İçim kan ağlıyor... Ama neyleyeyim ki; görev aşkı!.. Milli Takım''ın mağlubiyetinden sonra değil yorum yazmak, maça gitmek bile zûl!.. Ne ümitlerle geldik, ama ümitlerimiz oldu simit! Gelelim Danimarka-Fransa maçına; şimdiye kadar seyrettiğim her takım iyi de, Fransa ile İtalya bir başka. Hele hele Fransa, Zidane''ı, Desailly''si, Anelka''sı, Henry''si, Petit''si ile diğerlerinden bir fazla. Özellikle Zidane ve Henry oynadığıyla hem zevk veriyor, hem de takımına puan kazandırıyor. Danimarka karşısında Dünya Şampiyonu Fransa işte böyle bir görüntü içindeydi.
Defansta, Desailly ve Thuram geçit vermezken, orta sahada Zidane, Petit ve Deschampes oyunu devamlı kontrol altında tuttu. İstedikleri gibi hızlandırdı, yavaşlattı.
Bu arada Zidane''ın attığı her top, rakip kale için yarı gol niteliğindeydi. İleride Anelka ve özellikle Henry atılan bu topları çok iyi değerlendirdi. Henry''nin attığı bir gol vardı ki; ustalık, çabukluk ve zekanın ürünüydü. Schmeichel gibi bir kaleci bu gole ancak şapka çıkarırdı, ama olmadığı için gülümsemekle yetindi! Danimarka, Fransa''nın yanında ikinci sınıf bir takım. Geride Fransa ileri uç adamlarını durdurmakta zorlanırken, Fransızlar''ın yaptığı pres karşısında 90 dakika boyunca orta alandan çıkamadı. İleride ise uzun Fransız defansı karşısında çaresizleri oynadı.
Danimarka''nın en iyi adamı olarak, kaleci Schmeichel görünüyordu. Ancak tecrübeli kaleci, atılan gollerde çok büyük hata yapmamasına rağmen eski Schmeichel değildi.
Dünya Şampiyonu Fransa, yine bir şampiyonaya başında ağırlığını koydu. Böyle bir Fransa''nın yenilmesi rakibe değil, şansa kalmış bir olay.

