Tarık hafifçe sokuldu Hülya''ya. Hayran bir şekilde gözlerinin içine baktı: - Gözlerinin rengi ne kadar güzel! Genç kız mahcup bir şekilde gülümsedi sadece. Buluştuklarından beri garip bir durgunluğu vardı. Tarık sonunda dayanamadı: - Neyin var senin bu gün? Omuzlarını kaldırdı Hülya: - Hiç! Hiçbir şeyim yok. Annemle biraz tartıştım. Evden çıkarken Nemika yine söylenmişti durmadan. Bu işten hiç hoşlanmadığını, kendisini ateşe attığını, eğer kocası duyacak olursa hiçbirini yaşatmayacağını tekrarlamış, kaşları çatık ve sert bir sesle bağırmıştı: - Eğer o delikanlı ciddiyse, hemen bu işi resmiyete bindirir, bu hafta içinde parmağına bir yüzük takar. Yoksa bu evden dışarıya zor çıkarsın sen! Genç kız annesinin bu sözlerini ona nakletmeye çekiniyor, ondan olumsuz bir cevap almaktan korkuyordu. Yine villaların bulunduğu sitenin kafeteryasına gelmişlerdi. Bu sefer açıkta oturuyorlardı ve yalnızdılar. Kumsalın hemen on beş metre kadar ilerisinde, yüksekteydi kafeterya. Kumsala inen yol, onların oturdukları bölümün yanından geçiyordu. Tarık ısrar etti: - Mutlaka bir problem var. Ne dedi annen? Mavi gözlerini çekingen bir tavırla kaldırdı. Açık sarı bir bluz giymişti. Ayağında ise yazlık bir pantolon vardı. Gizlice giymişti babasından. Yoksa bu tür kıyafetlere asla izin vermiyordu.
- Kızıyor işte.
Yutkundu. Fısıldayarak konuştu: - Eğer o delikanlı ciddiyse bu hafta içinde gelir ister seni, bir yüzük takar parmağına, yoksa bu evden dışarıya burnunun ucunu bile çıkaramazsın... dedi. Bu sözlerden sonra Tarık''ın üzerindeki etkisini görebilmek için heyecanla baktı genç adamın yüzüne. Dudaklarının kenarına o müstehzi ifade hemen yerleşivermişti delikanlının. Geriye doğru attı kendini. Sandalyesinin ön ayaklarını havaya kaldırıp ellerini cebine soktu. Kısa bir kahkaha patlattı. - Hah, hah, hah... Mesele buysa, kolay... Hemen şimdi gidip bir yüzük alalım.
Hülya şaşırmıştı. Kekeledi: - Ama... Ya ailen! Onların haberi olmadan... - Bırak onları şimdi. Onu da idare ediver, anlayışlı ol biraz. İcap ederse ben gelip konuşurum babanla. Merak etme, ikna ederim. Sen bana bırak... Hülya başını iki yana salladı: - Ailen gelmedikçe babam imkanı yok "evet" demez Tarık. Ağzınla kuş tutsan olmaz... Delikanlı üsteledi. Biraz öne doğru eğilip genç kızın elini tuttu: - Sen bana bırak dedim. Gidip konuşalım babanla.... Tedirgin bir şekilde baktı Hülya. Yakaladığı bu inanılmaz saadeti kaybetmekten korkuyordu. Eğer Mahmut olanları öğrenirse tersliği tutar bu sefer hiçbir şekilde göremezdi Tarık''ı. Hem Mahmut geleneklerine, törelerine bağlı bir adamdı. Onun için Hakan''a bir söz verilmişti. Bundan vazgeçmeyi yediremezdi kendine. Bütün bu korkular genç kızın beyninde adeta dans ediyor, içinden çıkılmaz bir hal alıyordu her şey. Ağlamaklı bir sesle tekrarladı: - İmkansız Tarık, olmaz... Genç adam gözlerini kıstı. Muzip bir ifadeyle baktı onun yüzüne, gülümseyerek fısıldadı: - O zaman kaçırırım seni! DEVAMI YARIN

