Çok yakında üniversiteler de eğitime başlayacak ve ülkemizde yeni bir maraton için yeniden yol alınacak. Diğer taraftan, "eğitimime yeniden devam etmeye karar verdim, açık liseye devam edecek, hatta üniversiteye bile gideceğim" diyor 24 yaşındaki bir genç okuyucumuz, okul sıralarında kaybettiği şansını yeniden yakalamak için çaba harcarken. Maalesef insanoğlu bazen elindeki nimetlerin değerini kaybettikten sonra anlıyor. Okul hayatımızda bunlardan birisi. Ülkemizde binlerce çocuk barınmak için dahi bir yer bulamazken ve bir o kadarı okumak için gerekli imkânlara sahip değilken, okullarımızı dolduran bütün gençlerin ellerindeki imkânın değerini bilerek başarılı bir 2000-2001 eğitim-öğretim yılı geçirmeleri gerekmektedir. Unutmayın; seneye nasıl başlarsanız sonu da ona göre gelecektir. O halde; gelin eğitimin sizin için niçin gerekli olduğuna ve okulda nelere dikkat etmeniz gerektiğine şöyle bir bakalım. Fransız filozofu Helvetius, "Aldığınız eğitim ne ise o kadar oluruz" demiştir. Biraz düşünürseniz ne kadar da doğru söylenmiş bir söz olduğunu hemen farkedersiniz. Gerçekten de hepimiz, gördüklerimiz ve bildiklerimizle, bir anlam ifade ederiz. Her yerde çokça bahsi geçen ve çok değişik tanımları olan eğitim kavramı; eğitim terimleri sözlüğünde, "yeni kuşakların, toplum yaşayışında yerlerini almak için hazırlanırken, gereken bilgi beceri ve anlayışlar elde etmelerine ve kişiliklerini geliştirmelerine yardım etmek etkinliği" olarak tanımlanıyor. Bilindiği üzere ilk eğitimimizi aldığımız yer ailelerimizdir. İlk roller,değerler inançlar ailede öğrenilir. Ardından arkadaşlık gruplarında arkadaşlık ilişkilerini, grubun değerlerini öğreniriz. Daha sonra gittiğimiz okullar sayesinde, toplumdaki değişmelere uyum gösterebilecek ve değişmeye katkıda bulunacak bir biçimde yetiştirilir kısacası sistemli ve programlı bir eğitim sürecine gireriz. Bu nedenle aldığımız eğitimin kıymetini bilmek mecburiyetindeyiz. Çünkü eğitim;
Hayatın kalitesini yükseltir: İyi bir eğitim sayesinde hayat standardımız yükselir. Hayatın tadını çıkartabilmek için, onu anlamak ve hayattaki renkliliği, çeşitliliği görmek gerekir. Bunun için çok para kazanmak ta gerekmez. Eğer tek gerçek bu olsaydı, "ne çok parası var ama hayattan zevk almasını bilmiyor" şeklinde tanımlar yapılmazdı. Eğitim düşünce sistemimizi geliştirir, ufkumuzu genişletir.
Eğitim sayesinde bağımsızlığımızı kazanırız: Belli bir işi yapabilmemiz en azından bir alanda eğitilmiş olmamızla yakından ilgilidir. Bir işe girme durumunda, istenilen becerinin elde edilmesi, yiyecek, içecek, barınma, giyinme gibi temel gereksinmeleri ancak eğitim sayesinde karşılayabiliriz. Bunların kalitesi de, alınan eğitimin kalitesiyle yakından ilgilidir. Kısacası toplumdaki statümüz, kendimize ve sevdiklerimize sağlayacağımız imkânlar aldığımız eğitimle bağlantılıdır.
Eğitimle güç kazanırız: Kişi hayatın güçlüklerini, yalnızlıklarını, çaresizliklerini giderme yeteneği kazanır. Yani karşılaştığı sorunları tahlil edebilir. Sorunu parçalara ayırıp, akılcıl bir çözüm yoluna gidebilir.
Eğitimle hoşgörü kazanırız: Eğitim sayesinde herkesin bizim gibi düşünmek, davranmak mecburiyetinde olmadığını, insanlar arasında bireysel farklılıkların olabileceğini ve herkesin birbirinden öğreneceği birşeyler olabileceğini farkederiz. Eğitim sayesinde kafamızdaki kalıplar kırılır, dünyaya daha geniş bir açıdan bakmayı öğreniriz. Sonuç olarak; zaman çok çabuk geçiyor, aldığımız ve alacağımız eğitimlerin kıymetini bilip, çok çaba harcamamız gerekiyor. Eğitim fırsatını kaçırdığını düşünenler; "hiçbir şey için geç değildir" siz yeter ki isteyin. Önümüzdeki haftalarda, "istediğimiz gibi bir eğitim alabilmemiz için nelere dikkat etmemiz gerektiği" konularına değineceğiz. Ancak siz, "zaman zaman herkesin okuluyla bir miktar sorunun olacağını, birbirinizi anlamakta güçlük çekeceğiniz öğretmenleriniz, arkadaşlarınız olabileceğini, derste işlenen her konuyu ayrı merakla öğrenemeyeceğinizi bilin ve bu durumları önemli bir mesele haline getirmeden, çevrenizin de yardımını alarak çözmeye çalışın.
''Şimdi okullu olduk sınıfları doldurduk...'' Okullar açıldı. Geçtiğimiz pazartesi günü, evlerde bayram sabahlarını hatırlatan bir telaş yaşandı. Yüzbinlerce öğrenci bayramlıklarını giyer gibi okul kıyafetlerini giydiler. Sabahın erken saatlerinden itibaren okul yolları yeniden şenlendi. Okula başlamanın, arkadaşlarına, öğretmenlerine kavuşmanın heyecanı pırıl pırıl gözlerde okunuyordu. Yıllardır söylenen, (en yaşlımızın bile söylediği) okul şarkısı dillerdeydi sanki;
"Şimdi okullu olduk/Sınıfları doldurduk Sevinçliyiz hepimiz/Yaşasın okulumuz" Evet yaşasın umutlarımızın yuvası okulumuz. Okul yoluna hep bir umutla düşülür. Hayallerin, yapılan planların ilk şartı, "okulumu bitirince"dir. Kapılar, "okullar" bitince açılır. Hayallerimiz gerçek olur. Biz genç bir nüfusa sahibiz. Gençlik demek, umut demek. Dolayısıyle, umutların bağlandığı okul, hayatımızda önemli bir yer tutar. Onun içindir ki, okula başlamak, bayram sevinci gibidir. Bayram yeri gibi olan okul bahçesinde, öğretmenlerimizin elleri öpülür. Tıpkı evden çıkarken veya birgün önceden aile büyüklerinin elleri öpüldüğü gibi. Sevgili Gençler! Bayram havasında büyük umutlarla başlanan okul hayatımızın sonunda hayallerimizin gerçekleşmesi sizin elinizde. Siz ailenizin umudu, bu ülkenin geleceğisiniz. Ailenizin sizin için yaptığı fedakarlıkları, devletimizin sizin için harcadığı "liraları" sakın unutmayın. O "liralar" ki ülkenin ücra bir köşesinde, öğretmensiz bir köydeki yetimin, okumak için sayılı parasını denkleştirmeye çalışan gencin hakkı var. Bu nedenle, okulunuzu sevin. Sıralarınıza, boşa yanan lambalarınıza, akan musluklarınıza,sınıflarınıza sahip çıkın. Okuldaki her anınızı bir şeyler öğrenmek için kullanın. Hayattaki tek kazançları sizleri "adam" olmuş görmek olan öğretmenlerinizi çok sevin, sayın. Onların tavsiyelerini tutun. Disiplin ve metot kavramlarını mutlaka hayatınıza geçirin. Unutmayın ki hayatta hep çok zekilerden ziyade disiplinli olanlar ve bir metod dahilinde çalışanlar başarılı olmuştur. Gençler" Ne ekerseniz, onu biçersiniz. Hasat gününde bayram olması için çok çalışın. Tüm öğretmen ve öğrencilerimize sağlıklı, mutlu ve başarılı bir eğitim-öğretim yılı diliyorum. Sevgiyle kalın..
Okuyucu Mektubu
Kendimi geliştirmek istiyorum Yeşilköy''den sevgili Kübra; köşemize olan ilgin için çok teşekkür ediyor, senin gıyabında bütün okuyucularımıza seslenerek, her konuda her zaman yazabileceğinizi belirtmek istiyorum. Unutmayın bu köşe siz gençlerin köşesi. İngilizce''yi nasıl, nerelerden öğreneceğin meselesine gelince; Bakırköy''de bu konuda hizmet veren çok çeşitli kurslar var. Bunlardan birisine gidebileceğin gibi Fono Oxford vb. kuruluşların yayınlarını, takip ederek evde kendin de çalışabilirsin. Diğer taraftan, oturduğun semte yakın Halk Eğitim Merkezlerinde, İngilizce kursu olup olmadığını sormuşsun. Sana en yakın Merkez Bakırköy''de ve orada da İngilizce eğitim veriliyor. 25 Eylül 2000 tarihinde başlayacak olan kurslara bir an evvel başvurmanı tavsiye ederim. Daha ayrıntılı bilgi için tel: 660 20 38 Sağlıklı ve başarılı bir yıl diliyorum.
Önce ayağımızın yere basması gerekir Kısa bir süre önce lise sıralarında, üniversite hayatına geçen bir gencin arkasından gelen kardeşlerine mesajı nasıl olur dersiniz? Ben böyle bir konuşmayı geçen pazartesi okulumuzdan mezun olan bir öğrencimizden dinledim ve çok etkilendim. Bu konuşmanın hiç değilse bir kısmını sizlerle paylaşmak istedim. İşte, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi öğrencilerinden Zahit Altay''ın konuşmasından kısa bir özet; "İtiraf edeyim, okulun açıldığı günlerde yapılan konuşmalardan bir cümle bile kalmadı, bugün aklımda. Vaktiyle sizin bulunduğunuz yerden güneşin gözbebeklerime vuran ışıklarına rağmen ayakta bekleyerek onlarca sıkıcı konuşma dinlemiş birisi olarak ıstırabınızı anlıyorum.
Okul sıralarında Arkadaşlarınızla didişirsiniz. Teneffüslerde koro halinde "Eylülde gel" şarkısını söylersiniz. Günlük meşgaleler bulursunuz falan... Ve sonra... Dirseklerinizi öğrenci masasına koyup, yüzünüzü avuçlarınızın içine alıp, derin düşüncelere dalarsınız. "Akşam olur mu?" dersiniz. Hafta biter mi, yıl sonu gelir mi, yıllar geçer mi? Geçmiştir, geçecektir ve geçer. Bu soruların büyük bir cevabı olarak işte ben karşınızdayım. İki yıl önce sizin bulunduğunuz yerden konuşmaları dinliyordum, bugün buradayım ve siz bugün oradaysanız bu hep orada kalacağınız anlamına gelmez. İsteseniz de kalamazsınız. Hepimiz gelişmek ve değişmek zorundayız. Öyleyse bu vakitleri tadına doyarak yaşayalım. Tadına başıboş gezerek değil, yapabileceklerimizin en güzelini yapmaya çalışarak doyulur. Büyük ideallerimiz olsun, yıldızları hedefleyerek yaşayalım ki ulaşamasak bile yükselmiş oluruz. Bu koca dünyada saniyedeki hareketin beş milyarda birine bile hükmedemeyen "ben"ne yapabilirim demeyin. Kendinizi önemseyin. Ölüm ve tabiat karşısında zayıf ve çaresiz gibi görünen insan; aklıyla ve iradesiyle bilseniz ne kadar kuvvetlidir. Aklımızla ve irademizle önce zamana doğru, sonra da zamanın ilerisine doğru koşalım. Tarih daha çok zamanın ilerisinde yaşamayı başarabilen insanların ürünü değil midir? Arkadaşlarımızı sevelim ve kolektif çalışmayı önemseyelim. Dürüst ve gerçekçi olalım. Şaşmaz ölçülerimiz olsun ve düşünelim. Düşünmek bize hayat yoldaşıdır. Doğru ölçüleri olan ve düşünerek yaşayanlar arkalarında kırık çizgi bırakmazlar. Zira hayat neyi, niye yapacağınızı düşünebildiğiniz kadar uzundur fakat düşünmeden yaptıklarımızı telafi edebileceğimiz kadar uzun olmayabilir... Bu güzel konuşma sürüp gidiyor. Umarım siz de beğenmişsinizdir.

