Kaydet
a- | +A

Müşfik usta söylediğinden erken dönmüştü dükkana. Yorulmuş bir şekilde soluyarak girdi içeriye. Artık kalın gelmeye başlayan, neredeyse yirmi senelik kalın siyah paltosunu kapının arkasındaki duvara çakılmış kalın çiviye astı. Eliyle saçsız başını sıvazladı. Tezgahın arkasında kendi kendine bir şeylerle uğraşan çırağa baktı.

- Metin, Selim ağabeyin nerede? - Dışarı çıktı usta. O kız geldi... Hani geçende gelen, o zengin adamın kızı. Bir şeyler söyledi. Ağlıyordu galiba. Selim ağabey de hemen montunu alıp fırladı onunla beraber. Epey oldu gideli. Senin hemen arkandan... Yaşlı adam dikkatle dinlemişti çırağı. Düşünceli bir tavırla mırıldandı: - İyi, işine bak haydi sen. Git bana bir çay söyle gel önce... Genç çırak yıldırım hızıyla fırladı tezgahın ardından. Müşfik usta onun ardından baktı ama görmüyordu bile Metin''i. Kafası takılmıştı. Kendi kendine yüksek sesle mırıldandı sıkıntıyla: - Ne yapıyor bu çocuk, kör mü bunun gözleri ne? Çayını içtikten sonra epey bir zaman geçti. Her zaman yaptığı gibi masasının başında uyuklamıyordu yaşlı usta. Gözleri fal taşı gibi açık ve yola dikilmiş bir şekilde Selim''in gelmesini bekliyordu. İki kişi telefon etmişti bu arada. Ertesi güne randevu vermişti Müşfik usta. Sonunda kırmızı, küçük araba göründü. Tam dükkanın önünde usta bir manevrayla durdu. Birkaç dakika inmedi genç adam. Bir şeyler konuştular iki genç. Sonunda Selim''in güleç yüzü göründü. Elini sallayarak uğurladı Esin''i. Ardından adeta zıplayarak girdi dükkana. Müşfik ustayı görünce hafif bir tedirginlik yaşadığı belli oldu bakışlarından: - Ah! Affedersin usta, beş dakikalığına çıkmıştım, biraz uzun sürdü... İş yoktu zaten, ne olur kusura bakma... Müşfik başını salladı "önemli değil!" anlamında. Bir şey konuşmadı. Selim hemen önlüğünü taktı ve tezgahın ardına geçti. Metin''e yaklaştı ve fısıltıyla: - Ne zaman geldi usta? Diye sordu: - Çok oldu mu? - Yarım saatten fazla oldu ağabey. Sordu seni ben de dedim... Başını salladı çatık kaşlarla: - Tamam, haydi bak işine... Birkaç dakikalık bir sessizlik oldu dükkanda. Gergin bir hava vardı sanki. Sadece aletlerin sesi duyuluyordu. Sonunda yaşlı usta onlardan tarafa döndü: - Metin, haydi git sen, izinlisin bugün öğleden sonra... Haydi, oyalanma bakalım. Genç çırak dünden razıymış gibi birkaç saniye içinde önlüğünü çıkarmış, üstünü giyinmiş kapıdaydı. Sırıttı memnun bir halde: - Sağ ol usta... yarın görüşürüz. Hoşçakalın Selim ağabey! Yalnız kalmışlardı. Müşfik usta masasının çekmecesinden "kapalı" levhasını çıkartıp uzattı Selim''e:

- Tak bakalım şunu kapıya Selim. Sonra da gel karşıma otur! Genç adam tedirgin hareketlerle söyleneni yaptı. İçinde bir sıkıntı, daha doğrusu bir korku vardı. Son günlerde Cumartesi günü çalışmaması, ara sıra dükkandan çıkıp gitmesi ustasını iyice sinirlendirmişti besbelli. Çekingen bir tavırla sandalyelerden birini çekip oturdu masanın karşısına: - Bugün çalışmayacağız artık. Biraz konuşalım seninle... - Tabii usta, kusura bakma hatam olduysa başından özür dilerim.

Müşfik usta dikkatle baktı ona. Çok severdi Selim''i. Evladı gibi güvenirdi ona. Namuslu, dürüst, çalışkan bir çocuktu.

- Bana karşı bir hatan yok evlat... Sorunun kendi kendinle... Bilmem anladın mı? Hayretle kaldırdı başını genç adam. Şaşkın bir şekilde dolaşıyordu ela gözleri ustasının yüzünde... DEVAMI YARIN