İkinci büyük felâketin yaşandığı 12 Kasım Düzce depreminin ardından 11 gün geçti... Son bilanço; 700''ün üzerinde ölü, 5000''in üzerinde yaralı... Bolu''da 200 binden fazla kişi de, bu kış ayını dışarıda geçirmek zorunda...Yağmur, çamur ve soğuk demeden çadırlarda hayat?!... Çadır eksikliği de cabası!..
Yıkılan dünyalar, yitirilen umutlar!... Üstüne üstlük, Marmara bölgesinde -bir türlü net bir biçimde açıklanamayan- yeni bir depremin olup-olmayacağı üzerine tartışmalar ve kulaktan kulağa fısıltı gazetesiyle dolaşan, ancak aslı astarı olmayan bir sürü söylenti?!... Bu durumda İstanbul''da yaşayanlar nasıl tedirgin olmasın?... Özellikle çocuklar ve yaşlılar daha bir şaşkın, daha bir korku içinde...
Deprem gerçeğiyle -psikolojik dünyamızı sarsmadan- yaşamanın yolları olsa gerek!... Uzmanlar bu yolları sıralıyor; bilgi, elden geldiğince tedbir ve morâl... diye. Bilginin kafa karıştırmadan halka ulaştırılmasında ise en büyük görev ve sorumluluk radyo ve TV kanallarına düşüyor!...
Elden geldiğince alınması gerekli tedbirler ve halkın morâlinin yüksek tutulması, ekrana gelecek olan bütün yapımlarla doğru orantılıdır. Radyo ve TV, çok etkin bir propaganda gücüne sahiptir... Özellikle böyle kritik dönemlerde ve paket programlar hâlinde halkla iç içe olmak durumundadır!...
Dolayısıyla; bu kadar radyo ve TV kanalları içinde çok önemli bir eksiklik göze çarpıyor...Bunun adı: "Morâl Dairesi"dir.
Ülkenin olağan ya da olağanüstü hallerinde kendi alanlarında birer uzman olarak seçilmiş, sözüne ve yaptıklarına güvenilir, profesyonel bir kadrodan oluşan bir "Morâl Dairesi".
Morâl vermek, bilgilendirmek ve aydınlatmak, kuru kuruya olmaz. Radyo ve televizyonun yayın araçlarından yararlanılarak; çeşitli dramalar, belgeseller, açık oturum gibi yapımları halka sunarak gerçekleşir.
Bir zamanlar TRT''den izlediğimiz "5 Dakika"ları hatırlayın!... Ve bu "5 Dakika"ların süresini uzatıp içeriğini zenginleştirin, "Morâl Dairesi"nin temelini atmış olursunuz!!...
Bu arada, bütün okurlarımın "Berat Kandili"ni tebrik ederim!!...

