Kaydet
a- | +A

Hülya annesinin şaşkın bakışları arasında hemen üzerine bir tişört geçirdi. Saçlarını aceleyle taradı, arkasında topladı. - Nereye gidiyorsun kız sen? Diye kükredi Nemika hanım. - Dükkana... Babama yardım etmeye. Evde mi oturayım yani? Kadın hırsından burnundan soluyordu sanki: - Kim bu adam, çabuk söyle bana, kimin nesi? Konuş! Genç kız kaşlarını kaldırdı. Elini kapının pervazına dayayıp döndü. Yüzünde bıkkın, ama kararlı bir ifade vardı. - Tarık... Adı Tarık... Hani geçen gece, gece yarısından sonra gelip çay istemişti senden. İşte o! Çok zengin. Avrupa''da tahsil görmüş, sosyetik bir aile. Villalarda oturuyorlar.

Nemika hanım duraklamıştı. Yutkundu. Kızın söylediği şeyler o kadar cazipti ki... Biraz daha sakinleşmiş bir halde devam etti sormaya: - Nereden çıktı bu? Nerede gördü seni de evlenmek istedi? Ha, anası babası biliyor mu? Bilmiş bir tavırla elini havada salladı Hülya! - Oooo, herkes sizin gibi mi sanıyorsun sen anne! Kimse çocuğunun kiminle evleneceğine karışmıyor artık. Herkes kendinden sorumlu. Hayatı geçirecek olan karar veriyor. Buluştum onunla, uzun uzun konuştuk. Bugün yine gideceğim. Bak anne, hayatım kurtulacak. Ayrıca da sizin hayatınız... Kim bilir Selda''yı da Avrupalar''da okutabilirim artık.

Kadın sinmişti adeta. Mırıldandı: - Ya baban! Baban duyarsa ne der biliyor musun sen? - Söylemezsen duymaz! Nereden duyacak? Hem ne var bunda? Baksana şunlara, her gün kızlı erkekli geziyorlar, babam onlara hizmet ediyor, yerlere eğilecek neredeyse geldikleri zaman, bize gelince aslan kesiliyor.

Nemika hanım gözlerini açtı. Dikkatle baktı kızına: - Sen onun kızısın. Onlardan bize ne, kendi anaları babaları düşünsün... - Düşünmüyorlar da ne oluyor? Güldürmeyin beni, bırakın artık bu geri kafalılığı. Haydi anne! İdare edeceksin beni değil mi? Haydi anne! Bak, böyle kısmeti nerede bulurum ben Karamürsel''de? Birlikte odadan çıkmışlar mutfağa gelmişlerdi. Nemika hanım sandalyelerden birine oturdu: - Ya Meserret hanım, ona ne diyeceğim, sorarsa kadın? - Amaaan, bize ne onlardan anne, bir kızı bin kişi ister, bir kişi alır diyen sen değil miydin? Yutkundu kadın. Aşağı tükürse sakal, yukarı tükürse bıyık misaliydi. Mutlaka kızının zengin, itibarlı birisiyle evlenmesini canı gönülden isterdi, hep de böyle hayal etmişti zaten. Hakan için ısrarcı olan Mahmut''tu. Delikanlıyı tanıyor, huyunu, suyunu, efendiliğini, çalışkanlığını çok takdir ediyordu. Onun kızına olan sevgisi de herkesçe malumdu... - İyi ya... diye mırıldandı. Git bir bak bakalım, neymiş niyeti, ben uydururum bir şeyler babana.

Oysa hiç adeti değildi böyle şeyler. Kendisini riske atmayı hiç sevmezdi. Mahmut''un nasıl bir insan olduğunu çok iyi biliyordu. Yine de "peki" demekten alıkoyamadı kendini. Çabucak yumuşayıvermiş havası vermemek için suratını asık tuttu: - Bir saat bak! Fazla değil, nerede görüşeceksiniz? - Villaların orada, belki beni annesine babasına tanıştıracak... Bir saat olmaz anne, bir saat dediğin nedir ki? Kafasını salladı eliyle beraber: - Tamam, tamam, haydi git şimdi babanın yanına. Birazdan haber gönderir. Öğlen oldu neredeyse. Kalabalıklaşır şimdi dükkan. Başıma sarma bir de onu bu sıcakta. Hülya sevinç içinde indi merdivenlerden. Hiç tahmin etmediği bir şekilde yoluna girmişti işler. Rahat rahat bulaşacaktı artık.

DEVAMI YARIN