Kaydet
a- | +A

Ağustosun ilk haftasıydı. Hakan söz verdiği siparişleri yetiştirmek için olanca gücüyle çalışmaya başlamıştı. Aylin hemen hemen her gün uğruyordu atölyeye. Oturup karşılıklı soğuk bir şeyler içiyorlar, bazen siparişlerin modelleri hakkında fikir alışverişinde bulunuyorlardı. Aylin desinatörlük hakkında gördüğü kursta öğrendiklerini aktarıyordu genç adama. Bir daha yaşanan kırık sevda hikayesinden hiç bahis açmamışlardı. Oysa Hakan yalnız kaldığı zamanlarda hâlâ bu hüzünlü hikayenin acısını, ıstırabını yüreğinde hissediyor, yaşıyordu...

Bir keresinde gece, geç bir saatte, dolaşmak için evden çıkmış, ayakları onu farkına varmadan sandviççi dükkanının olduğu sahile götürmüştü. Bir ağacın arkasına gizlenerek izlemişti serviste çalışan Hülya''yı. Hayatından memnun görünüyordu. Gözleri buğulanarak izlemişti genç kızı. O gece sabaha kadar uyumamış, yüreğindeki yaranın hâlâ kanadığını dehşetle fark etmişti. Oysa alışmaya çabalıyordu. Bir arpa boyu bile yol alamamanın verdiği hayal kırıklığıyla bahçede, söğüdün altında sabahlamıştı.

Meserret hanım ise oğlunu kendi haline bırakmıştı. Aslında gözü hep üzerindeydi ama onunla bu konuda bir şey konuşmuyor, sanki konuşursa yarasını acıtacakmış gibi geliyor, sakınıyordu. Genç adamın rutin bir hayatı vardı. Sabah erkenden atölyeye gidip işinin başına geçiyor, akşam saat yediye, bazen de sekize kadar çalışıyordu.

Son bir hafta içindeki tek değişiklik Aylin''di. Genç kız tuhaf bir tat vermişti ıstıraplı günlerine. Artık onun gelişini bekler olmuştu. Onu bir dost, bir arkadaş bir kardeş gibi görüyordu. Birdenbire hayatına dalıveren bu değişiklikten memnundu. Bir sırdaş, bir dert ortağı olarak yaşantısında belirivermiş, belki de en çok eksikliğini hissettiği bir boşluğu dolduruvermişti. Öyle her şeyini herkesle paylaşan, çok konuşan bir genç değildi Hakan...

Abdi usta elindeki kareli mendille ter içinde kalan boynunu silerek daldı dükkana: - Bu ne biçim hava yahu! Bunca senedir otururum bu memlekette, böylesini hiç görmedim... Hakan dudaklarının arasına sıkıştırdığı çivileri avcuna aldı: - Haklısın usta, çok sıcak! Dayanılacak gibi değil... - Şu işleri hafifletebilseydik, öğleden sonraları çalışmazdık be Hakan. Sen de hiç izin falan yapmadın ama işimiz çok oğlum! Genç adam sevimli bir şekilde baktı patronuna: - Boş ver izni patron, izin falan istemem ben. Çalışmazsam daha kötü olurum. Abdi usta koltuğuna çöktü. Atölyenin hemen girişinde, sağ tarafta bir masası vardı. Çırağa seslendi: - Burak! Fırla bakalım, üç soğuk ayran kapta gel... birer buçuk da pide söyle Hüseyin''in oradan... Çocuk yıldırım gibi çıktı dışarıya. Onun ardından baktı Abdi usta: - Velet fırtına gibi. İşine yarıyor değil mi Hakan? - Yarıyor usta! Akıllı çocuk... Yaşlı adam tekrar sildi mendiliyle yüzünü, boynunu. Müstehzi bir gülümsemeyle baktı Hakan''a: - Küçük hanım kızımız bugün gelmedi mi? - Yok usta, bugün gelmeyecek. Annesiyle Yalova''ya gideceklermiş. Akşama babası geliyormuş. Alış veriş edecekler. - Hülya duymasın bana kalırsa... Bozulur... Hakan başını önüne eğdi. Fısıldar gibi bir sesle: - O iş bitti usta! Diyebildi. - Bitti mi, haydi canım sen de! Olur mu öyle şey. Daha iki gün önce gördüm Mahmut''u, seni sordu, uğramıyor buraya diye sitem etti. Gelecekten bahsetti. Bu dükkanı daha da büyütür, ileride de Hakan''a bırakırım dedi. Adam kızını sana vermeyi düşünüyor hâlâ oğlum, nasıl biter? Genç adam yutkundu. Boğazında düğümlenen hıçkırığı bertaraf etmeye çalıştı birkaç saniye. - Bitti işte usta. Hülya istemiyor beni. Hem artık ben de bıraktım bu işin peşini. Ne olursun bu konuyu kapat... Abdi usta hayretle bakıyordu genç adama. Bir şey söylemedi ama üzüldüğü her halinden belli oluyordu. DEVAMI YARIN