İskender bey ani bir hareketle televizyonu kapattı. Karısına baktı:- Evet Berrin kız haklı, oturup konuşalım... Berrin hanım sert bir ifadeyle burun kıvırdı. Sanki "konuşmanın ne yararı olacak!" der gibiydi. Yine de inat etmeyerek koltuklardan birine oturup ayak ayak üstüne attı. Esin hoş bir tavırla söze başladı: - Biliyorum, dün akşam Onur''un teklifini reddettim diye bana kızdınız anne. Muhakkak ki benim için her şeyin en iyisi olmasını istersiniz ama ben evlenmeyi düşünmüyorum. Sadece siz istiyorsunuz diye de evlenemem. Sevmediğim ve istemeyerek evlendiğim bir insanla hayatımın sonuna kadar nasıl birlikte yaşarım. Dünyamı karartmaya nasıl gönlünüz razı olacak? Onur iyi bir çocuk olabilir, çok zengin de olabilir ama her şey para demek değil. Benim Onur''un parasına ihtiyacım yok ki... Çok fakir bir aile oluruz anlarım ama değiliz. Bütün bu ısrarların nedenini anlamakta zorlanıyorum...
İskender bey dudaklarını ıslattı diliyle. Yan gözle karısına baktı. Berrin hanımın yüzü hâlâ sık ve düşünceliydi. Hiç ses çıkartmadan kızını dinliyordu.
- Doğru söylüyor kız Berrin. Bu konuyu kapatalım artık. Esin babasından aldığı destekle biraz daha cesaretlenerek ekledi: - Hem evliliğimde kararı ben vermek isterim.
Berrin hanım nihayet kızını eleştirecek bir konu yakalamıştı. Hiç vakit kaybetmeden tiz bir sesle haykırdı: - Yani bize "siz karışmayın!" diyorsun öyle mi?
Hafifçe güldü Esin. Annesinin aksine sakin bir sesle: - Hayır anne, asla böyle bir şey demek istemiyorum. Mutabık kalırız hepimiz, ama siz istiyorsunuz diye de ben istemediğim biriyle evlenmeyi asla kabul etmem. Yani son söz benim olmalı. Çünkü bu benim hayatım. Berrin hanım asabi bir şekilde kalktı yerinden, hiçbir şey söylemeden sert adımlarla salondan çıktı. Baba kız kalmışlardı içeride. İskender bey her zamanki kalender tavrıyla kızına göz kırptı: - Ben onu sakinleştiririm, merak etme.
Güler''in getirdiği kahveden bir yudum aldı genç kız. Annesinin bu tavırlarına alışkındı. Ama bir şekilde bu fırtına da durulacak, her şey eskisi gibi olacaktı. Okula giderken de olmuştu aynı gürültüler. Genç kız İngiliz Edebiyatı bölümünü tercih edince kıyameti kopartmıştı Berrin hanım. O, kızının avukat, iktisatçı vb. olmasını istiyordu. Esin yine sakin ve kendinden emin tavırlarla mantıklı bir şekilde durumu ve düşüncelerini izah etmiş, kabul ettirmişti. Salon kapısında ayakta duran Güler''e döndü: - Güler abla, karnım çok aç! - Kimse yemek yemedi ki daha... Her şey hazır, bir tek sofra hazırlanacak. Hem bugün mönüde sevdiğin bir yemek var. Fırında sebzeli tavuk. Şehriyeli pilav. Az da taze fasulye. Bayılırsın sen... Yüzü gülmüştü Esin''in. Kapıdan çıkarken emektar hizmetçinin yanağına bir öpücük kondurdu: - Harikasın Güler abla! Doğruca annesinin odasına gitti. Kapıyı hafifçe tıklatarak girdi içeriye. Muhteşem bir odaydı berrin hanımın yatak odası. Bütün eşyalar buram buram kalite kokuyor, odanın döşeniş stili girer girmez insanı ferahlatıyordu. Esin balkon penceresinin önündeki bambu koltuğa oturmuş, sigara içen annesine yaklaştı: - Canım benim, haydi sofraya gel. Yoksa kızını bu kadar çabuk mu başından atmak istiyorsun, aşk olsun sana... Kadın yan gözle baktı güzel kıza. Hafif bir gülümseme belirdi dudaklarının kenarında. Elini kaldırıp saçlarını okşadı Esin''in. Yüz hatları yumuşamıştı. Sevgi dolu bir sesle mırıldandı: - Hiç olur mu, senin için en iyisi neyse o olsun istiyorum, rahat et istiyorum.
DEVAMI YARIN

