Kaydet
a- | +A

Müşfik usta gerçekten İskender beyin kendisine sağladığı imkânlardan sonra çok değişmişti. Bir araba almıştı ilk olarak. Artık Bakırköy''ün arka taraflarındaki evinden çarşıya kadar yürümekten kurtulmuş, arabasıyla gelir gider olmuştu. Diğer en büyük değişiklik ise dükkanın restorasyonuydu. Vitrin dizaynına kadar değişmişti her şey. Selim''in yerine yine onun yaşlarında bir kalfa bulmuş, işleri ona vermişti. Yine eskisi gibi bütün gün masasında oturuyor, müşterilerle muhatap oluyordu. Biraz olsun gün yüzü görmüştü. Ama geceleri yatağına yattığı zaman Selim''in mahzun bakışları gözünün önüne dikiliyor, vicdanını bir türlü rahat bırakmıyordu. Çevresindeki esnaf arkadaşlarından da büyük tepkiler almıştı yaptıkları için. Hatta selamı, sabahı kesenler bile olmuştu. Müşfik usta bütün bunlara göğüs germek zorunda kalmış, İskender beyin bir uydusu gibi çalışmaya başlamıştı. Adam büyük bir kooperatifin tesisat işini almıştı ustaya. Nereden baksan Müşfik ustanın üç sene, durmadan çalışmakla kazanacağı parayı alacaktı bir buçuk ay içinde. Biraz daha kazanırsa buradan gidip başka bir yerde, daha büyük bir dükkan açmayı planlıyordu. Yine önündeki eski defterdeki para hesaplarına dalmıştı Nazif içeri girdiğinde... Küçük, çipil gözlerini kısarak baktı kahveciye. Artık yaşı iyice ilerlediği için görme becerisi zayıflamıştı. Neden sonra tanıdı pala bıyıklı şişman adamı:

- Vay Nazif ağa... Seni hangi rüzgar attı buraya?

Selim''in bir başka yerde iş bulmasına yardımcı olduğunu biliyordu Nazif ustanın. Bir keresinde çarşının orta yerinde karşılaştıklarında Nazif öfkeyle bakmıştı yüzüne ve dişlerinin arasından haykırmıştı:

- Usta, usta, git kazandığın parayla adını değiştir sen. Hiç uymuyor sana!

Böyle bir tepkiyle karşılaştıktan sonra adamın dükkanına gelmesi heyecanlandırmıştı Müşfik ustayı. Ayağa kalkmıştı:

- Tatsız şeyler yaşandı aramızda ama olsun, geldin ya, unuttum hepsini...

Nazif elini uzatmadı. Sandalyelerden birine çöktü hemen. Şişman yüzü kızarmıştı her zaman olduğu gibi:

- Ben dediklerimin arkasındayım usta. Değişen bir şey yok. Yalnız, azıcık insanlığın kaldıysa içinde, bir mesele var...

Müşfik usta bozulmuştu. Bir şey demeden oturdu yerine. Tezgahın arkasından merakla kendilerini izleyen Metin''e döndü:

- Koş, iki çay getir bize...

- İstemem usta, çay içecek vaktim yok benim. Mesele mühim...

Eğildi masanın üzerine doğru, elini ağzına siper ederek anlatmaya başladı:

- Selim... Başı dertte çocuğun. Karısı hasta. Yüz elli milyon istemişler bir şey için. Ne olduğunu da anlamadım ama film gibi bir şey. Gariban iki aylık da hamileymiş. Benden istedi borç olarak. Yok, olsa hemen çıkartıp vereceğim, istemeyeceğim sonra da ama yok.. Bu iş sana düşer.

Bir babalık et, ver şu parayı. Merak etme, senin verdiğini Selim bilmeyecek. İyiliğin makbulü gizli yapılanıdır. Belki vicdanın biraz huzur bulur, ha, ne dersin?

Müşfik usta buz gibi hissetti kendisini. Tüyleri diken diken olmuştu adeta. Bir şey söyleyemedi bir müddet. Sonunda başını salladı suçlu bir ifadeyle:

- Tamam Nazif, gidelim bankaya, çekeyim parayı. Nesi varmış gelinin acaba?

- Baş ağrısıymış galiba, doktor önemsemiş, hastaneye kaldırmışlar garibi geçende. Selim''i görsen, canlı cenaze gibi...

İki adam birlikte çıktılar. Hemen caddenin sonundaki bankadan istenen parayı çekti Müşfik usta. Yüreğinde bir rahatlama, bir aydınlanma vardı sanki. Aylardır içini kemiren vicdan azabının bir nebze olsun hafiflediğini hissederek gülümsedi:

- İnşallah işine yarar, Allah yardımcısı olur. Beni suçluyor biliyorum ama o adam, o İskender bey yok mu? Ocağımı söndürürdü benim Nazif... Duman ederdi beni. Anlayın ne olur...

Nazif pala bıyıklarını keyifle burdu:

- Tamam, affettim şimdi seni artık. Ama Selim duymasın bana sorarsan. Gururlu çocuktur, geri getirir paranı.

Elini kaldırarak onayladı kahvecinin söylediklerini Müşfik usta. Onun uzaklaşmasından sonra ağır adımlarla döndü dükkanına.

DEVAMI YARIN