Basketbolda yeni sezonun ilk dört haftası geride kaldı. Bu sürede ortaya çıkan bir takım sorunlar, basketbolun popülaritesi için büyük tehlike oluşturuyor. Basketbolda istatistik çok önemlidir. Bu spora ilgi duyan herkes, hazırlanan sayısal verilere büyük ilgi gösterir. Ne yazık ki, ülkemizde bu konuda hâlâ çok ciddi sıkıntılar yaşanıyor. Son 3 hafta içinde istatistiklerle ilgili karşılaştığım 3 olay akıllara durgunluk verecek türdendi. Birincisi, Türkiye1.Ligi''nin üçüncü haftasında oynanan Efes-G.Saray maçındaydı. İlk yarı sonunda dağıtılan istatistiklerde, hiç oynamayan Efes''li Arda''nın 8 dakika sahada kaldığı ve 2 sayı attığı gözüküyordu. Yanlışlık olur da böylesi olmaz. Pes doğrusu!.. İkinci istatistik faciası Saporta Kupası''nda Beşiktaş-Porto maçında yaşandı. İlk yarıda en az 6-7 fast-break pozisyonundan sayı bulan Porto''nun toplam asisti istatistiklere 1 olarak yansıdı. Ayrıca rebound toplamları da sahadaki mücadeleyi yansıtmaktan çok uzaktı. Nitekim hem Beşiktaş coachu Ahmet Kandemir hem de Portolular ilk yarı sonunda dağıtılan istatistiklere tepki gösterdi. Son istatistik rezaleti bu iki örnekten önce cereyan etti. Beşiktaş-Aris maçında görevli istatistik ekibi, karşılaşma başladıktan 10 dakika sonra görev yerine geldi. İstatistik konusunda yaşanan bu 3 olay, benim kendi gözlerimle gördüklerim. Elimize gelen diğer istatistikler hakkında bir yorum yapamayacağım. İstatistik konusuyla ilgili söyleyebileceğim tek şey, önemli bir sıkıntının yaşandığıdır. Bu çerçevede cevap bekleyen en önemli soru, Basketbol Fedrasyonu istatistik işini ciddiye alıp hem insana hem de teknolojiye gerekli yatırımı yapıyor mu? Gördüğüm kadarıyla bu soruya evet cevabını vermek imkansız. O halde federasyon bu yükün altından kalkamayacak durumdaysa, 2001 Avrupa Basketbol Şampiyonası''nın da ülkemizde düzenlenecek olmasını dikkate alarak istatistik işini bu konunun uzmanı bir bilgisayar şirketine bıraksın. İstatistik sorunundan bir başka soruna geçelim. Yeni kuralların uygulanmaya başlamasıyla, maçlarda ölü zaman süresi 30 dakikaya çıktı. Karşılaşmaların 40 dakika üzerinden oynandığı dikkate alınırsa, yarım saatlik boşluk gerçekten çok uzun bir zaman dilimi. Bunun için, maçın oynanmadığı sürelerde salonu dolduranları bir şekilde eğlendirmek gerekiyor. Ölü zamanlar ABD ve Avrupa''da birbirinden güzel aktivitelerle dolduruluyor. Bizde ise bu konuda hâlâ atılmış ciddi bir adım yok. Eğer salonlara olan ilginin artmasını istiyorsak, takım yöneticilerinin bu konuda artık bir şeyler hazırlaması lâzım. Burada hemen belirtmeliyim ki, bizdeki gibi bir eksiklik Avrupa''nın hiçbir ülkesinde yok.
Başkalarını eleştirdikten sonra biraz da kendimizi, basketbol yazarlarını masaya yatıralım. Dünyanın dört bir tarafında her spor karşılaşmasından sonra basın toplantıları düzenlenir. Burada spor adamları, gazetecilerin sorularını cevaplandırarak, oynanan karşılaşma hakkında spor yazarlarını bilgilendirir. Bu basın toplantıları gazeteciler için çok önemlidir. Ancak bu süreç Türkiye''deki basketbol karşılaşmaları için pek geçerli değil. Ülkemizde basketbol yazarları, (yorumcuları, belki de bu kişiler gazeteciliği ikinci, hatta üçüncü iş olarak gördüklerinden) basın toplantılarına pek ilgi göstermiyor. Örneğin son Efes-Leverkusen maçından sonraki basın toplantısına sadece bir gazeteci katıldı. (Kameramanları saymıyorum). Cumartesi günkü Efes-Türk Telekom maçında da bu tablo çok farklı değildi. Neden yorum yazanlar basın toplantılarına gelmezler, soru sormazlar ya da coachun söyleceklerine pek ilgi duymazlar? Bu sorunun cevabını henüz bulmuş değilim. Pazar günü NTV''de yayınlanan basketbol programında Mehmet Baturalp, Telekom Coachu Ercüment Sunter''in Acie Earl''ü 40 dakika oyunda tutarak hata yaptığını, yorulan ABD''li oyuncuyu zaman zaman kenara çekip Hüseyin Demiral''ı kullanması gerektiğini söyledi. Basketbol profesörü Baturalp''in bu tesbiti doğruydu!.. Zaten basketbolu bir parça bilen herkes bu gerçeği sahada gördü. Baturalp''in bu yanlış yorumu yapması, maçtan sonra düzenlenen basın toplantısına katılmamasınının bir sonucuydu. Eğer Baturalp basın toplantısında Ercüment hocanın söylediklerini dinleseydi, kamuoyunu yanlış bilgilendiren yorumu yapmazdı. Çünkü Ercüment hoca Acie Earl''ü neden dinlendirmediğini basın toplantısında şu cümlelerle açıklamıştı: "Hüseyin''in sakatlığı vardı. Hafta boyunca antrenmanlara katılmadı. Hazır değildi. Dolayısıyla Earl''ü dinlendirmek için Hüseyin''i kullanamadım. Faruk da eşleşmelerde yetersiz kalacağından ABD''li pivotta ısrar ettim." Bu örnekleri çoğaltmam mümkün ama şimdilik bir tanesiyle yetiniyorum ... Bakalım bu çarpıklık kendi içimizde daha ne kadar sürecek?

