Kaydet
a- | +A

''Bu işi iyi yapamamışsın, dikkatli ol, geç kaldın'' gibi eleştiri lafları, yerine konmamış giysiler, unutulmuş bir söz sizi bir anda öfkeden çıldırtıyor ve sudan sebeplerle bir anda ''avaz avaz'' veya ''cıyak cıyak'' bağırmaya mı başlıyorsunuz? Böyle bir soruya sizin cevabınız hayır olabilir ancak şurası da bir gerçek ki çevremizde, hatta çok sevdiklerimiz arasında sinirli çabuk öfkelenen birileri mutlaka vardır, tıpkı aşağıdaki satırlarda okuyacağınız gibi...Bir okuyucumuz yazdığı mektubunda, beni ters giden herşey çok sinirlendiriyor, öfkelendiriyor" derken başka bir okuyucumuz da; "nişanlım var yok herşeye öfkeleniyor, trafikte öndeki arabanın sürücüsüne, servisi biraz geç alan garsona, TV''de konuşan adama, kısacası ona buna, sebepsiz bir çok şeye sinirleniyor. İşin komik yanı ise, durumunun hiç farkında değil ve onu uyardığım zaman da benim durumu abarttığımı söylüyor" diyor ve soruyor "sizce de gerçekten abartıyor muyum?" Bu tip örnekleri daha da çoğaltabiliriz.

Öfkemizi kontrol etmeliyiz Peki ama nedir bu öfke dedikleri ve böyle durumlarda nasıl davranmalıyız? Aslında öfkelenmek; gülmek, ağlamak, sevinmek, üzülmek gibi son derece insanca duygularımızdan birisidir. Burada önemli olan iş, öfkemizi kontrol altında tutabilmektir. Özellikle de, önünde daha geçirilecek güzel, sürprizlerle dolu bir hayat olan gençlerin bu işi çok erken yıllarda öğrenmesi gerekiyor. Çünkü çocukluk ve gençlik çağında yaşanılan öfkenin kişilik üzerinde bıraktığı olumsuz etkiler daha sonraki yıllarda kin, nefret, kıskançlık, düşmanlık gibi duygulara dönüşebilir. Bu tür duyguların etkisi altında olan insan daha sık ve şiddetli öfkelenir. Olumsuz bir duygu olarak nitelendirilen öfkenin, uzmanlara göre bir de aklanacak bir yanı var ki o da ölçülü bir öfke; karşılaşılan engeli aşmak, hoş olmayan durumdan kurtulmak için gerekli tutum ve davranışta bulunma, hoşlanmadığınız bir duumda tepkinizi ortaya koyma olanağı verir.Ancak sakın bu durumu öfkenize mazeret olarak görmeyin. Çünkü kırıcı, küçümseyici, alay edici sert kaba davranışlara sebep olan yıkıcı öfkenin hiçbir mantıklı açıklaması olamaz. Unutmayın ki, kimse olur olmaz yere problem çıkaran, etrafına ateş saçan insanlardan hoşlanmaz.

Son pişmanlık fayda vermez Bu nedenle öfkeli anlarınızda, birden patlayıp sonradan pişman olmak yerine şu tavsiyelerimizi ciddiye alın;

1, Biraz kendinizi dinlemeye çalışın: Russianoff''a göre; fizyolojik olarak, dışarıdan gelen mesajlar beynin "talamus" bölümüne, (yani hisseden kısmına) daha çabuk ulaşıyor. O anda bu hırsla hareket edersek, tepkimiz duygusal hatta şiddetli olacaktır. Halbuki birkaç saniye bekleyebilirsek talamus bu mesajı beynin mantık bölümüne gönderebilecek. Bu nedenle, fiziksel ve psikolojik olarak olaydan kendinizi uzaklaştırın. 10''a kadar sayın veya sakinleşmeniz için kendinize zaman tanıyın. Ayrıca "sakin olmayalım; bu sorunu sonra konuşalım" gibi sakinleştirici cümleleri hayatınıza sokun. 2, Aşırı öfkenin sonu pişmanlıktır: Önce öfke saçıp, ardından özür dileyerek affedilmeyi beklemeyin. Sık özür suçluluk duygusundan kurtulmak için basit bir yöntemdir. Karşılığında "önemli değil", "tamam anladım, affettim" gibi cevap beklentisi vardır. Böylece kişi yaptığı davranışlar üzerinde fazla düşünmek zorunda kalmaz ve benzer davranışlar yine tekrarlanır. Böylece yavaş yavaş iki tarafta yıpranır.

3, Öfkeyi bir güç olarak görmeyin: Bazı insanlar sinirli olmak ile güçlülük kavramlarını karıştırıyorlar. Sert çıkışlar yaparak, işlerini halledeceklerini, karşı tarafı etkileyeceklerini zannediyorlar. Fakat aslında böyle davranınca ya başkalarını ezmiş oluyorlar ya da çevrelerindeki insanları kendilerinden uzaklaştırarak yalnız kalıyorlar. 4, Duygularınızı Yazmaya Çalışın: Öfkenizi kabul edin ve bu öfkenizin olumsuz sonuçlarını bir kağıda yazın. Kaybettiğiniz arkadaşlarınız, iş fırsatları gibi... 5, Öfkenizi bastırmak için fiziksel işler yapın: Hızlı bir yürüyüşe çıkın, ev işi yapın. Bir yakınınızı arayarak sohbet edip sakinleşmeye çalışın vb. Sağlığınıza vereceği zararları düşünün: Haklı bile olsanız, sinirle çok yanlış işler yapabileceğinizi, ruhsal ve fiziksel sağlığınıza zarar vereceğinizi (tansiyon, mide rahatsızlıkları vb.) unutmayın.

ÖSS başvurusu için son 4 gün Ülkemizde üniversiteye adım atabilmek için ÖSS sınavında; okulun istediği yeterli bir puana ulaşmak gerekiyor. Ancak bu adımın ilk basamağı sınava giriş belgelerini eksiksiz ve doğru olarak doldurmak. Bu nedenle sevgili gençler, başvuru formlarınızı, sınav kılavuzunuzu okuyarak çok dikkatli doldurun. * Başvurma Belgesinin Aday Bilgi Formu kısmını yumuşak siyah bir kurşun kalemle, diğer kısımları ise dolmakalem veya tükenmezkalemle, büyük harfle doldurun. * Unutmayın, optik okuyucular yazılan yazı ve rakamları değil, kodlama işaretlerini bilgisayar kayıtlarına aktarabilen araçlardır. Bu nedenle, aday bilgi formuna yazılan fakat kodlanmayan bilgiler, bilgisayar kayıtlarına geçmeyeceğinden geçersiz sayılır ve işlem görmez. * Başvurma belgenizi mutlaka imzalayın. * Başvurma belgenizi en geç 20 Kasım 2000 p.tesi saat 17:30''a kadar bir lise veya dengi okul müdürlüğüne ya da ÖSYM Sınav Merkezi yöneticilerine teslim edin. * Kayıt kartına, başı açık, son 6 ay içinde çekilmiş bir fotoğrafınızı yapıştırmayı, kayıt harcınıız yatırmayı sakın unutmayın. Ayrıca 1983 veya daha sonraki sınav dönemlerinde ÖSYM numarası aldığınız halde bu numarayı kullanmayıp yeni bir ÖSYM numarasıyla başvuru yaparsanız, başvurunuzun geçersiz olduğunu bilin. * Lise mezunu gençler, ister çalışıyor, ister evde oturuyor olun haydi siz de bir form alıp şansınızı deneyin. AÖF''de yapacağınız bir tercihle; bilin ki kişisel gelişiminize büyük bir katkıda bulunmuş olacaksınız.

Güzel bir güne merhaba... Böyle bir girişin ardından bir kısmınız "hangi güzel günden bahsediyorsunuz, gün size güzel olabilir ama biliyor musunuz ki moralim bozuk, herşey ters gidiyor" diyebilir, insanların ikiyüzlülüğüne, menfaate dayalı ilişkilerine, büyükşehirlerin sesine, trafiğine, insan kalabalığına, küçük şehirlerin, kasabaların sessizliğine, monotonluğuna kızabilirsiniz. O halde kızın ve kızdığınız her dakikada elinize ne geçtiğini ya da neler kaybettiğinizi bir düşünün. Evet düşünün lütfen çünkü bizler maalesef düşünmeden yaşıyor sonra da ömrümüzden giden günlerin ardından keşke diyoruz. Bu nedenle olur olmaz herşeyle kendinizi üzmeyin unutmayın ki, "en koyu karanlığın ardından güneş doğar" ve sizler keşke dememek için kendiniz için en iyi yolları bulmaya çalışın tıpkı aşağıdaki hikâyemizde olduğu gibi...

En iyi yol... Yaşlı bir aile dostumuzu ziyarete gitmiştim. Gözlerimden yaşlar akarak ona, "Ne biçim hareket etmemi önerirsiniz?" diye sordum. Dostum da bana, "Bu dedikoduların temeli gerçeğe dayanıyor mu?" diye sordu. Öfkeyle, "Hayır" dedim. "Beni çıldırtan da bu ya..." Yaşlı dostum gülümseyerek, "Öyleyse hiçbir şey yapma" önerisinde bulundu. Çok sinirlenerek, "Hiçbir şey yapmamak mı? Ne demek! Onları hakkımda dedikodu yaptıklarına yapacaklarına pişman edeceğim" diye bağırdım. Dostum başını salladı: "Bu dedikoduyu duyanlar yüzde bir kişidir. Dedikoduyu doksan dokuz kişiye de duyurmak mı istiyorsun?" diye sordu. Kuşkuyla "Hayır" cevabını verdim. Dostum devam etti: "Gerçekte arkadaşların böyle bir dedikoduya inanmaz. Hiç düşmanın var mı?" Biraz düşündükten sonra: "Belki bir, iki tane" cevabını verdim. "Sevilen kişiler mi?" "Hiç de değil. Herkes onlardan kaçar ve söylediklerine de inanmaz." Dostum gülümseyerek, "Görüyor musun?" dedi. "Tüm üzüntün boşmuş, gel seninle biraz kıra çıkalım da öfken geçsin." Güzel bir gün geçirmeniz dileğiyle Sevgiyle kalın.

Katkıda bulunun! Sevgili gençler; sizin için, sizleri anlatan bir kitap yazmak isteseydik içinde hangi konuların ne gibi düşüncelerinizin olmasını isterdiniz?

Cevaplarınızı bekliyoruz... Her tür soru ve sorunlarınız için Adres: Türkiye Gazetesi, Genç Türkiye Köşesi, 29 Ekim Cad. No. 23 Yenibosna/İstanbul Faks: 0212 454 20 30 E-Mail: Betbay@apexmail.com