Bir tek kalbimiz mi? Kanatlarımız da kırıktı. Sağda Okan''ın yokluğu Abdullah''ın eskisi gibi olamaması yüzünden garipler gibi hissediyorduk kendimizi... Peki kalbimiz neden kırık olabilirdi?.. Neden olmasındı?.. Ben bugün sahada Sergen gibi Tugay gibi ustaları da görmek isterdim. Emre gibi çıldırtan, Alpay gibi rakip forvete "Dur" diyebilecek bir dinamoya sahip olmayı arzu ederdim. Bir ton yokluklar içinde gelmiştik İsveç''e... Üstelik grubun en büyük favorisine karşı ve tüm imkânsızlığımızla... Anlayacağınız yüreğimiz kırıklar, yüzümüz kırışıklarla doluydu... Sonra ne olduysa birileri çarptı gözüme... Ve içimi rahatlatan... Umutsuzluğu yok eden... Tüm tecrübesiyle gönüllerimizi ferahlandıran...
G.Saray''ın 7 atlısı... Fatih''i, Suat''ı, Bülent''i Hakan Ünsal''ı, Ergün''ü... Ve ondan kopan canlar... Arifler... Hakan Şükürler... "Ohh" dedirten cinsinden bir mücadele... Rakibe yapılan o bildiğimiz G.Saray presi... Ve o 7''liye ayak uydurmak için canhıraş şekilde savaşan Ogün, Mustafa İzzet, Nihat... Ve de kalemizde her zamanki tecrübeli eldivenim Rüştü... Neyse tek tek isimlere bakıp da; futbolcularımızın maç başladıktan itibaren ki hallerini görünce bendeki hali de siz görmeliydiniz.
Sevinçten midir nedir? Tatlı bir ümit kaplamıştı içimi... Ullevi''deydik ama aslında kendi evimizde gibiydik... Bursa Atatürk Stadı... Ali Sami Yen... 19 Mayıs.... Oyunumuzla da taraftarımızla da... Ay-yıldız şahlanmıştı bir kere.... 45 dakikalık bölüm bitiyor ve durum: 55-45... Korkunç bir fark bu... Skor değil bu ama futboldaki oyun üstünlüğü... Top millilerimizin ayağına yapışmış sadece attığımız şutlar, verdiğimiz paslarda ayrılıyor... Kolaysa bir İsveçli gelsin alsındı... Tek kale futbola dönüşen oyunda Brezilya-Madagaskar maçı oynanıyordu sanki... Durun durun... Daha iyi bir örnek var... Bir basketbol maçı oynanıyor ve biri rüya takım ABD, diğeri ise Patagonya... Yoksa öyle olmasa ilk yarıda ortaya çıkan sonuç 55-45 olmazdı sanırım...
İkinci yarıya ne olursa olsun golsüzlüğü de İsveç''i de bozmalıydık...
Hoş... Beraberlik neyimize yetmezdi... Hem deplasmanda hem de İsveç gibi favoriye aman vermemiş olacaktık... Çünkü bunun Türkiye''si duruyordu daha. Galiba takımımız da böyle düşünüyordu. Çünkü son yarıya inanılmaz durgun başladık.
Bu defa onlar koşuyor biz kaşınıyorduk... Sanki stil değiştirip komple yeni bir takımla çıkmışlardı. Bayağı tırmalamaya başlamışlardı. 59''daki Ljungberg''in o vuruşu yüreklerimizi ağzımıza getirdi. Defansımız bu dakikalarda resmen zorlanıyordu. Ne oldu da bir takım bu kadar değişmişti?.. Sanki birisi çıkıp "Dur" demiş... "Kımıldama" emri vermiş... Öyle bir yüklenmişlerdi ki, bu dakikaları atlatmalıydık. Ama nasıl? Ve nihayet... 68''de Lars"son" verdi bu işkenceye...1-0. Belki gol yedikten sonra ilkyarıdaki o özlenen oyun geri gelir diye düşünüyoruz. Kanımız donmuş bekliyoruz... Ama heyhat ne giden var ne de gittiği yerden gelen.... 78''de hep birlikte ayaklandık. Hakan oradan... Aradan... Birşeyler yaptı... Ergün''e düşürdü... Ona sadece gol atmak kalmıştı... Ama zoru başardı, kuşlara attı... Ancak asla vazgeçmiyorduk... İsveç''in ağırlığınca altın verseler bırakmaya niyetimiz yoktu. Telaşlı bölümler sona ermişti. Çocuklar yeniden saldırıya geçti. Belli ki öpülmek istiyorlardı... Belli vatan, millet, Sakarya''yı oynuyorlardı... Sevinmeliydik sevinmelilerdi... Ama sevinmeye zaman yoktu... Yandan 4 dakikalık bir uzatma tabelası umut oldu... Ve o tabela değişmeliydi... Değişecekti... Değişti de.... Gene Hakan bu defa Ogün''e çıkardı... Düşürdüler... İyi de yaptılar... Gelen penaltıydı vuran Tayfur... Ve goooolllll....
1-1... Öptük sizi...

