Sabah erkenden gelmişti Selim. Geceyi Mudanya''da, çarşı içindeki üçüncü sınıf bir otelde geçirmişti. Allah''tan cebinde parası vardı. Haftalığını yeni almış, daha kuruşuna dokunmamıştı. Oysa ödemesi gereken borçları vardı daha. Mualla hanımın kapısını çalarken kendisine bu konuda destek olabilecek insanlar düşünüyordu. Yaşlı kadın gülümseyerek karşıladı genç adamı. Buyur etti içeriye samimi bir şekilde. Esin de kalkmıştı.
Haydi çocuklar, kahvaltımızı edelim. Mualla hanım güzel bir sofra hazırlamıştı. Tereyağı, bal, iki çeşit peynir, yeşil, siyah zeytin, az pişirilmiş yumurta, domates ve salamdan oluşan kahvaltı sofrasını görünce Esin bir çığlık atarak ellerini birbirine çarptı: - Yaşasın, işte halamın en çok özlediğim şeyi, kahvaltı sofrası.
Mualla hanım mahcup bir tavırla eğdi başını: - Gören de seni kıtlık içinde, bunların hiç birini göremiyorsun sanacak... - Öyle deme hala, seninle tadı başka oluyor. Şimdi bu kadar çeşit değil, iki çeşit, hatta bir ekmek, bir peynir bile olsa ben yine bu sofrayı özlerim. Önemli olan sensin canım benim... Selim her zamanki gibi sessizdi yine. Sofraya oturdular. Kahvaltı sırasında hiçbir şey konuşmadılar. Mualla hanım olan bitenden bahsetti, bulunduğu yeri anlattı. Nihayet karınları doyup da keyif için doldurdukları çaylarını içerlerken asıl konuya geldi yaşlı kadın: - Eee, anlatın bakalım. Bu iş ne olacak? Esin hemen ciddileşerek yan gözle Selim''e baktı: - Evleneceğiz hala, olacak bir şey yok! Selim bugün gidip müracaatı yapacak. İşte gereken neyse olacak. Kadın gözlerini kıstı: - Ya annenle baban... Bana kalırsa dün Selim''in de söylediği gibi onlara haber vermek zorundasınız. Esin itiraz edecek gibi oldu ama Selim''in ondan önce davranmasıyla susmak zorunda kaldı: - Haklısınız efendim, ben gidip konuşacağım İskender beyle... - İyi edersin oğlum. Bence en doğrusu bu! Sonra önüne baktı. Mırıldandı sanki korkuyormuş gibi: - Hem ben bir itirafta bulunayım Esin, kızacaksın ama... Genç kızın yüzü bir anda bulutlandı. Adeta haykırdı: - Hala! Aşk olsun, babamlara haber verdin değil mi? Yaşlı kadın çaresiz bir şekilde kaldırdı gözlerini suçlu bir ifadeyle. - Aşk olsun hala! Sana güvenmiştim. Selim genç kızı susturdu: - Bence en doğrusunu yaptı halan Esin... Eğer o haber vermeseydi ben buradan telefon edip haber verecektim. O insanların yerine koy bakalım kendini. Biricik evladın yok olmuş ve sen onun nerede olduğunu bildiğin halde söylemiyorsun. Olacak şey değil. Biraz mantıklı düşün. - Onlar için ben hiçbir şey ifade etmiyorum ki. Etsem beni para hırları, itibar düşkünlükleri, sahte ilişkileri için satmaya kalkmazlardı. Evet, beni adeta bütün bunların karşılığı olarak o adama vermek istiyorlar. Sadece çok zengin ve itibarlı bir aile oldukları için. Bunun adı mı sevgi? Mualla hanım yerinden kalkıp genç kızın oturduğu sandalyenin yanına geldi, sarıldı onun boynuna, yanaklarından öptü: - Kaderimiz benziyor güzel kızım. Ben sadece senin burada olduğunu, biraz kalıp kafanı dinlemek istediğini söyledim. Selim oğlumdan hiç bahsetmedim. Aslında her işinizi rahatça yapabilirsiniz artık... DEVAMI YARIN

