Kaydet
a- | +A

Gençler bir saate yakın oturdular küçük dükkanın önünde. Hülya servisi bitirdikten sonra tezgahın arkasına geçmiş, etrafı toparlayan annesine yardım etmeye başlamıştı. Ara sıra gözü dışarıdaki kalabalık masaya ilişiyor, her seferinde de yüreğini hoplatan o gri yeşil gözleri üzerine çevrilmiş görüyordu. Nasıl iş yaptığının, ne şekilde davrandığının farkında bile değildi. Sonunda Nemika hanımın tiz sesiyle kendine geldi: - Kız aklın nerede senin, döktün bütün tuzları... Hemen toparlandı, yalancıktan esner gibi yaptı: - Yoruldum anne, uykum geldi, saat kaç oldu baksana... Gerçekten de vakit gece yarısını çoktan geçmişti. Bir anda yumuşadı kadıncağız. Ana yüreği dayanamamıştı yine evladının haline. Şefkatle baktı kızına: - Haydi, kardeşini uyandır da gidin siz... Biz hallederiz babanla.

Gece geç vakit olmasına rağmen iki kızını tek başlarına göndermekten çekinmezdi. Hem evleri iki sokak ötedeydi, hem de yaşadıkları yeri iyi bilir iyi tanırlardı. Nemika hanım doğma büyüme Karamürselliydi. Annesinin annesi, babasının babası da buralıydı. Ondan öncesini ise bilmezdi. Hiç de merak etmemişti zaten. Mahmut''un ailesi ise İzmitliydi. Mahmut doğmadan gelip buraya yerleşmişlerdi. O da burada doğmuş, burada büyümüştü. İlk genç kız olduğu zamanlardan tanırdı Mahmut''u. Mahallenin çocuğuydu. Ama kendisinde gönlü olduğunu anlamamıştı. Bir gün Mahmut''un babası Ziya Başaran ve karısı Fatma hanım "Allah''ın emri!" diye evlerine geldikleri zaman şaşırmış, ama gizliden gizliye de sevinmişti. Mahmut yakışıklı bir genç sayılırdı. Uzaktan bakar, kendine bile itiraf etmeden için için beğenirdi onu. Hemen verdi ailesi Nemika''yı. Alelacele yapıldı nişanı, düğünü. Ziya bey bir dükkan açtı oğluna sahilde. Allah ne verdiyse geçinip geldiler bugüne kadar.

İki kızları oldu, ikisi de birbirinden güzeldi. Mahmut biraz burulmuştu ikisinin de doğumunda oğlan olmadığı için ama sonunda öylesine düşkün oldu ki evlatlarına Nemika hanım bile şaşırdı kaldı. Munis bir kadındı. Kocasının sözünden dışarı çıkmaz, kendine ait hiçbir fikir ileri sürmezdi. Kızları büyüdüğü zaman annelerinin bu içe kapanıklığını, silikliğini şiddetle eleştirir olmuşlardı. Nemika hanım onlar bir şeyler söylediği zaman kaşlarını çatar: - Siz evlendiğinizde kocanıza birer karış dil uzatırsınız, ben öyle terbiye almadım, siz kime benzediniz bilmem ki böyle! diyerek sinirlenirdi. Hülya bir köşede uyuyan kardeşinin yanına gelip omzunu sarstı: - Selda! Uyan haydi gidiyoruz! Bir iki baş çevirmesinden sonra küçük kız açtı gözlerini uyku sersemi, şaşkın bakışlarla: - Ne istiyorsun abla? - Haydi eve gidiyoruz... Kalk! Gözlerini ovuşturdu. Birden masalardan gelen kahkaha seslerini duyunca hayretle baktı o tarafa.

- Bunlar da ne böyle... Mide fesadına uğrayacaklar gecenin bu vaktinde, ne zaman geldi bunlar? - Bir saat oluyor. Annem eve gidin dedi, yürü... Selda toparlanmıştı. Yan gözle bir kez daha baktı müşterilere. Muzip bir gülümsemeyle eğildi ablasına: - Yakışıklı de gelmiş, baksana... Hülya birden içindeki coşkuyu saklayamadı. Fısıldadı: - Sana neler anlatacağım bilsen, haydi yürü... İki genç kız tezgahın önüne geçtiler. Hülya yüksek bir sesle bağırdı sanki birilerine duyurmak istercesine: - Baba, biz eve gidiyoruz artık... Annem söyledi... Tarık bu sözleri duymuş, gözlerini dikmişti onların olduğu tarafa... Genç kız yan gözle baktı ona doğru, sevimli bir gülümseme belirdi dudaklarında. Bu sırada delikanlı kimseye fark ettirmeden saatini göstermiş, ertesi günkü buluşmayı hatırlatmıştı.

¥ DEVAMI YARIN