Esin''in kahvesini Suna getirdi. Genç kadın hırpalanmış gibiydi. Hemşire hemen yanına gelip bir ilaç verdi. - Biraz oturun burada Esin hanım, dinlenin lütfen.
Koltuklar yumuşacıktı. Adeta gömülüyordu insan içine. Keyifle yaslandı arkasına genç kadın. Gülümsedi arkadaşına. Ve gözlerini kapattı. Selim ise korku içinde Cahit beyin ardından doktorun odasına girmişti. Genç doktor masasına geçip arkasındaki ışıklı panoyu yaktı. Elinde tomografiler vardı. Panoya takıp uzun uzun inceledi. Dudaklarını büzmüş, elini çenesine dayamıştı. Selim sabırla bekledi bir süre, sonunda dayanamadı: - Ne var doktor, bana da söyleyin lütfen, kötü bir şey mi? Cahit bey gözlerini kıstı, genç adama döndü. Yüzünde gri bir sis vardı sanki. Eliyle koltuklardan birini işaret etti: - Oturun Selim bey, konuşalım... Genç adam külçe gibi bıraktı kendini. Gözlerini doktordan ayırmıyor, bilinçsizce kendi kendine tekrarlıyordu: - İnşallah bir şey yoktur, inşallah bir şey yoktur, diye... Sonunda doktor tane tane konuştu. Zorlandığı belliydi: - Esin hanımda sizin anlayabileceğiniz dille söylemem gerekirse bir tümör var Selim bey. Beynin arka tarafında...
Dünya fırıldak gibi dönmeye başlamıştı. Koltuğun kenarına tutundu genç adam. Sanki binlerce tencere kapağını kulaklarının dibinde birbirine vuruyorlardı. Yutkundu... Kekeledi: - Nasıl... nasıl yani? - Bayağı işte. Oldukça da büyümüş. Bunun tek çaresi ameliyat. O da oldukça riskli ama hiç olmazsa yüzde kırk gibi bir şansı olabilir. Ama ameliyat edilmezse eğer... Durup çaresizce dudaklarını büzdü, genç adama baktı. Selim anlamıştı onun söylemek istediğini.
- Yani... ameliyat edilmezse... ölür mü? - Evet... Evet Selim bey. Hiç kurtuluşu olmaz. Ameliyat edilirse de dediğim gibi yüzde kırk yaşama şansı olabilir. O da garanti değil. Bu tür tümörler bizim hiç sevmediğimiz cins tümörlerdir. Sanıyorum eşiniz bunun etkilerini uzun zamandır çekiyormuş. Yani baş ağrılarını. Bu arada stresli günler geçirdiyse bütün bu arazların artmasına da neden olmuş olabilir. Ama neticede bu var olan bir şey, şimdi olmasa ileride ortaya çıkacağı muhakkak olan bir şey. Nasıl söyleyeyim, bir şanssızlık! Hiç konuşmuyordu Selim. Dudakları titriyor, bir şeyler söylemek istiyor ama kelimeler bilmediği bir yerlere takılıp kalıyordu. Esin ölecek! Bu korkunç gerçek bir anda dünyasını yıkıvermişti. Kendisini çok ağır duvarların altında kalmış gibi hissediyordu. Gücü yoktu, yürümeye bile mecali yoktu. Şaşkın, çaresiz, yalvaran bakışlarla baktı doktora: - O zaman, ameliyat olması şart demek ki... - Evet Selim bey, şart. Hem de hiç vakit geçirmeden. Çünkü dediğim gibi, bizim en korktuğumuz, en sevmediğimiz türden bir tümör bu. Çok çabuk büyüyen ve aynı bir terörist gibi etrafı saran bir cins. Bir an önce temizlenmesi gerekir... Genç adam gözlerini kapatıp açtı. Etrafına bakındı. Dudaklarını ısırdı. Bir şeylere engel olmak istediği belliydi. Doktor devam etti: - İçinde bulunduğunuz ruh halini anlıyorum. Ama metin olmak zorundasınız. Bana kalırsa bu durumdan bahsetmeyin Esin hanıma. Çünkü üzüntü ve evham hastalığın seyrini yüzde yirmi arttırır.
Ağlamaklı bir sesle mırıldandı Selim: - Tamam... Yalnız, ameliyat, acaba ne kadara çıkar, bir bilginiz olabilir mi? Doktor gözlerini kıstı, düşünür gibi yaptı ve başını salladı dudaklarını büzerek: - Yaklaşık on beş milyarı bulur sanıyorum. Fazlası da olabilir, azı da ama aşağı yukarı bu rakam... Selim bacaklarının titrediğini fark etti. Artık hayatı darmadağınıktı. Bir şey söylemeden çıktı dışarıya. Boş boş bakıyordu... DEVAMI YARIN

