İletişim, öylesine etkili ve büyülü bir kavramdır ki, eninde sonunda "İnsan Faktörü"yle karşı karşıya kalırsınız!... Hangi ortamda bulunursanız bulunun "İnsan Faktörü"nün o gizemli ve güçlü iletişimini ensenizde hissedersiniz; ama olumlu, ama olumsuz!...
Olumlu düşünen ve davranan insanlar vardır ve sayıları maalesef pek azdır. Ve maalesef bir şekilde bu meyveyi veren insanlar taşlanır!... Daha sonra taşlayanlar -ilahî adâletin bir tecellisi olarak- feci bir gazâba, husûmete ve hüsrana garkolurlar!... Ancak iş işten geçmiş ve kul hakkı yenmiştir. Tarih, bu tekerrürlerle dopdoludur!...
TV, çok homojen bir dünyadır. İtici olanı vardır, sevimli olanı da. Yararlı olanı da, zararlısı da!... Her türden, her renkten insanı görmek, takip etmek mümkündür TV dünyasından!.. Dolayısıyla seyirci de bütün bu renklerden ve sürekli değişken bir yapı hâlindeki TV dünyasından nasibini olumlu ya da olumsuz alır... Özellikle bizim gibi ülkede; acımasızca verilen reyting savaşlarının ülkesinde!... Seviyeli rekabetlerin özlemini, buram buram yaşayan seyircilerimizin ülkesinde!...
İtici, zararlı ve yanlış mesajları TV aracılığıyla -şu veya bu program olsun- ileten insanların varlığına mı yanarsınız, yoksa verilenlerle mi yetinir ve gene o büyülü ekranın cazibesine mi kapılırsınız?!... İster istemez "İnsan Faktörü" gibi, bu noktada da "Seyirci Faktörü" karşımıza çıkıyor!...
Seyirci mi tatminsiz, yayıncı mı?!.. "Tavuk mu yumurtadan çıkar, yumurta mı tavuktan" misâli?!... Maalesef işte bu kaosu oluşturan belli-belirsiz üçüncü şahısların cevabı; "Ben onu bunu bilmem, sadece işime bakarım!!..."dır.
Gerisini siz düşünün, sizler değerlendirin ve sağduyunuzla belli sonuçlara sizler ulaşın!!... Ulaşma konusunda da büyüklerimizden üç kelâm sunalım: "Şöhret afettir", "Ekran bir büyüdür" ve en önemlisi: "Eden kendine eder!.."

