Kaydet
a- | +A

Mahmut dükkandan içeriye girdi elinde mendiliyle yüzünü silerek: - Hulusi ağabey, bana iki kalıp kaşar, beş kangal sucuk, iki kangal da salam... - Günaydın Mahmut! Bakıyorum işler iyi gibi, daha geçende aldın bunun neredeyse üç misli malzemeyi. Keyifli bir şekilde sırıttı Mahmut: - Allah''a bin şükür be Hulusi ağabey... Geçinip gidiyoruz işte. Sen onları hazır ediver ben de fırına uğrayayım. Sandviç ekmekleri çıkmıştır.

Hulusi tezgahın arkasından bağırdı: - Sen bir triportör al kendine. Bu kadar malzemeyi taşımak zor olur aslanım. Hem de evlere servis yaparsın. Başını sallayarak çıktı dükkandan. Aslında haklıydı Hulusi. Motosiklet yerine triportör almalıydı. Hem malzeme taşımakta kullanırdı, hem de evlere servis yaparlardı. Fırına doğru yürüdü. Sabahtan basmıştı yine sıcak. Ertesi gün hafta sonuydu. Yedek malzeme alması gerekiyordu. Her sabah dükkana gitmeden fırından alıyordu sandviç ekmeklerini. Tek başına yoruluyordu aslında ama yapacak bir şey yoktu. Bir oğlu olmuş olsaydı şimdi bu getir götür işlerine o bakardı ne güzel! Yine de kızlarından memnundu Allah için. Canla, başla çalışıyordu her ikisi de. Birden aklına geldi. Neredeyse iki haftadır gözükmüyordu Hakan. Gelmişken bir de ona uğrasa iyi olacaktı. Yolunu değiştirdi, atölyenin olduğu tarafa saptı. Ağustosun on üçü olmuştu. Neredeyse ortalamışlardı ayı. Bu ay da geçtikten sonra Eylülde okullar açılır, yazlıkçıların önemli bir kısmı dönerlerdi. O zaman da Mahmut''un işleri yarı yarıya azalırdı. İşte o sakin günlerde yaparlardı nişanı. Atölyenin önüne geldiği zaman uzanıp içeri baktı. Hakan bir koltuk iskeletinin başında çalışıyordu. - Selamünaleyküm evlat! Genç adam irkilerek döndü geriye. Mahmut''u görünce yüzünden bir bulut geçti. Yüreği hızla çarpmaya başlamıştı. Dudaklarına zoraki bir gülümseme yerleştirdi: - Aleykümselâm, hoş geldin Mahmut amca! - Nasılsın Hakan, uğramıyorsun epeydir... Genç adam önüne baktı. Gözlerini kaçırıyordu adamdan: - İşler yoğun Mahmut amca. Geç vakte kadar çalışıyoruz. - Olsun, insan yine de bir eve giderken uğrar. Annen nasıl? Hakan ellerini tulumuna silerek yaklaştı adamın yanına: - İyidir Mahmut amca. Ne yapsın... Adam sandalyelerden birine oturmuştu. Atıldı Hakan: - Ne içersin Mahmut amca! Soğuk bir şey al! - Yok aslanım, gideceğim, bir uğrayıp bakayım dedim sadece. Hani yakında gelecektiniz, bekliyoruz Hakan! Genç adam dudaklarını ısırdı. Yere eğdi gözlerini. Neredeyse duyulmayacak bir sesle mırıldandı: - Artık gelmeyeceğiz Mahmut amca... Adam şaşkın bir tavırla baktı kaldı delikanlının yüzüne. Hayretle sordu: - Ne dedin? Gelmeyecek misiniz? - Gelmeyeceğiz Mahmut amca, bağışla beni.

Gözleri kısıldı Mahmut''un. Yerinden fırladı bir şahin gibi: - Bu da ne demek şimdi? Sen bizimle oyun mu oynuyorsun be! Hakan saygılı bir şekilde elini kaldırıp onun sakinleşmesini işaret etti: - Benim bir şeyim yok Mahmut amca. Beni istemeyen kızın Hülya... Biz ayrıldık.

* DEVAMI YARIN