Kaydet
a- | +A

Dönüş için arabaya bindikleri zaman Hülya ayaklarının yerden kesildiğini, kendine bile itiraf etmekten çekindiği hayallerinin gerçekleşeceğini düşünüyordu. Hayatı boyunca zengin ve görkemli bir yaşamın ferdi olmayı düşlemişti. Oysa ailesinin onun bu düşüncelerinden pek haberleri yoktu. İçinde gizli gizli beslemişti bu özlemi. Dükkana gelen yazlıkçıların zengin çocuklarına imrenerek bakmış, onların giydiklerini giymek, onların eğlencelerine ortak olabilmek, onlar gibi yaşamayı arzulamıştı. Aslında üniversiteye gitmek falan bahaneydi. Hayallerinde yaşattığı dünyanın bireyleriyle ilişki kurabilmek, onların çevresine girebilmek içindi bu istek. Bu düşüncelerin asla Karamürsel gibi küçücük bir kasabada gerçekleşmeyeceğini, hele hele annesi ve babası gibi mutaassıp insanların yönlendireceği bir hayatla asla bu rüyasına kavuşamayacağını adı gibi biliyordu. O zaman tek bir çare kalıyordu... İşte o çare de yanıbaşındaydı şimdi. Hakan''a içi bir türlü yatmıyordu bu yüzden. Ama onu da bir türlü kestirip atmıyor, çaresiz kaldığı zaman sarılacağı bir kurtuluş olarak bakıyordu. Şimdiden sonra ise artık ona ihtiyacı kalmamıştı. Bir saat öncesinde duyduğu cümleler aklını başından almış, gerçeklerin üzerine kalın bir örtü örtüvermişti sanki. Neşeyle gülümsedi: - Annen baban beni beğenecek mi acaba? Tarık dudaklarını ısırdı. Başını eğdi yan tarafa: - Tabii beğenecekler... Sen beğenilmeyecek bir kız değilsin ki... Gece uykusuz geçen saatlerinde aklında dolaşan düşünceleri geldi aklına. Hayatının ilerideki bölümlerinde mutlaka bir yuva kuracaktı. Bu yuvaya eş olabileceğini bir an için de olsa düşündüğü Hülya''nın böylesine cahil, böylesine dar kalıplar içinde hayatını sürdüren bir kız olduğunu düşünmemişti. - Bu kız sadece bir yaz macerası olur benim için. Ben de bir şey sandıydım... diye geçirdi içinden. Birden Hülya''nın sesiyle irkildi: - Ne düşünüyorsun? - Seni... Ne kadar şanslı olduğumu... Yarın sakın geç kalma. Eğer dayanamazsam bu gece de gelirim dükkana. Sırf seni görmek için. Sandviç bahane... Kıkırdayarak güldü genç kız. Şehir merkezine gelmişlerdi. Saat tüm insanların dışarıya dolaşmaya, biraz hava almaya çıktıkları saatti. Her an tanıdık birisiyle karşılaşmaları mümkündü. İsteksiz bir sesle mırıldandı: - Ben buralarda bir yerde ineyim. Bir gören olacak diye ödüm patlıyor.

- Tamam canım, şimdi sağa yanaşır indiririm seni... Çok geçmeden müsait bir yere yanaştı Tarık. Hülya ellerini kucağında kavuşturup önüne baktı. Usulca mırıldandı: - Hoşça kal!.. Adeta ağlamaklıydı genç kız. Tarık dudaklarında beliren müstehzi tebessümü gizlemeye çalışarak cevapladı: - Yarına kadar... Sevinçle başını salladı kız. Filmlerde gördüğü gibi anlamlı bir bakış fırlattı delikanlıya. Hemen indi arabadan. Tarık fazla oyalanmadan hareket edip süratle uzaklaştı. Hülya hâlâ titrediğini fark etti. O kadar mutlu saatler geçirmişti ki... Birden yüzünün şekli değişti. Hakan gelmişti aklına. Böylesine coşku dolu ve insanın ayaklarını yerden kesen anlardan sonra onu çekecek hali hiç yoktu. Ama gitmezse genç adamın dükkana geleceğini biliyordu.

- Bu işe bir son noktayı koymalıyım artık... diye öfkeli bir şekilde yürüdü. Hele bu saatten sonra Hakan''la birlikte olmasına imkan yoktu artık. Bu kararının hem Hakan''da hem de ailesinde nasıl bir tepki doğuracağını tahmin edebiliyor ama Tarık''a karşı yüreğinde filizlenen duygular bütün zorluklara karşı koyabileceğini söylüyordu. Hızlı hızlı yürürken yüksek sesle mırıldandı kendi kendine: - Ben Tarık''la evlenip görkemli bir hayat yaşayacağım... DEVAMI YARIN