İbrahim''in Yunanistan''ın AEK kulübüne transfer olması birçok açıdan önem taşıyor. İbrahim''in yurt dışına böylesine parlak bir transfer yapan ilk Türk basketbolcusu olması, geçen yılın Saporta Kupası şampiyonu AEK''nın kendisini almak için yüksek sayılabilecek bir ücreti ve birçok fedakârlığı göze alması, Avrupa basketbol coachları arasında ''duayen'' konumuna en çok yakışan kişi olan Dusan Ivkoviç''in İbrahim''e böylesine bel bağlaması; takımı onun üzerine kuracağını ilân etmesi, Türkiye ve Yunanistan arasında son yıl içinde oluşan yakınlaşma dolayısıyla İbrahim''in bir ''dostluk ve barış elçisi'' potansiyeli taşıması hep gurur duyulacak noktalar.
İbrahim''i başkalarının izlemesi Milli Takımımız açısından yeni bir döneme işaret edebilir. Kendimizi oyuncuları dış ülkelerde oynadığı için Milli Takım''ı toplamakta ne denli zorlandıklarını yıllardır izlediğimiz ülkelerin konumunda bulabileceğimiz de unutulmamalıdır.
Bu yazıyı methiyeden ziyade bir genel değerlendirme olarak planladığımızdan İbrahim''in Yunanistan''a transferinin ekonomi/pazarlama boyutuna ve basketbolumuz açısından taşıdığı öneme değineceğiz.
İbrahim''in AEK''da oynayacak olması Avrupa''nın zirvelerine yönelen Türk basketbolunun gelişim trendinde bizce bir eksiği tamamlamıştır. Basketbolda güçlü veya güçsüz birçok ülkenin oyuncuları potansiyellerine göre dış ülkelerde oynarken bizim oyuncularımız sadece kendi ülkemizde yüksek değerler buldular. Düşük vergi oranları veya kendi içimizde yıldız oyuncular için suni olarak yükselen talep gibi bir takım nedenleri yadsımıyoruz, ancak İbrahim''in peşinden birkaç oyuncunun daha aynı yolu izlemesi durumunda bir tür dengelerin yerli yerine oturacağını düşünüyoruz.
Transfer dönemine girildikten sonra geçen yıl İbrahim ile Avrupa üçüncülüğünü yakalayan Efes Pilsen''in onu yeniden kiralamak veya bonservisini ödeyerek haklarına sahip olmak için yeterince gayret göstermemesi İbrahim''in hareket alanını daraltmıştı. Yuvası olarak gördüğü Fenerbahçe Kulübü''nün de pazarlık marjlarını düşürmesi İbrahim açısından işi zorlaştırıyordu. Ya profesyonel bir oyuncu olarak geçmişte oynadığından daha düşük (ve aynı nedenlerle gelecekte daha da düşebilecek) bir fiyata razı olacak, ya da başka bir çıkış yolu arayacaktı.
İbrahim ikincisini yaptı. Kendisini köşeye sıkıştırdıklarını düşünenlerin beklemedikleri bir hamleyle yurt dışına açıldı.
İbrahim''in Yunanistan hamlesini 1980''lerin öncü ihracatçılarının hamleleriyle kıyaslamak herhalde biraz abartı içerecektir, ancak bugüne kadar yerli talep dışında hiç rağbet görmeyen basketbol üretimimiz açısından bakıldığında İbrahim''in Avrupa''nın "A grubu" talep kitlesi sayılabilecek AEK tarafından böylesine değerlendirilmesi önemli bir ekonomik başarıdır.
Bir Türk basketbolcusu (Mirsad''dan sonra) ilk defa değerini gerçek anlamda ispat etmiştir, çünkü çeşitli koruma duvarları arasında oluşan yerli talep bir noktadan sonra yanıltıcı olabilmektedir. Bunun anlamı şudur: Bugüne kadar pahalı yabancıların yerini mümkün olduğunca yerli oyuncularla doldurmaya çalışıp bir nevi ''ithal ikamesi'' yaparken artık basketbolcu ihraç ediyoruz.
Bu noktadan hareketle, 1980 öncesinde düşük kalite ve yüksek maliyet sorunları yüzünden kendi yağında kavrularak var olmaya çalışan Türk ekonomisini, dış piyasalara açılarak hızla büyüdüğü 20 yıllık son dönem ile kıyaslayarak basketbolcularımızın Avrupa çapında talep bulduğu bir büyüme dönemini düşlemek acaba hayalcilik midir?
Bunu zaman gösterecek. İbrahim''i diğer oyuncularımız takip edebilirse belki basketbolumuz açısından da ''dışa açık büyüme'' modelinden söz edilebilecektir.

