Kaydet
a- | +A

Her yıl binlerce gencin, geleceklerini belirlemek için girdikleri zorlu yarışta, en büyük korkuları açıkta kalmak. Bunun sebebi de sınırlı sayıdaki kontenjan. YÖK Yürütme Kurulu 2000 Yükseköğretim Programlar ve Kontenjanları Kılavuzu taslağına göre; * Devlet üniversitelerinin 4 yıllık lisans programları kontenjanlarında 12 bin artış olacak. * Türkiye''deki devlet üniversitelirinin 2 yıllık meslek yüksekokullarına ait kontenajnlar ise % 15 artırılacak. * Devlet üniversitelerinin ÖSS puanı ve özel yetenek sınavı ile öğrenci alan programlarının kontenjanları da yaklaşık yüzde 5 oranında artırılacak. * Bu yılda 105 baraj puanını aşan herkes açıköğretimde okuma hakkı elde edecek.

Ayrıca "4 yıllık Fakülte bitirseydim, mastır, doktora yapabilseydim diyorsanız; "üniversite 2. giriş sınavı" yani Dikey Geçiş Sınavı başvuruları 24 Nisan 2000 pazartesi günü başladı ve 8 Mayıs 2000 günü sona erecek. Başvurularınızı hemen yapın. Ön lisans mezunlarının, 4 yıllık üniversite diploması sahibi olmalarına olanak tanıyacak Dikey Geçiş Sınavı DGS-2000, 3 Eylül''de üniversite rektörlüklerinin bulunduğu iller ile Lefkoşa''da yapılıyor.

Bana güzel bir şeyler söyle!.. İçinizde hediye almaktan ya da vermekten hoşlanmayanınız var mı? Tamam kabul ediyorum, bazen hediye seçimi yapmak çok zor ve sıkıcı bir iştir. Ama; içten bir dost, iş arkadaşı, kardeş, eş, sevgili, evlat tarafından, "bu senin için" sözleriyle uzatılan küçücük bir paketin, size o an hissettirdiklerini, kalbinize yayılan sıcaklığı hangi hassas terazide ölçebilirsiniz dersiniz? Şimdi de konuyu, "bu senin için" sözüne çekmek istiyorum. Bu kısacık cümlede aslında, "kocaman bir değer verme" vardır. Öyle değil mi? "Bunu senin için özel olarak seçtim", "Sen benim için değerlisin" ve daha birçok gizli anlam... Böyle bir cümlenin ardından da şu soruyu sormak istiyorum. Ne dersiniz, sevdiklerimize bir şeyler verebilmek için elimizde mutlaka maddeye dayalı bir şeyler mi olmalıdır? Siz de bana haklı olarak şu soruyu sorabilirsiniz: Başka neler hediye olabilir? Cevaplıyorum; Aslında birçoğumuzun cimri olduğu, birkısmımızın utangaçlıktan dolayı çevresine vermekten çekindiği, en acı olanı da bazılarımızın böyle bir eylemin farkında dahi olmadığı övgü, takdir etme, beğenimizi ortaya koyma gibi son derece insanca duygularımızın sözcüklere dökülüp karşı tarafa sunulması, alan kişi için, bir hediye değil midir? Ya da şöyle söyleyeyim, beğenildiğinizi, sevildiğinizi bilmek, yaptığınız işlerde takdir görmek istemez misiniz? O halde bizler niçin bu güzel ve masrafsız hediyenin bu kadar cimrisiyiz? Niçin eşler, bir süre sonra birbirlerini övmekten uzaklaşırlar. Neden insanlar, arkadaşlarının başarılarını takdir etmekten kaçınırlar? Annemize "eline sağlık" demek, babamıza "sevgimizi dile getirmek", bize ne kaybettirir? Yoksa tüm bunlar yağcılığa, dalkavukluğa mı girer? Benim cevabım hayır, kesinlikle hayır. Ben ucuz övgüden bahsetmiyorum ki. Gerçek övgüden bahsediyorum. Çünkü birinde içtenlik vardır, diğerinde yoktur. Biri yüreğimizden kopup gelir, diğeri öylesine dudaklarımızdan dökülür. Birisi samimiyet, diğeri menfaat kokar ve birincisi, ikincisine daima üstün gelir. Özetle diyorum ki, insanları dürüstçe, içtenlikle övmenin, kendimizi düşünmeyi bir an için bir kenara bırakıp, karşımızdaki insanın iyi yönlerini görerek, bunları ortaya koymanın ne zorluğu, ne kötülüğü olabilir? Hani derler ya, "Aslında çok da güzel/yakışıklı değil ama sanki şeytan tüyü var, herkes onunla birlikte olmak istiyor." Hâlâ gerçeği farkedememiş olanlara duyurulur, tüm mesele bu kişilerin "kalplere giden yolu farketmiş olmaları ve tatlı dilleri." Herkese duygularını daha rahat ortaya koyabildiği, dostlukla samimiyetin kol kola gezdiği bir hafta diliyorum... Sevgiyle kalın.

Haftanın Sözü Karşımıza çıkan engellerin önünde sinmek yerine, yüreklilikle onların üstesinden gelmeye kendimizi hazırlarsak, bu engellerin çoğu eriyip yok olacaktır. * Orison Swett Marden