Esin ve Selim, Suna''nın evinden ayrıldıklarında neredeyse akşam olmak üzereydi. Birlikte üç saate yakın zaman geçirmişlerdi. Birden genç adam ustasının tembihini hatırladı: - Ah! Ben şurada bir yerde ineyim Esin, Müşfik ustaya telefon etmeyi unuttum. Genç kız kabanının cebine daldırdı elini. Cep telefonunu çıkartıp uzattı: - Al buradan ara. Niye ineceksin ki... Genç adam hemen tuşladı numaraları. Ustasına haber verdi. Müşfik usta artık dükkana gelmesine gerek olmadığını, doğrudan eve gidebileceğini söylediği zaman sevindi. Telefonu kapatıp geri uzatırken: - Artık dükkana dönmeyeceğim bu saatten sonra.
- Bütün gününü bizimle geçirdin. Kızmaz değil mi ustan? Başını iki yana salladı: - Yok canım, öyle bir adam değildir. Kızmaz.
Yalnız kaldıkları zaman tuhaf bir hava doğuyordu sanki. İkisi de mahcup bir şekilde duruyor, konuşmaya çekiniyorlardı. Esin arabayı Gültepe yoluna çevirdiğinde Selim atıldı: - Nereye? - Evine bırakacağım seni. Madem dükkana dönmüyorsun! - Hiç gerek yoktu. Bizim oraların yolları felakettir, mahvolur araban. Çamur içinde her yer. Esin gülümsedi. Aklına koyduğu şeyi yapan bir karakteri vardı. Kimse onu kafasına koyduğu şeyden döndüremezdi kolay kolay. Tecrübeli bir hareketle vitesi değiştirdi. - Direksiyon benim elimde. Ben nereye götürürsem oraya gitmek zorundasın. Delikanlı güldü sadece.
- Şimdi yol göster bakalım! Genç adam yolu tarif etti. Gerçekten de yarım kalmış inşaatlar, gecekondular, toz, toprak, çamur içinde bir yere geldiler. Üstü başı perişan ve kir içinde çocuklar oynuyordu boş arsalarda. Utanmıştı Selim ilk defa yaşadığı yerden.
- Bizim buralar değişiktir. Sizin yaşadığınız yerlere benzemez... Kaşları çatıldı genç kızın. Dik bir şekilde baktı yanında oturan delikanlıya: - Ne saçma bir hüküm! Burası da benim ülkem. Benim insanlarım. Bunun sorumlusu ne sensin, ne de benim. Bu eğer utanılacak bir durumsa bunun bedelini ne sen ödersin ne de ben. Bu yanlışı taşımak da sana düşmez. Selim başını yana eğdi. Cevap veremedi. Az sonra iki tane inşaat yarıda bırakılmış, sıvasız üçer katlı binanın arasına sıkışmış bir gecekondunun önünde durdu küçük kırmızı araba. Selim parmağıyla beyaza boyalı tahta kapısını işaret etti: - İşte benim fakirhanem burası.
- Ne güzel. Önemli olan bunun içinde mutlu olabilmek. Onu başarıyor musun sen bana ondan haber ver? Başını salladı genç adam. Dikkatle baktı genç kızın yeşil gözlerine. Usulca mırıldandı: - Bundan sonra daha kolay başaracağıma inanıyorum.
Ağzından bu sözlerin nasıl çıktığına kendisi de güçlükle inandı. Kıpkırmızı olmuştu. Esin o ne demek istediğini anlamış ama anlamamazlıktan gelmişti. Kendisi de aynı duygular içindeydi oysa. Bir gün içinde bütün hayatı değişmiş gibi geliyordu. Bir başka heyecan, bir başka coşku vardı yüreğinde şimdi. Gülümsedi: - Hafta sonunda görüşürüz o zaman. Bizim kavşakta beklersin beni. Saat on bir buçukta. Tamam mı? Sevinçle başını salladı Selim. Genç kız hareket edip iki kere korna çalarak uzaklaştı. Yerinde duramayacak kadar heyecanlanmıştı. Anahtarı eski kapıya zorla sokabildi ellerinin titremesinden. İçinden haykırmak geliyordu.
DEVAMI YARIN

