaltınızı öğle yemeğinizi ihmal etmeyin. * Masa başında çalışıyorsanız, düzenli olarak ayağa kalkın, duruşunuzu düzeltin, sırtınızı dikleştirin. * Sizi eleştirdiklerinde bu durumu sakin karşılayın. Eğer söylenenlerde gerçek payı varsa tüm dikkatinizi problemin üzerine yoğunlaştırın. * Çevrenizle barış içinde olun. Yeni ilişkilere girmekten kaçmayın.

Neşeli insanlarla birlikte olmaya çalışın * Sevdiğiniz şarkıları söyleyin. * İçinde kendinizi rahat hissettiğiniz türden kıyafetleri tercih edin. * Yaşamınızdaki büyük bir değişiklikten sonra kendinize alışmak için zaman tanıyın. (Evlilik, okul, iş, şehir değişikliği vs...) * Diğer insanların morallerinden ve duygularından sadece sizin sorumlu olmadığınızı kendinize hatırlatın. * İnsanlara zaman zaman "hayır" demesini bilin. * Neşeli insanlarla birlikte olun. * Bazen daha azın daha çok mutluluk getireceğini unutmayın. * Hata yapmanın insanlara özgü olduğunu aklınızdan çıkartmayın. * İnsanlardan kaçmayın, hiç kimse sizden daha çok ya da daha az değerli değildir. * Kültürel faaliyetlere katılın. * Sağlıklı yiyecekler yiyin. Beslenme alışkanlıklarınızın içine, kafeinli ve alkollü içecekler yerine doğal kaynaklı olanları yerleştirin.

Okuyucu mektubu

ATM isteği Sevgili Ekrem Karadeniz, öncelikle sayfamıza göstermiş olduğunuz ilgi için teşekkür ediyorum. Yazı ve anılarınızı önümüzdeki haftalarda sayfamızda görebilirsiniz.

İsteğinizi Ziraat Bankası Genel Müdürlüğü''ne ilettik. Mektubunuzu da buradan yayınlıyoruz; "Ben Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi II. sınıf öğrencisiyim. Gerek bizim, gerekse hastaneye gelen hastaların ortak sorunu kampüsümüzde Ziraat Bankası''na ait bir ATM''nin bulunmayışıdır. Ziraat Bankası gibi köklü bir kuruluşun kampüste böyle bir hizmetinin olmayışı bizleri üzmektedir. Gerek hastaneye gelen hasta yakınları, gerekse bizim, para çekme, para yatırma gibi basit işlemler için 30 km. uzaktaki Bursa Şehir merkezine gitmemiz büyük sorun olmaktadır. Başta öğrenim kredisi ödemeleri olmak üzere, çeşitli kurum ve kuruluşların verdiği burslarda, Ziraat Bankası''ndan ödeme yapması bizler için, Ziraat Bankası ATM''sini zorunlu ihtiyaç yapmıştır. İlgili mercilerden ricamız, kampüsümüze bir "ATM" kazandırmalarıdır."

Gördüklerimiz ve göremediklerimiz Bu haftaki konumuz empati ve empati üzerine küçük bir hikâye... Empati, bir insanın, kendisini karşısındaki insanın yerine koyarak onun duygularını ve düşüncelerini doğru olarak anlamasıdır. Yani, çeşitli durumlarda karşımızdaki kişi gibi düşünebilmeyi, hissedebilmeyi becerebilmektir. Mesela; anne olmadan, anneliğin ne olduğunu tam manasıyla kavramak zordur; ancak bazı şeyleri anlayabilmek için de insan olduğumuzun farkına varmak ve düşünebilme yeteneğimizi kullanmak kâfidir. Empati kurmayı beceremeyen insanların büyük bir çoğunluğunun, kendilerine göre bir dünya görüşü vardır ve herkesi kendi inandıklarına inanmaya zorlama ve uymayanları dışlama eğilimindedirler. Olaylara geniş açıdan bakamazlar, dolayısıyla da kayıplarının farkında değillerdir. Bazen de "kazanacağım" derken komik duruma düşerler. Nasıl mı? H.G. Wells''in yazdığı "Körlerin Hikayesi"nde olduğu gibi; "Dere tepe, dağ ova dolaşmasını seven tek gözlü bir adam varmış. Bir gün uzaklarda renkleri karmakarışık bir köy görmüş, alacalı bulacalı garip bir köy. Yaklaşmış köye doğru. Yolları bir tuhaf, insanları bir tuhafmış köyün. Körler köyüymüş burası. Herkesin sımsıkı kapalıymış gözleri... Gezginci adam karar vermiş, burada yaşamaya. "Hiç değilse benim bir gözüm var, kral olurum ben burada" diye düşünmüş. Körlerin gözleri yokmuş ama elleri, kulakları, burunları çok hassasmış. Yürümeleri, konuşmaları doğrusu başka türlüymüş. .... Bir gün körlerden biri, bir arkadaşının eşyasını çalmış. Bunu gören adam da, bağırarak durumu köye ilan etmiş. Körler şaşırmışlar, bu kadar uzaktan duyulmaz, hissedilmez diye. Tek gözlü adam, "duymadığını gördüğünü" söylemiş. Köylülerin şaşkınlığı daha da artmış "görmek nedir" diye. "Ne demek görmek, duyulmayacak mesafeden anlıyor musun ne olup bittiğini?" demişler. Adam, "anlıyorum tabii" deyince de, onu imtihan etmek istemişler, almışlar uzakça bir yere dikmişler. Tecrübeleriyle biliyorlarmış o kadar uzaktan hiçbir şeyin duyulmayacağını. Anlatmasını istemişler, ne yaptıklarını. Adam anlatmış, körler hayretler içinde kalmış. Bu defa da az uzaktaki bir evin içine girip, yaptıklarını anlatmasını istemişler. Aralarındaki konuşma şöyle gelişmiş; -İçeri girdiniz göremiyorum ki, arada duvar var. Körler sinirlenmiş: -Ne olmuş yani 50 santim farketti, sen atıyorsun demin de tesadüfen tutturdun. Adamcağız duymadığını, gördüğünü söylese de kimseyi inandıramamış ve zavallı yaka paça bir vaziyette, kendini köyün hekiminin önünde buluvermiş. Hekim de kör tabii.. Elleriyle yoklamaya başlamış. -Buldum, demiş. Bozukluk burada... Adamın açık olan gözünü kastediyormuş hekim ve "saçmalaması bundan dolayı ben şimdi hallederim, düzeltirim onu" diyormuş. Körler ülkesine kral olmaya kalkan gezginci zor bela kurtarmış kendini oradan. Ne dersiniz? Kör göreni, gören de körü pek anlamıyor galiba. Günümüzde de durum böyle değil mi? Gören bir çift göz neleri kaçırıyor dersiniz? Sevgiyle kalın. Betül B. Altınbaşak

Sıkıntınızı ailenin diğer fertleriyle paylaşın * İşlerinizde yardım isteyin. Kendinizi gücünüzün üstünde yormayın. * Boş vakitleriniz için bir meşguliyet geliştirin. Çiçek yetiştirebilir, resim yapabilir, akvaryum kurabilirsiniz. * Odanızın duvarlarına sevdiğiniz resimleri asabilirsiniz. * Bir kasetçalarınız ve sevdiğiniz kasetleriniz olsun. * Sık sık ılık duş alın ve süresini mümkün olduğu kadar uzun tutun. Su insanı dinlendirir. * Sıkıntınızı aile üyelerinizle paylaşın. * Uykunuza özen gösterin. Olabildiğince normal bir uyku düzeni yerleştirmeye çalışın. Eğer uyku tutmaz, gecenin bir yarısı uyanırsanız, tüm düşünce ve şüphenizi bir kağıda yazın. Rahatlamanızı sağlar. Ilık bir süt için. * Düzenli olarak egzersiz yapın. Kısa yürüyüşlere çıkın.

Her türlü soru ve sorunlarınız için: (Ayrıca hoşunuza giden bir anekdot, hikaye ya da haberi Genç Türkiye okuyucularıyla paylaşmak ister misiniz?) Türkiye Gazetesi Genç Türkiye Köşesi 29 Ekim Caddesi 34530 Yenibosna/İST. Faks: 0 212 454 20 30 e-mail: BetBay@apexmail.com