Selda usulca odanın kapısını açıp başını uzattı. Yatağın üzerine boylu boyunca uzanmıştı Hülya. Yanağı şişmişti. Saçı başı darmadağınık bir şekilde, gözlerini tavana dikmiş, öylece yatıyordu. Ortalığı birbirine katmıştı sanki Mahmut. Bağırmış, kırmış, dökmüş, vurmuş ve karısının ve büyük kızının camdan dahi bakmasını yasaklayarak çıkıp gitmişti. Genç kız ayaklarının ucuna basarak yaklaştı yatağın kenarına: - Hişt! Abla, kız, abla, iyi misin? Homurdandı anlaşılmaz bir şekilde Hülya. Kaşları çatıktı. Yanağını hafifçe okşadı parmaklarıyla: - Şu halime bak! Allah o Hakan''ı kahretsin. Hemen yumurtladı. Selda onun konuştuğunu görünce ayak ucuna oturdu: - Bence Hakan ağabeye kızmamalısın. Adamcağız ne yapsın, babam dükkanına gitmiş, sıkıştırmış "neden gelmiyorsunuz" diye... Ben olsam onun yerinde ben de söylerdim. Ne yani, sen terslemişsin, silkeleyip atmışsın çocuğu, hâlâ mı seni koruyacak, seni sakınacak sanıyorsun. Hem babamı bilmez misin sen? Cevap vermedi Hülya. İçini çekmekle yetindi. Usulca sordu: - Annem nerede? - Odasında, o da aldı nasibini zavallı. Senden daha kötü durumda o... Kulağına geldi babamın tokadı. Kadıncağız sağır olmasa bari... Kötü vurdu. Tutamadım ki anacığım... Hülya yüzünü buruşturdu: - Şiddet! Başka ne bilir ki! İşine geldiği zaman "kızım, yavrum," işine gelmedi mi sille tokat... Oturup insan gibi konuşmak yok! Kalkmaya çalıştı yattığı yerden. Sırtına da bir yumruk yemişti ve bütün kemikleri sızlıyordu sanki. - Ah, ah, ah! Canım nasıl yanıyor. Kız Selda, Tarık''a haber vermek lazım... Küçük kız gözlerini açtı: - Öf abla, hiç akıllanmayacaksın sen! Aldırmadı onun söylenmelerine Hülya ısrarla devam etti: - Bir koşu sen haber veriver artık. Mutlaka haberi olmalı. - Ben karışmam, aklımı peynir ekmekle yemedim ben. Babam bir duyarsa oyar iki gözümü. Ben bir yere gidemem haberin olsun. Ha, kalkar dükkana gelirse söylerim tabii ki... Hülya somurttu. Çaresiz "peki" dedi. Nasıl olsa onun gelmediğini gören Tarık dükkana gelir bakardı. Bugün yine sözleşmişlerdi oysa buluşmak için. Tekrar bıraktı vücudunu yatağın içine. Bu sırada odanın kapısı açıldı Nemika hanım göründü. Kadının sağ gözünden kulağına kadar morarmıştı. Ters ters baktı kızına: - Beğendin değil mi? Senin yüzünden şu halime bak! Umursamaz ve küstah bir tavırla omuz silkti genç kız, arkasına dönüp yattı. Kadın devam etti: - Allah''tan gezip tozduğun oğlandan haberi yok daha! Sadece Hakan''ı reddettin diye biliyor. Bir de onu öğrense sen o zaman gör halimizi. Allah''ım ne günah işledim de bunları verdin başıma! İki elini yukarıya kaldırıp bağırmıştı. Hülya dayanamadı: - Öfff, aman anne! Kes artık sızlanmayı.
Hayretle baktı Nemika hanım. Anlaşılmaz bir şeyler mırıldanarak çıktı odadan. Selda gülmemek için zor tutuyordu kendisini. Hem ablası, hem annesi yaralı birer gazi gibiydiler. Kapıya doğru yürüdü babasının yanına gitmek için: - Tamam, merak etme, enişte bey dükkana gelirse söylerim bir şeyler... Sandaletlerini giyip çıktı. Hülya yattığı yerde kımıldandı. Acıdan içi çekildi bir anda. Öfkeyle söylendi: - Görürsünüz siz! Ben bu evde bir gün duruyor muyum bakalım! DEVAMI YARIN

