Türk futbolu GÜNEŞ''li günlere teslim... Son 10 yıl, Mustafa Denizli ve Fatih Terim ikilisi arasında sıkışıp kalan Milli Takım antrenörlüğü, Şenol Güneş''le yeni bir ufuğa açılıyor. Güneş, futbolculuğu kadar antrenörlüğünde de Türk futboluna damgasını vurmuş bir teknik adamdır.
1954 yılından beri özlemini çektiğimiz Dünya Kupası Finalleri''ne takımımızı taşımaya çalışacak olan Güneş, bunu gerçekleştirirse, belki bir ilke imza atmayacak ama, en azından bir ilk kadar Türkiye''nin gündemine damgasını vuracaktır. Güneş, aldığı cesur ve radikal kararlarla daha şimdiden bütün dikkatleri üzerinde toplamaya başladı. Ünal Karaman ve Aykut Kocaman''ı faal futbolcuyken Milli Takım''da yardımcı antrenörlüğe getirmek istemesi, yapacağı şeylerin teminatı olarak gösterilebilir. Bu arada Şenol Güneş''i zor günler de bekliyor.
G.Saray''ın Avrupa Şampiyonluğu''ndan sonra, Milli Takım''ın Avrupa da ilk 8''e girmesi, genç antrenörü çıtayı yükseltme açısından zorlayacağa benzer. Dünya Kupası elemelerinde gruptan çıkmak, artık amaç olmaktan çıkmış, araç olmuştur. Bundan dolayıdır ki, Milli Takım''ın Dünya Kupası''ndaki hedefi, çeyrek finalin ötesinde, en azından bir yarı final olmalıdır. Hiç şüphesiz, Güneş bu göreve geç, ama bileğinin hakkıyla gelmiştir. Türkiye''de böyle bir yer için nasıl oyunlar oynandığı da herkesçe malûmdur!
Güneş, bu yüzdendir ki etrafını çok iyi tanımalıdır! Genç antrenörün karşılaşacağı en komik durum (!) "tekerlek kırıldıktan sonra" yol göstermeciliğe soyunmuş bir takım insanların sahte yüzleri olacaktır! Bunlar rakiplerden de daha tehlikeli bir durum arzedecektir! Bu yüzden, Güneş, dost ve düşmanı, yani, Brütüs''le, yiğidi öldür ama hakkını ver türünü(!) birbirinden çok iyi ayırt etmelidir.
BATAN GEMİNİN MALLARI! Kulüpler batan geminin malları gibi, yabancı futbolcuları kapış kapış alıyor.
Türkiye Ligi''ni izleyecek bir yabancı, bunu Türkiye Ligi değil de, Avrupa ligi zannedecek! Oysa ki bu, kamufle edilmiş Türkiye Ligi!... Yabancı sayısı 5, ancak bu da yetmedi, 2 ilave edilmeye çalışılıyor. Ayıbın ötesinde, Türk futboluna, futbolcusuna ihanet!.. Sonra da ortaya bazı ne idüğü belirsiz kişiler çıkıp, sözüm ona Türk futbolunu koruyor, altyapıya önem veriyor, işin acı tarafı, bu sayede de kariyer sahibi oluyor!...
Türk futbolunu koruyup kollama görevini üstlenmiş bir Futbol Federasyonu var. Ancak, ne acıdır ki bu federasyon kendisini bile kollayamıyor! Türkiye''de istemediğin kadar yabancı ve bu yabancılardan oluşan sözüm ona Türk futbolu var!.. Bir ülkenin futbolu, yabancıya karşı ancak bu kadar esir edilebilir! ÖzellikleTürk olmak, bu kadar ucuz olmamalı!..
EZELİ REKABET TARİH OLDU! G.Saray''ın ismi bile Avrupa''da kupa alıyor!.. İsviçre''de Avrupa''nın güçlü takımlarıyla oynayan G.Saray, yine eski alışkanlığından kurtulamadı ve her zamanki gibi, şampiyon oldu. Böylece "kupalar G.Saray''dan sorulur" sloganını devam ettirdi. Her ne kadar hazırlık maçları ölçü olmaz denilse de, olacak çocuk emdiği sütten (!) belli olur...
G.Saray''ın bebelerle (!) Avrupa''nın en iyi takımlarını yenip birinci olması, yine bazılarının uykularını kaçırmışa benziyor!.. Herkes artık şunu kabul etmelidir; G.Saray için bundan böyle ezeli rakip, Dortmund, Mallorca, Leeds United ve Arsenal''dir.
Cimbom''a, Türkiye''de ezeli rakip olabilmek, yaptıklarının bir fazlasını yapmakla mümkün olur!
G.Saray UEFA Kupası şampiyonu oldu. Bunu, ancak Avrupa Şampiyonlar Ligi''nde şampiyon olmak keser! Yoksa, G.Saray devamlı şampiyon olacak; bunun yanında ezeli rakip olarak geçinenler daha ilk turda elenip gidecek ve bunun adına da ezeli rekabet denilecek!... Böyle çiftlik nerede görülmüş?.. Bunun adına dense dense, saflık denilir; o kadar!.. O zaman, Türkiye''de her takım G.Saray için ezeli rakiptir! G.Saray, Avrupa''da, hem de daha işin başında 11 isimsiz aslanla kupa almışsa, bu, yalnızTürkiye''deki takımlar için değil, benim diyen Avrupa takımı için de gözdağıdır!

