Kaydet
a- | +A

Ekrem bey elindeki çay fincanını kibarca Meserret hanıma doğru uzattı. Nergis hanım semaverin altını biraz daha açtı. Villanın bahçesindeki oturma grubunda oturuyorlardı. Henüz eve girmeye çekiniyordu Nergis hanım. Kocasının bütün ısrarlarına rağmen kabul etmemiş, olay anından beri bahçeden içeri adımını atmamıştı.

- Buyurun Meserret hanım. Sıcak sıcak için. Hava da pek sıcak çaya müsait değil ama en iyi serinletici sıcak çaydır derler, ne derece doğrudur bilemem ama... - Allah razı olsun beyefendi... Sağ olun. Yaşlı kadın oldukça müteessirdi. Hemen hemen hiç konuşmuyordu. Daima yaşlı gözleri uzaklara dalıyor, öylece denize bakıyordu. Nergis hanım onun halinden tedirgin olmuş olacak ki, semaverin başından kalkıp yanına geldi: - Üzülmeyin Meserret hanım, canımıza bir şey gelmedi ya! Kadın irkilerek kaldırdı başını. Birkaç saniyelik boş bir bakıştan sonra kavradı söylenenleri. - Ah! Ne olur, kusuruma bakmayın benim, sizin de tadınızı kaçırdım. Ekrem bey acı bir gülüşle karşılık verdi bu sözlere: - Tat mı kaldı hanımefendi... Kan ağlıyor her yer! Arkadaşlar geldi Yalova''dan az önce... Mahvolmuş her taraf. Dört bir yan yıkılmış. İstanbul bile... Ne büyük facia Ya Rabbim! Meserret hanım çayından usulca bir yudum alıp yutkundu: - Herkes kendi derdini düşünüyor tabii olarak. Eşimden kalan tek katlı bir evimizden başka bir şeyimiz yoktu. Bir de oğlumun düğünü için bir kenara koyduğum beş on altın. Hepsi gitti. Böylece kaldık orta yerde. Evladımın umutları da gömüldü enkazla birlikte. Her şey... Her şey bitti. Kalakaldık ortada hiçbir şeysiz... Ekrem bey de çayını alıp meserret hanımın tam karşısındaki koltuğa oturdu: - Bunları düşünmeyin. Bu felaket olmasaydı da sizinle başka şartlarda tanışacaktık... Ama kader işte. Kadın başını salladı terbiyelice: - Evet, biliyorum, Hakan bana sizden döndükten sonra olanları anlattı. Tam bunları konuşuyorduk işte sallanmaya başladığımızda... - O zaman mesele yok. Bir anne olarak bu kararı siz de onayladıysanız eğer artık akraba sayılırız. Her şeyi bana bırakın. Ben sizi sokakta bırakmam hanımefendi. Oğlunuz oğlum artık. Üzmeyin kendinizi... Nergis hanım atıldı kocasının bu sözleri üzerine: - Her şey ayarlanana kadar bizim misafirimiz olursunuz.

Kadın gözyaşları içinde teşekkür etti: - Allah razı olsun sizden. "Peki" demekten başka çarem yok. Yoksa sokaklardayız... Burada kalınmaz artık. Her yer bitmiş... Meserret hanım yıllardır oturduğu bu küçük ama Marmara''nın en sevimli merkezlerinden biri olan Karamürsel''in deprem sonrası halini Ekrem beyle villaya gelirken görmüş, dehşet içinde kalmıştı. Usulca devam etti: - Bizim kimimiz kimsemiz yok! Bir ana oğuluz işte. Kendi halimizde geçinip giderdik.

- Bundan sonra da her şey güzel olacak Meserret hanım, üzmeyin kendinizi... Arkasına yaslandı Ekrem bey. Çayından bir yudum aldı. Saatine baktı: - Çocuklar gelmedi. Şimdi onlar yardıma çalışıyorlar orada. Keşke fiziki gücüm yerinde olsa da ben de tutabilsem işin ucundan. Böyle oturmak ağırıma gidiyor ama yaşlıyız, daha çok ayak bağı oluruz bilip bilmeden... karısına döndü: - Çocuklar gelsin, oturup bir karar verelim, dönelim İstanbul''a burada kalınmaz artık. Şu yollar falan da bir hale yola girsin bakalım. Her yer kapalıymış. Ne araba vapuru çalışıyormuş ne bir şey... Tam bir afet! Allah beterinden korusun... * DEVAMI YARIN