Birkaç dakika sonra hem Suna hem de Selim acilin muayene odasına girmişler, sağ taraftaki perdeyle ayrılmış bölmenin arkasında yatan Esin''in bulunduğu yere doğru başlarını uzatmışlardı. Suna neşeli bir tavırla seslendi perdenin ardından: - Kız... Haydi bakalım, anne oluyorsun...
Esin güçsüz bir halde gülümsedi, yattığı yerden elini uzattı arkadaşına. Öteki koluna bir serum bağlanmıştı. Selim tedirgin, üzgün, telaşlı bakışlarla girdi içeriye. Karısının baş ucuna gidip alnından öptü onu.
- İyisin değil mi hayatım, korkuttun beni.
Başını salladı genç kız. Yüzündeki o hep var olan sevimli, ama hüzünlü ifade daha belirginleşmişti bir anda. Başını salladı: - İyiyim canım merak etme, bu kadar telaşlanmana gerek yok. Bebeğimin yüzünden hepsi... Sevinmedin mi? Selim ağlamaklıydı: - Sevinmez olur muyum hiç. Hem de çıldıracak kadar sevindim. Ama seni hasta ettiği için kerataya kızmadım değil... Suna memnun bir tavırla izliyordu onları. Esin''in ayak ucuna ilişmişti. Sonra saatine baktı: - Bu serum iki saatte ancak biter. Benim karnım acıktı her zamanki gibi. Esin gülmeye başladı. Arkadaşının huyunu çok iyi biliyordu. Suna gece belli bir saate kadar uyumadı mı, mutlaka kalan zamanda yarım saatte bir mükellef bir şekilde oturup karnını doyururdu. Genç kadın kocasına döndü: - Hayatım, Suna''ya yiyecek bir şeyler bulmak zorundasın, çünkü çekilmez olur... Suna ise itiraz etti: - Hayır, ben kendim hallederim. Siz ikiniz kalın karı koca! Kendi işimi kendim görürüm ben.
Çantasını kaptığı gibi fırladı. Çünkü biliyordu ki Selim''in cebinde para yok! O odadan çıktıktan sonra Selim karısının terden alnına yapışan saçlarını geriye doğru sıvazladı. Esin gözlerini kapatmıştı. Uyur gibi mırıldandı: - Çok korktun değil mi? Selim titrek bir sesle fısıldadı: - Hem de nasıl? Ölüyorum sandım... Doktorla konuştum. Tomografi istiyor. Baş ağrılarından şikayet etmişsin. Benim niye haberim yok? Hiç söylemedin bana... Esin gözlerini açtı, güldü hafifçe: - Önemli bir şey değil, sordu başın ağrıyor mu diye, ben de evet dedim. Aspirin içince geçiyor zaten... Genç adam kararlı bir yüz ifadesi takındı: - Olsun, hemen tomografiyi çektirmemiz şart. Odanın içinde bir hemşire vardı sadece. O da perdenin öte tarafındaki bölmede bir şeyler yapıyordu. Arada bir gelip genç kadının serumuna bakıyor, nabzını kontrol ediyordu. Doktorun talimatı böyleydi. Esin içini çekti: - Boş ver Selim. Hem bebeğe zararı olur şimdi tomografinin. Hem de gücümüz yetmez... Delikanlı kaşlarını çatarak biraz sert bir sesle cevap verdi: - Ne demek gücümüz yetmez. Yok artık... Merak etme sen o tarafını, ben hallederim. Hem bebek için doktorla konuştum. Şimdi zararı olmaz diyor, ne zaman üç, dört aylık olurmuş, o zaman zararı olabilirmiş. Bu yüzden itiraz istemiyorum. Bu sırada Suna girdi içeriye. Elinde kocaman bir sandviç vardı. İştahlı bir şekilde yiyordu: - Harika, aşağıda bir kantin var, nefis bir yer. Pizza bile var. Bundan sonra doymazsam pizza yiyeceğim. Karar veremedim ikisi arasında ama bu sandviç daha cazip geldi.
Kapı açılınca susmak zorunda kaldı. Kısa boylu doktor tekrar gelmişti. Yan gözle Suna''ya baktı. Genç kız sandviçini saklamaya çalıştı. Ağzı da dolu olduğu için çok komik görünüyordu. Doktor nabzını kontrol etti genç hastasının: - Dediğimi mutlaka yaptırın. Hemen bir tomografi çekilsin. İhmal etmeyin sakın... DEVAMI YARIN

