Turhan gözlüklerini tişörtünün eteklerine silerek temizledi. Kaldırıp güneş ışığında kontrol etti. Tarık yanı başında, sırtını duvara vermiş, bir ayağının tabanını da duvara dayamış, elleri cebinde etrafına bakıyordu.
- Demek bizim Mahmut amcanın kızı Hülya ha! Anlamam lazımdı, oğlum hiç akıllanmayacaksın. Eskiden beri en çapkınımız sendin zaten. Eh, yakışıklılık da var... Kendinden geçmiştir kız! Tarık alaylı bir şekilde gülümsedi: - Hem de ne geçmek! Evlenme bile teklif ettim. Turhan az kalsın elindeki gözlüğünü düşürecekti yere. Gözlerini fal taşı gibi açarak baktı arkadaşına. Telaşlı hareketlerle taktı gözlüklerini.
- Ne dedin sen, ne dedin? Tarık umursamaz bir şekilde devam etti: - Evlenme teklif ettim... - Oğlum sen aklını mı kaçırdın, olacak iş mi bu? Tarık dayandığı duvardan ayrıldı. Gözlerini kısarak süzdü çevresini. Hareketleri o kadar kendinden emindi ki Turhan ister istemez sakinleşti. - Başka türlü böyle kızlarla arkadaş olamazsın. Bu bir taktik meselesi. Yoksa sana inanamaz, yaklaşmazlar. Bu benim için sezonluk bir macera. Ne zannettin sen? Evlenme teklif ettik diye hemen yarın nişan düğün mü yapılacak! Çocuk muyum ben? Turhan orta boylu tıknaz bir gençti. Çocukluk arkadaşıydı Tarık''ın. Liseyi aynı kolejde okumuşlar, yaz aylarında ise daha eskiden beri birlikte olmuşlardı. Turhan''ın ailesi de varlıklıydı. İki genç birlikte yürümeye başladılar sahil boyunca. Villaların hemen önündeki parke taşlı yürüyüş yolunda dolaşıyorlardı. Sabahın bu saatinde yol pek kalabalık olmaz, çevredeki insanlar genellikle bu zamanda ya denize ya da villalarının bahçesindeki havuza girip serinlerlerdi.
- Eee, ne olacak şimdi bundan sonra? Diye sordu Turhan. Tarık omuzlarını kaldırdı: - Hiç, ne olsun ki? Biraz gönlümü eğlendireceğim işte. Biliyor musun, bir ara ciddi bir şekilde bile düşünmüştüm, kız çok güzel çünkü. Bakmaya doyamıyor insan, fakat... Genç adam biraz eğildi arkadaşına doğru. Onun sözlerinin gerisini merak ediyordu, dayanamadı: - Fakatı ne dostum? - O kadar cahil ve o kadar boş ki... Daracık bir dünyanın içinde kendine göre hayaller kurup duruyor. Gülmemek için zor tuttum kendimi çok zaman. Düşün bir kere, ciddi bir şekilde ben bunu alıp eve, bizimkilere götürsem annem çığlıklar içinde düşüp bayılır babam ise şaşkınlıktan ne yapacağını şaşırır.
Turhan düşünceliydi. Yürürken önüne bakıyor, önüne çıkan küçük taş parçalarına yumuşak tekmeler atıyordu. - Nasıl idare edeceksin peki? Kız ailenle tanışmak isteyecek, gelin bizimkilerle konuşun diyecek. Bu tür kızlar böyledir, ısrar ederler durmadan. Bir an önce parmaklarına yüzüğü takmak isterler. Tarık muzipçe gülümsedi. - O kolay canım, bir yüzük geçiririz parmağına, ne olacak yani! Bugün akşam üstü yolun başına gelecek. Sen kimseye bir şey söyleme, bizim çocukların bilmesi gerekmez, bırak istedikleri gibi düşünsünler. Ben Hülya''yı alıp kafeteryaya gelirim.
Turhan "olur" anlamında başını salladı. Tarık elini kaldırdı. Kendi villalarının önüne gelmişlerdi. Hemen her sabah bu kısa yürüyüşü yapıyordu iki arkadaş. - Haydi görüşürüz sonra! Diyerek bahçeye daldı... Verandada Sadık bey ve Semiha hanım karşılıklı çay içiyorlardı. Sevgiyle gülümsediler onu görünce... DEVAMI YARIN

