Günün ilk ışıklarıyla birlikte yardım için koşuşturan insanlar iki katına çıkmıştı. Hepsinin acısı yüreğinde kor gibi yanıyordu. Bir enkazın başında içerideki canlıyı çıkartmak için çırpınan çoğu insan birkaç saat önce en yakınlarını kaybetmiş olan insanlardı. Kimsenin ölüsünün ardından yanıp yakılacağı zaman değildi. Bir şeyler yapılmalı, yaşayacak olanlara yardım edilmeliydi artık. Aylin ve Hakan o gün akşama kadar enkazlardan insan çıkartmak için uğraştılar. Bu arada Hakan, atölyesinin de yıkıldığını görmüş, Abdi usta ile karısının enkaz altında can verdiğini öğrenmişti. Bir an için durakladı. Aklına Hülya gelmişti. Yüreğinin bu kanayan yarasını hatırladı acıyla. Aylin yanındaydı ve evlenmeye karar verdiği kızdı. Hülya ise eski bir hikaye diye anılıyordu artık ama böyle bir anda aklına gelmişti Hakan''ın. Yutkundu. Yanı başındaki genç kız onun neler düşündüğünü anlamış olacak ki büyük bir olgunlukla ona destek verdi:
- Hülya''yı merak ediyorsun değil mi? Haydi gidip bakalım...
Minnetle baktı genç adam onun yüzüne. Çılgın gibi çırpınan insanların, yerle bir olmuş binaların arsından yürüdüler. Üstleri, başları perişandı. Hülya''ların oturduğu sokağa geldiklerinde nefesini tuttu Hakan. Dudaklarını ısırarak baktı karşısındaki manzaraya. Genç kızın oturduğu beyaz boyalı apartman yoktu artık. Bir taş yığını vardı yerinde. Hem de yerle bir seviyeye gelmişti neredeyse. Aylin ona güç vermek için destek oldu. Birkaç adım daha attılar. Orada, enkazın başında dolaşan bir yaşlı adama sordular:
- Kurtulan var mı amca buradan?
Yaşlı adam kafasını kaldırdı. Aylin''e aylar sonra o günleri sordukları zaman aklına ilk gelen şey bu çaresiz ve şaşkın, acı dolu bakışlar olacaktı. Başını iki yana salladı:
- Yok evlat! Kimse sağ çıkmadı buradan. En az yirmi beş kişi gitti sadece burada...
Omuzları çöküverdi Hakan''ın. Boğazına bir hıçkırık koşup geldi. Yutkundu. Boş bakışlarla süzdü enkazı. Yanı başında kendisini izleyen genç kızın elini tuttu, mırıldandı usulca:
- Gidelim, yapacak bir şey yok Aylin...
Birkaç kişiyi kurtarmışlardı kendi çabalarıyla. Etraftan duyduklarına bakılırsa işin boyutları çok büyüktü. Çok geniş bir alanda hasar yapmıştı deprem. Adapazarı, Kocaeli, Gölcük, Yalova, Bursa, İstanbul, Bolu, Eskişehir yıkılmıştı. Korkunç bir keşmekeş vardı yollarda. Kim ne yapacağını bilmiyordu. Orta yerde yardım eden sadece asker vardı. Sabah daha gün ışımadan gelmişti Mehmetçik. Organize bir şekilde yıkıntıların başında, içinde canlı olup olmadığını anlamaya çalışıyorlar, aldıkları en ufak bir sinyal sonunda hemen orayı tırnaklarıyla kazıyorlardı adeta. Hakan ve Aylin tekrar sokağa döndüler. Hakan yıkılan evlerinin önünde durdu. Bir şeyler alabilir miyim diye baktı ama boştu. Öylesine kötü bir enkaz haline dönmüştü ki ev, bunun içinden çıkacak bir eşyada bile hayır olmazdı. Bahçedeki söğüdün altındaki tahta kerevet yerli yerindeydi. Usulca çöktü onun ucuna. Elleriyle kavradı başını, öylece baktı evine. Çocukluğu bu evde geçmişti. Hayatının en güzel günlerini yaşamıştı bu evde. Burada büyümüştü. Babacığını son yolculuğuna buradan uğurlamıştı. Her santiminde babasının, anasının emeği vardı. Birkaç saniye içinde yerle bir oluvermişti. Ağlamak istiyordu. Ama asıl yüreğindeki acı Hülya içindi. Onun öldüğünü düşünemiyor, bir daha hiçbir şekilde göremeyeceğini hayal edemiyordu. Aylin''in yumuşacık sesiyle kendine geldi:
- Çok üzüldün değil mi?
Başını salladı. Yutkundu:
- Ne olur kızma bana... Ben...
Elini kaldırdı genç kız. Gülümsedi hafifçe:
- Asla böyle bir şey yapmam. Acını anlıyorum. Her şeyden önce, yok olan bir insan. Hem de senin gençliğinin en güzel duygularını paylaştığın bir insan. Seni anlıyorum. Başın sağ olsun.
Minnetle eğdi başını. Bundan sonra yaşanan bu felaketi sadece Aylin''in varlığıyla atlatabileceğini düşünüyordu...
* DEVAMI YARIN

