Esma''nın küçük oğlu fark etti ilk önce babasıyla Hakan''ın gelişini.
- Geliyorlar babamlar! İşte, Hakan ağabeyim de geliyor... Meserret hanım heyecanla mırıldandı: - Ya Rabbim, çok şükür. Şükürler olsun büyük Allah''ım sana... Esma hemen gülümsedi. - Demedim mi ben sana Meserret teyze? Bak işte, aslan gibi kerata, kim bilir nereye takıldı! Gelenler yaklaşmıştı iyice. Yaşlı kadın taburesinden kalktı: - Yavrum, Hakan''ım, neredesin, yüreğime inecekti az kalsın... Vehbi eliyle işaret etti. Hakan yaşlı gözlerle baktı annesine, usulca fısıldadı: - Affet anne, düşüncesizlik ettim. Meserret hanım oğlunun kucağındaki küçük köpeği görünce bağırdı: - Bu da ne böyle, aman da güzelim, nereden buldun bunu Hakan, pek sevimli! Hakan titrek bir sesle fısıldadı. - Bizim olsun bu anne. Bahçede bakarız. Benim arkadaşım o! Gözleri yeniden doldu. Hayretle baktı kadın oğluna. Köpekle ilgilenmeyi bırakıp endişeyle sordu. - Oğlum! Ne oldu sana, neyin var senin? - Yok. Yok anne bir şeyim. Müsaadenizle... Bahçe kapısından girip kayboldu karanlıkta. Ardından yeltendi Meserret hanım ama Vehbi kolunu tutarak durdurdu kadını: - Meserret teyze, biraz rahat bırak istersen. Morali bozuk biraz. - Neden Vehbi, ne olmuş? Esma da meraklanmıştı. Kocasına çıkıştı: - Çıldırtma Vehbi, anlat, ne olmuş, nerede buldun? - Sahilde... Orçun''un gördüğü yerde. Saatlerce orada oturmuş. Hülya''yla kavga etmişler galiba. Çok bozuk morali. "Bitti!" diyor başka bir şey demiyor. Gençlik bu! Olur böyle şeyler. Bana kalırsa fazla üzerine gitmeyin bu akşam... Karısına döndü: - Haydi kalk bakalım, biz de gidelim biraz yürüyelim.
Meserret hanım minnetle baktı ona: - Sağ ol oğlum, Allah razı olsun. Ben şimdi anlarım derdini, tesellisini veririm evladımın.
Boynunu büktü, usulca fısıldadı titrek bir sesle: - Ana olmak kolay değil! Esma ve Vehbi çocuklarıyla birlikte uzaklaştılar. Meserret hanım sandalye ile tabureyi alıp içeri girdi, bahçe kapısını kapattı, tahta sürgüsünü geçirdi. Sofra olduğu yerde duruyordu. Hakan meydanda yoktu. Ağrıyan ayaklarını tutarak çıktı üç basamak merdiveni. Tam girişte çömelmiş, köpekle meşgulken buldu oğlunu: - Karnı açtır şimdi bu miniğin. Ben ona bir tas içinde pilavla su koyayım. Bir tane de köfte ufalarım içine, afiyetle yer. Nerede buldun oğlum bunu? Asıl meseleyi sormaya çekiniyordu. Önemli olan biricik evladının sağ salim gelmiş olmasıydı. Nasılsa kederler tesellisini bulurdu bir şekilde. - Sahilde buldum anne. Sarıbaş koydum ismini. Kucakladı küçük köpeği, bahçeye çıktı. Kerevetin bir kenarına ilişti düşünceli bir şekilde... DEVAMI YARIN

